Bir Avrupa Rüyasından Bir Orta Doğu Kâbusuna
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 27.7.2012
Bir Avrupa Rüyasından Bir Orta Doğu Kâbusuna

Biz 55 yıl bir Avrupa rüyasında sayıkladık durduk. Ama bunun gereği olarak hep kendimize çekidüzen verme gereği duyduk. Bugün Türkiye’de özellikle son 20 yılda ne yapıldı ise Avrupa Birliği standartlarına erişmek için yapıldı. Ne kadar becerebildiysek demokratikleşme bile Kopenhag kriterlerinin ürünü olarak kabul edilebilir. Yapamadıklarımız ise, kısmen “işte biz de bu kadar Avrupalı olabiliriz” kötümserliği ile o yeterince eğitemediğimiz “Rabbena hep bana” bencilliği ile yaşamayı seven Türk insanının ortalama tavrından kaynaklanıyor. Ve tabii, bizi peşinde koşturup koşturup yeni yeni koşullarla bunaltan AB üstelik derin bir krize girince biz de o Avrupa gündüz rüyasından uyandık. Ama o sonunda bir hayal kırıklığı da olsa, zararsız bir rüya idi. Hatta birçok faydalı iş yapmaya ve yanlış yapa yapa doğru yolda yürümeye bile başlamıştık.

 

Ya Sonra?

Evet, yarım asırlık Avrupa Rüyasında iken o kadar da derin bir uyku içinde değildik. 2005 yılında, köklü bir Afrika atılımını başlattığımız, hatta o yılı Afrika yılı ilan ettiğimiz zaman, AB ile müzakerelerin zaten sarpa saracağını biliyorduk. Ama doğrusu Avrupa’nın kendi pisliğinde boğulma tehlikesi içinde olduğunu görememiştik. Bununla birlikte büyüyen ve güçlenen Türkiye için yeni ufuklar aramak bana da çok hoş ve akıllıca gelmişti. Latin Amerika, Orta Doğu ve derken Asya Pasifik, Türk müteşebbisler için zaten yavaştan keşfedilmeye başlanan ve verilen ivme ile iyice hedeflenen coğrafyalar olmuştu. Ne coşkulu bir uzak görüşlülük ve ne gurur verici bir küresel görünümdü bu! Ticaret, okullar, sağlık örgütleri, Türkçe yarışmaları ve yatırımlar derken “Türk” adını dünyada duymayan kalmadı. Biz AB ye nispet nerelere gelmişti! Evet, yüksek bir cari açık ve taşıdığı riskleri yüklendik. Bunu bile sürdürmeyi öğrendik. Yani “ne yaparım senden sonra? Korkusunu atmıştık biz.

 

Hala Gidebileceğimiz Yer Büyük Güçlerin İstediği Kadar 

Ama Türkiye, hala kişi başına 10.000 Dolar gelir, yüksek kadın ve çocuk ölüm oranı, yüksek okullaşma ama alçak öğrenme oranı kıskacında bulunan bir ülke. Büyük iktisadi potansiyelleri var. Ancak henüz bu tam olarak sürdürülebilir kalkınmaya yansımadı. Toplumsal kalkınmada hala zorlanıyoruz. Her gün en az bir kadın cinayeti haberi var. Bu mütedeyyin toplumda, yaygın ensest var. Trafik çilesi ile gelen toplu cinayetler, çarpık şehirleşme ve en önemlisi, bireysel ve toplumsal yozlaşma ve yolsuzluk var. Siyasi alanda iddialara rağmen demokrasi özürlüyüz. İçerdekilerin ve neden içeride olduklarının açıklaması yok. Muhalefet kimden gelirse gelsin uyarıcı ve hatalardan koruyucu değil, düşman veya vatan haini olarak görülüyor. Şimdi böyle iken birilerinin gaza getirmesi ile “bölgesel siyasi güç” iddiası, Türkiye’yi bir kâbusa sürükleyecek diye endişeliyim. Hele bölge Orta Doğu olunca bu endişem, kim ne söz verirse versin, bu sözler kime verilirse verilsin, bedelin çok ağır olabileceğini korkusuna dönüşüyor.  Çünkü biz Orta Doğu gibi, dünyanın elini üzerinden çekmeyeceği, gözünü üzerinden ayırmayacağı bir bölgede, bizim ufkumuz ve “vizyonumuz” ABD, AB ve Rusya’nın bize izin vereceği sınırlarda kalacaktır. Eğer bizim hayallerimiz ile onların hesapları veya kendi aralarındaki hesaplaşmalar uyuşmaz ise, uğrayacağımız hezimet, yiyeceğimiz kazık büyük, uyanacağımız kâbus ise ateşli bir hastalık nöbeti olacaktır. 

 

Para ve Pulla Dostluk değil, Geçici Menfaat Olur

Beşar Esat ile hiç karşılaşmadım. Onu ve eşini tanımam. Ona dostum diye hiç sarılmadım. Onunla mayın temizleyip gelecek planları ben yapmadım. Ne Esat yönetimini savunurum, ne halka şiddeti, ne de vatanına karşı başkaları ile işbirliği yapanları. Ama belki de benim hayattaki en büyük kusurlarımdan biri “akde vefa”dır. Dostumu iyi seçer, ona vefalı davranırım. Herkese de dostum veya kardeşim demem. İşte bu nedenle Suudi Arabistan ve Katar Suriye ordusundan ayrılacak özellikle yüksek rütbeli subaylara büyük Dolar ikramiyesi sözü verdiklerinde, “Vicdan ve Cüzdan Arasında Kalan bir Suriye” diye bir yazı yazıp TASAM sitesinde yayınlamıştım. Bu yazının son paragrafının başlığı  “Medeniyetin Yeni Müzayede Salonu” idi ve düşüncelerimi şöyle ifade etmiştim. “Dün Suudi Arabistan’ın “Suriye ordusundan ayrılıp, özgür Suriye Ordusuna katılacak olan asker ve subaylara maaş bağlanacağı” açıklaması yapıldı. Soruyorum. Şimdi bu vicdan-cüzdan muhasebesinde ikincisine yenilen ordu mensupları ve/veya sivil vatandaşlar, yarın yeni bir Suriye veya herhangi bir yeni başka ülkeyi kurabilir mi? Yoksa bir müzayede salonunda, kurulan düzen, birilerinin yine işine gelmezse, en yüksek fiyatı verene mi satarlar vatanı. Yok, Türkiye böyle bir fiyatı ödemeye talip olamaz. Böyle bir müzayede salonunda yer alamaz. Ulusal onuru, bordro mahkûmu yapabilecek insanlarla ve onlar için bir yüksek bedel ödeyemez.”

 

Kişi ve Refiki

Şimdi dünyanın Suriye dönüşümünde en önemli yapı taşlarından biri olarak gördüğü General Manaf Tlas, buna ne ölçüde uyuyor,  medeniyetin müzayede salonunun hangi köşesinde bizimle iftar sofrasına oturuyor bilemiyorum. Ama bugüne kadar çocukluk arkadaşı Beşar Esat ile baba Esat’ın çok iftar sofrasına oturmuş olduğunu düşündüğüm bu General, Türkiye’ye ne söz verebilir diye üzülüyorum. Verilen sözlere güvenenlere ve benim gibi kuşaklar boyunca vatan sevgisi taşıyarak yetişen insanları önce muhalefet, sonra şiddet yanlısı, olmadı vatan haini diye itham etme eğiliminde olanlara teessüf ediyorum.  Türkçede, kişi refikinden belli olur diye bir söz vardır hatırlatırım.   Beşar’a bile dost olamayan, Türkiye’ye dost mu olacak? Haydi, oldu. Yeni Suriye’nin Türkiye’ye ne faydası olacak? Bir Orta Doğu veya Suriye Standardı bile yok ki uyum yapalım. Onlar mı bize uyum yapacak? Neye, demokrasimize mi? Giderek vahşileşen piyasa ekonomimize mi?

 

Uzun Sözün Kısası     

Biz neden şimdi yeni çizilecek haritalardan medet umuyoruz?  Suriye veya herhangi bir Orta Doğu ülkesinin yeniden fethi bize rasyonel ticari ve ekonomik ilişkilerin ötesinde ne fayda getirecek? Biz Rusya’ya belki de birleştirici yeni muhalefet ismi olarak görülen General Tlas ile birlikte ne sözler vereceğiz ki, “sıcak deniz” emellerini Esat rejimi ile daha iyi bağdaştıran o gerçek güç Rusya sadece Tartus Limanında uslu uslu oturmaya devam etsin?   Açıkçası bizim için kişisel bir hayal, ulusal bir kâbusa dönüşmemeli. Bizim orta Doğu ile ekonomik menfaatimiz sınırlar içinde uygulanabilir. Sınırları kaldırıp yeni haritalar çizilmeye başladığında, pek çok şeyi kaybedeceğiz. Biz bence şimdi acaba neden Irak’a ABD ile birlikte girmeme onurunu gösterdiğimizi hatırlayalım ve o günleri bugünkü atak Suriye politikası ile bir kıyaslayalım. 

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC