Menzil-i Maksud: Tam Bağımsızlık
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 30.11.2012
Menzil-i Maksud: Tam Bağımsızlık

Dün hem Filistin, hem de Mahmut Abbas için kutlanacak bir gün oldu. Evet, Filistin resmi olarak tanınmaya hala uzun yıllar ve meşakkatli yeni süreçler kadar uzak. Ama Abbas’ın öncelikle Hamas karşısında eli güçlendi.

Her ne kadar Israil “önemli değil, yarın uyanınca Filistin halkı için değişen bir şey yok” diyor olsa bile, bu işten Hamas’ın prim alarak çıkmaması ve bundan sonraki süreçlerde resmi ilişkilerin Abbas gibi ılımlı bir siyasi kimlik ile yürüyecek olması, onun da işine geliyor olmalı.

Evet, Filistin’in dünkü oylama sonucunda, BM nezdinde artık yeni bir statüsü var: Üye olmayan gözlemci.  Büyükelçi Sayın Özülker, bunun 22 Kasım 1974 de FKÖ nün(PLO) elde ettiği, gözlemci statüsünden daha farklı olduğunu söylüyor. Yine oy vermeyecek. Ama artık İsrail’i uluslararası ceza mahkemesine şikâyet edebilecek.

 

Bağımsızlık Umudu ve Bilinci

Bilindiği gibi, FKÖ 1988 yılında kendisini Cezayir’de “sürgündeki devlet” ilan etmişti. Ama o zaman toprakları itibarı ile bir referansı olmayan bir sürgün devletiydi. 1995 yılında İsrail ile yapılan anlaşma sonucu Batı Şeria ve Gazze’nin biçimsel olarak referans alınmaya başlaması, bence 1974 den sonra gelinen yeni bir aşamaydı. Sorunlar yine devam ediyor, ne sınırlar, ne fiili “işgal”, ne de mülteciler ile ilgili bir ilerleme kaydedilebiliyordu. Ama bu arada FKÖ, bir Filistin Ulusal Otoritesine dönüştü. İleriye doğru küçük ama yeni bir adım atılmıştı. Yeni adım yeni bir umut muydu? Bu tabii yoruma bağlı.

Ama o dönemden sonra yol kat etmekten ziyade yolda çok barış haritası eskitildi; Çok kan aktı ve çok acı çekildi. Hala da çekiliyor. Pek çok anlaşma umudu söndü. Yine de önemli bir kazanım vardı. Artık Filistin halkı arasında bir bağımsızlık bilinci yerleşmeye başlamıştı.

Bu bilinçteki en önemli eksiklik bağımsız bir devlet olmanın yükleyeceği sorumluluklardı. Özellikle kendi içlerinde de bölünmeye başladıkları içindir ki doğrusunu söylemek gerekirse reel politik açısından fazla bir umut ta yoktu.

 

Nasıl bir Oluşuma Doğru?

Tek devlet- İki sistem olamayacaklardı. Artık İsrail’le “dönülmez akşamın ufkuna” gelmişlerdi. Esasları oturtulamamakla birlikte, 2 devletli bir çözüm, her iki tarafta da kabul görmeye başlamıştı. Ama ah bu onulmaz Orta Doğu hizip hastalığı yok mu? Hamas ve Fetih birbirine düştükçe bu iş te sarpa sarar oldu. El-Fetih ılımlılaşınca devreye giren radikal Hamas, radikal Hamas ılımlılaştıkça barışı engelleyen sayısız farklı radikal grup, bağımsız Filistin için mücadele ediyor olabilir. Ama barış için mücadele ettiklerini hiç sanmıyorum. Eğer şeklen bağımsızlığa yaklaştıkça, barışa uzaklaşacaklarsa bunun Filistin’e, bölgeye ve dünyaya ne faydası olacak bilemiyorum. 

 

Bir Anı Parası Basmalılar   

Zaman zaman Batı Şeria-Gazze ve İsrail’den oluşan 3 devletli çözüm de, çözümsüz Kudüs sorunu nedeni ile (Vatikan veya Holly See benzeri), 4 devletli çözümün de konuşulduğunu duyduk.  Ne var ki, bir de hep dökme suyla değirmen döndürmek, hep yardımla yaşamak, kurumlarını bile kuramamak ve hep kendi aralarında uzlaşma zemini oluşturmak için bile Mısır’a, Türkiye’ye muhtaç olmak sorunu vardı ortada. Hala da var. Bazen Filistin’li arkadaşlara “bir para birimi çıkarın” diyorum. “Pahalı olur” diye cevap veriyorlar. “Sembolik olsun. Az bir şey tedavüle sürün, Bakın İskoçya’nın var”  diyorum. Çıt yok. Çünkü sanki üzerine illa insan resmi koymak gerek. Abbas’ı mı koysunlar, Meşal’i mi? Al sana bir başka kavga konusu. Yahu “Şeria nehrini” koyun diyorum, ya Gazze ve Kudüs ne olacak ? Diye soruyorlar.        

 

Erişir Menzil-i Maksuduna Aheste Giden

Kimse kimseye, gümüş tepsi üzerinde bağımsızlık sunmaz.  Bana İsrail örneği var demeyin. O başka bir konu, başka bir zaman ve başka bir zemin. Ayrıca, daha kuruluşundan beri Filistin’lilere karşı olan tutumu, dünyada yeterince tepki toplamadıysa, o da dünyanın sergilediği, beğenmediğiniz tarzda bir başka uzlaşmadır. Ama yine hiçbir ülke bir başka ülkeye kolayca bağımsızlık vermez ve bunun için topraklarını paylaşmaz.

Ya ne olur? Bunu için ya savaşırsınız, Ama Filistin örneğinde yıllardır gördüğümüz gibi gücünüz yetmiyor ve hasmınıza diş geçiremiyorsanız, ne rahat edersiniz, ne de rahat ettirirsiniz.  Ya da bir başka yol, uzlaşma zeminleri oluştura oluştura, menzili maksudunuza ağır ağır ilerlersiniz.

Sanırım 29 Kasım 2012 de Filistin’in elde ettiği sonuç, önce Abbas için barış yolunda bir siyasi kazanım. Ama Filistin için uzun ve zorlu tırmanışta erişilen yeni bir doruktur. Filistin için” menzil-i maksuda aheste” gitmekten başka bir çözüm kalmamıştır. Onlar da artık “tiz-i reftar olanın payine damen” dolaşacağını bilmektedir. Bunun için bilinmese bile denetleyemedikleri radikal oluşumları engellemenin yollarını aramakta, ama henüz bulamamaktadırlar. Tabii bu da bir kapasite, bir çap gerektirir.  

 

Resmi devlet Olarak Tanınmak için

Oylamama sonucunda kutlamalar yapılırken gelinen aşamanın önemi elbette telaffuz edildi. Ama İsrail ve ABD nin vetosunun hatırı kalmasın diye “resmi bağımsızlık kabulü, Birleşmiş Milletlere değil, ikili olarak alınan bir karara bağlıdır” demeyi de ihmal etmemişlerdir. Burada beklenti, İsrail’in Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıması için, Filistin’in İsrail’i tanıması gerektiğini kabul etmesidir. Unutulmasın, zorlukları ne fazla, sorumlulukları ne kadar büyük olursa olsun, Filistin için nihai Menzil-i Maksud Tam Bağımsızlıktır. Gelişmeler Filistin’e hayırlı, bölgesel barışa vesile olsun.

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC