Üzerine Güneşin Battığı bir Sanayi Dalı: Otomotiv ve Türkiye

Makale

Türkiye’nin otomotiv sanayii ile olan serencamı 1960 lı yıllarda başlamıştı. Ford motoru ile yürüyen Anadol bir kenara bırakılacak olursa, Renault ve Fiat(Murat) Türkiye’nin...

Türkiye’nin otomotiv sanayii ile olan serencamı 1960 lı yıllarda başlamıştı. Ford motoru ile yürüyen Anadol bir kenara bırakılacak olursa, Renault ve Fiat(Murat) Türkiye’nin otomobil açlığına cevap vermek için üretime geçtiğinde, işçisi, mühendisi, işletmecisi ve satış zinciri ile herkes bir şeyler öğrendi. Bıyıklı işçi cam sanayinde, oto camı temiz ve pürüzsüz olsun diye geleneksel değer ve ulusal gururu olan bıyığını bile kesti.  O yıllarda Japon Yen’i değerli olduğu için Japon arabaları istenmemiş, Türkiye bu açıdan da yine Avrupa’dan yana bakmıştı. Dünyada otomotiv sanayi ilk darbeyi 1970 ve 1980 li yıllarda yaşanan petrol krizleri ile yerken, Türkiye korumacılığın rahat atmosferinde, bu sanayi dalının sorunlarını ve risklerini düşünmemişti bile.

 

Oysa Dünya Değişmeye Başlamıştı

Ama olanlar olmuştu. Petrol krizlerinin titrettiği dünyada, Japon otomotivinin(Japon devletinin müşfik yönlendirmesinden özellikle dış piyasa hamlelerinde çok yararlanan) rekabetinden, önce otomotiv’in beşiği sayılabilecek ABD ve özellikle Detroit nasibini aldı. Uyum kabiliyeti yüksek ABD sanayi, orta ve küçük modellere geçerek, pahalı petrole karşı bir yaşam savaşına girdi. Ama Japon otomobilleri ABD piyasasını önce ticaret, sonra bilfiil doğrudan üretimle ele geçirmeye başlayınca, korumacılığının gümrük vergi indirimleri ile azalmaya başladığı 1980 ve 1990 larda, Batı, otomotiv sanayini artık “gün batımı”(sun set) sanayi olarak adlandırmaya başladı.

Makul fiyat ve üstün benzin kullanım performansı taşıyan cazip Japon modelleri, ithalat nedeni ile ABD nin emek yoğun otomobil sanayi dallarında, geniş çaplı işçi çıkarmalara neden oldu. Yani gün, aslında büyük ölçüde, bileğinin gücü ve alnının teri ile çalışanların üzerine batmaya başlamıştı. İş o noktaya gelmişti ki “üzerinde güneşin batmadığı” Büyük Britanya Krallığı, artık bu alandan çıkmaya karar verdi. Sonraları Doğu Avrupa’nın AB ye meyleden Çek Cumhuriyeti gibi ülkeleri reorganizasyona gidip model yenilediler. Evet, Avrupa’da istisnai korumalar sayesinde İtalya, Fransa ve özellikle Almanya konumunu korudu. Japon rekabetine pes etmedi. Ama onlar zaten çoktan beri dünya piyasalarındaydılar

 

Yıldızlar Parlarken Neredeydik?

Artık otomotiv sektöründe kozlar Asya’ya kaymıştı. Japonya, Güney Kore, Malezya, Çin ve nihayet Hindistan podyuma bir girdi, pir girdi. Toyota, Honda, Subaru, Nissan gibi Japon devlerinin ürünlerine Kia ve Hyundai gibi Kore, Proton gibi Malezya, Cherry gibi Çin ve nihayet Tata gibi Hindistan markaları ekleniverdi.  Biz bunların hepsini ithal edip kullanmaya başladık. Toyota, Mitsubishi gibi markalar Türkiye’de üretime de girdiler. Ama her vesile ile verilip de tutulmayan sözlerden, çalışma ahlakı farklarından şikâyet edip durdular.

Küreselleşen üretime karşı biz bu arada ne yaptık? Pek fazla bir şey sayılmaz. Evet, Afrika’ya, Yunanistan’a, belki Orta Doğu’ya otomotiv ürünleri ihracatı yaptık ve hala yapıyoruz. Ama Türkiye menşeli fark yaratan bir markaya, iç Pazar ve dış Pazar açmayı pek düşünmedik. Belki olsa olsa bir ticari taksi modeli oluşturmuşuzdur. Ama eşi menendi olmayan,  yeni bir model, örneğin başkalarından önce bir Hybrid(hem gaz, hem petrol, hem elektrik ile çalışan ve çalışırken elektrik şarj eden) araba ile ortaya çıkmadık, çıkamadık. Burada bir ayıp olabilir. Ancak bu ortak bir ayıptır. Sadece sanayi dalının değil.

 

İstenen “Emir-Kumanda  Ekonomisi” ne Geçiş değil Teşvik Olmalı

 Ve şimdi birden bire, dünyadaki gelişmeleri ve gecikmenin piyasa etkisini görmezden gelerek, özel sektörü talimatla otomobil markası üretmeye zorluyoruz. Bunu kimden istiyoruz? Sektörde kim varsa. Ama bir firma Başbakana ve Bakana laf yetiştirmeye çalışıyor. Demek ki üstüne alınıyor.

Evet,  Türkiye’de otomotiv sektörü, yıllarca devletin korumacı kanatları altında büyük ölçüde iç pazarı hedef alarak üretim yaptı. Hem de ne koruma: Rakip markalara yüksek, hammadde ve ara mallara düşük gümrük vergileri, ucuz üretim kredileri, teşvikli üretim alanları, vergi iadeleri, tüketici özensin de en azından birer tane edinsin diye düşük faizli tüketici kredileri ve nihayet başlangıçta sübvansiyonlu benzin.

Buna karşılık, önceleri uzun yıllar, çabuk paslanan çeliği, durduk yerde bozulan aksamı, el yakan yedek parçaları, güvenilmez bayii ve tamircileri ile yerli otomobiller insanları canından bezdirdi.  Bir tek ithal motorları pek sağlamdı. Üstelik sadece sınırlı birkaç model ürettiler ve öyle dişe dokunur model yenilemeleri de yapmadılar.

 

İntihar Olmasa bile “Bile Bile Lades” Olur

Yağmur yağarken suyu onlar topladı. İç pazarın balını onlar tattı. İthalat serbest olunca da birden ithalatçı kesildiler. Ama yine hatırlayalım. Otomotiv bugün dünyada hala “gün batımı sanayi” olarak kabul ediliyor. Şimdi eğer 2500-3000 Dolara, tüketicinin gözünü ve gönlünü fethedecek yeni bir marka isteniyorsa yine desteklenmek zorunda. Hele bu emirle hiç olmaz. Belki  bizde “emir demiri keser” diye bilinir. Ama kimseyi memnun edemez. Bu nedenle eğer şimdi otomotiv sanayi dalında bir üçüncü kuşak temsilcisi, “yerli otomobil üretmek intihardır” diyorsa, ona kızmaktansa ne diyor ve neden bunu söylüyor diye kulak vermek gerekir. Bu hem gerçekleri görmek, hem de en azından, Türkiye’de iktisadi demokrasinin bir şekilde tecelli etmekte olduğunu göstermek açısından önemlidir.   

Ayrıca şimdi piyasadaki Asyalı üreticiler büyük bir rekabet farkı yaratır, en eski otomotivciler destekle zar zor ayakta durmaya çalışırken, dünyanın finansal krizden çıkmaya nazlandığı bu dönemeçte, böyle bir alana yeniden girmek elbette intihar olmaz. Ama bile bile lades olur.

 

Yeni bir “Devrim Arabası” mı istiyoruz?

Artık eski destekleri devlet veremez ve vermemelidir. Ama illa bir şey yapılsın isteniyorsa ki bu tepeden talimatla olmaz, o zaman birkaç Türk sanayi devi bir otomotiv şirketi kurar, riski paylaşır; iç ve özellikle dış pazar araştırmasını birlikte yapar. Örneğin bir SUV, bir Mini Van üretilir. Adına Patnos der, Zigana der veya Patara der. Herhalde isim bulmak en kolay iş olur.

Ama gecikmiş bir ulusal heyecanın yaratacağı yürek sıkıntısını, bile, bile, göre, göre bir firmaya yüklememek daha uygun olur.. Zaten dünyada talkın okunan bir sanayi dalı için talimat vermek ne kadar girişim özgürlüğüne uyar o da tartışılır. Eğri oturup doğru konuşalım: Biz yeni bir  “devrim arabası” mı istiyoruz? Öyleyse hangi devrim bu? Bu bir marka yaratma umudu ve yüreklendirme ise o zaman üslup başka olmalı.

 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263