“Hepimiz Amerikalıyız” Diyebilmek

Makale

Dün Amerikan siyasi yaşamında yeni bir gün başladı. Başkan Barack Obama, eski-yeni ekibi ile birlikte resmen göreve başladı....

Dün Amerikan siyasi yaşamında yeni bir gün başladı. Başkan Barack Obama, eski-yeni ekibi ile birlikte resmen göreve başladı. Yükü hiçbir zaman azalmayacak uluslararası sorunlar dünkü törende geri plandaydı. Biz Washington DC de kongre binasının önünde toplanmış yüz binlerin gözünde ve gönlünde sadece ve sadece Amerikalı olmanın, kendini Amerikalı olarak tanımlayabilmenin ulusal gururunu gördük. 

 

Söylenmemiş söz “Ne Mutlu Amerikalıyım Diyene”

Göçmenlerin ülkesi Amerika Birleşik Devletlerinde sıra dışı bir Başkan ikinci kez göreve geldi. Barack Hüseyin Obama olarak, İncil’e el basarak yemin etti. O, zor zamanlarda, Amerika gibi çok dilli, çok renkli, çok etnik kimlikli bir toplumun umutlarını bağladığı bir simge oldu. Amerika 4 yıl önce olduğu gibi bu defa da, geleceğini “denizden, parlak denize”(From sea to Shining Sea) uzanan verimli topraklarının bu güzel çocuğuna emanet etti.

Biz törende umut ve gurur ile zaman zaman tezahürat yapan, sürekli bayrak sallayan kalabalıklarca bir de dile getirilmemiş bir “ne mutlu Amerikalıyım diyene” haykırışını duyduk sanki. Bir etnik kimliğin değil, birlikte oluşturulmuş, ortak amaçlarla pekiştirilmiş, yapıştırıcı, birleştirici bir kimlik Amerikalı olmak. Bu ne adar önemli bir şey. İtalyan, Çin’li, Rus, Sıp, Arap, Afrikalı veya Hintli. Demokrat veya Cumhuriyetçi. Ama sonunda hepsi Amerikalı.

 

Farklılıklar içinde Uyum ve Bölünmezlik(Pluribus Unum ve Indivisibility)

Nitekim Barack Obama, kendi deyimi ile “Allaha ve ülkeye” ettiği yemini izleyen konuşmasında yine “ulusun bölünmezliği” ne güçlü bir vurguda bulundu. İçi boş sözler söylemektense, ulusu bir arada tutacak temel unsurları sıraladı: “hala çaresiz göçmenler için bir umut ülkesi ise, bu ülkede doğan her çocuğun eşit fırsatlara sahip olması” gerektiği, “eşitliğin sadece Allah katında değil, hukuk ve toplumsal paylaşımda” gerçekleşmesi gerektiğini önemle ve duyarlı bir kararlılıkla vurguladı. Hala risk ve alma gücünün doruğunda bulunan ülkesinde, eğer hala yaratıcılık dünya birincisi ise adil paylaşımla, ülkesinin daha da güçleneceğini söyledi.

 

Umut Yine Önce Umut

“Babamın Rüyaları” Obama’nın ilk okuduğum kitabı oldu. Orada ben, onun babasından çok, genç annesi, annesinin her gittiği yere uyum yapan küçük Barack, hayatından sıyrılıp çıkan babası, ama en önemlisi ve muhtemelen onun yetişmesine asıl katkıda bulunan anneanneye daha fazla dikkat ettim. Bir genç anne ve bir anneanne böyle bir çocuk yetiştirebiliyorsa ne büyük bir umut ışığı bu kendi kızlarım dahil, genç annelere!

“Umudun Cesareti”(Audacity of Hope) Obama’nın çok severek okuduğum ikinci kitabıydı. Allah insana umutlarını, rüyalarını ve yaşam sevincini kaybettirmesin. Bu defa törenin ana teması yine umuttu. Ama bu defa “Amerika’nın geleceğine bağlanan umut”tu. Öyle bir umut ki, ülkeyi bir arada tutacak, insanları ulusal kimlikleri dolayısı ile mutlu kılacak ve ülkeyi yüceltecek bir umut.  Nitekim Başkan’ın aklın ve bilginin hamuru ile yoğrulmuş duyarlı duygusallığı, her yönetimin, yoksul, yoksun ve hasta için bir umut olması gerektiğini ve hukukun üstünlüğünün her kez için önemini konuşmasına bir kez daha yansıttı. Amerikan halkı bence işte bu umudun peşinden yine dört yıllık yola koyuldu.

“İnanabileceğimiz Değişim”(Change We can Believe in) Obama’nın kaleminden çıkan ve okunması gereken bir başka kitap. Obama yönetimi imkânsız gibi görünen sağlık reformunu yürürlüğe soktu. Bedeni engeli olanın da hastanın da umudu yapılabilecek bir değişimdeydi. İnanarak, hem de çok zor bir kriz yılında değişimi başardı. Şimdi çevreye duyarlılık istiyor Obama. İnsana doğanın bir parçası olarak inanarak istenen bir duyarlılık bu. Kendini “Allahın ülkesi”(God’s country) olarak tanımlayan ABD de yine inanabileceğimiz bir anlayış değişimini tetikleyecektir.

 

Ve “Barışı Kazanmak”

Obama,  “yurtta sulhu” bir miktar sağlamak için, silah kontrolüne çok önem verdiğini gösterdi bile. Bakalım “eski köye yeni adet” nasıl getirilecek?

Ama konuşmasında en başta “ülkenin güvenliği için yurtta ve uzak topraklardan hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan Amerikan silahlı kuvvetleri”ne teşekkür etmesi bence çok önemli ve anlamlıydı. “ Barışı kazanma”nın önem ve zorluğuna değindi. Gerçekten de savaşı kazanmak, teknolojik donanım üstünlükleri ile mümkün. Ya barışı kazanmak için ne yapmak gerek?

İşte Obama önümüzdeki 4 yıl içinde Amerikan askerlerini, dünyadan çekerken “cihanda sulhu” nasıl güvence altına almaya çalışacak göreceğiz. Sahra altı Afrika’da işi Fransa’ya, Orta Doğu’da işi Türkiye’ye, Asya’da işi Çin ve Japonya’nın bizzat kendine bırakıp, “barışı kazanma” ya, “barışı kazanmak” denebilir mi? Veya Amerika bunu diyebilir mi? Yoksa sorumluluğu başından atıp, arkadan kukla mı oynatmak mı denir buna bilemiyorum.

 

Ama Obama, şu kritik dönemeçte, hem ABD, hem de dünya için yine en iyi seçim oldu.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263