Şehit Pilotlarımız ve "Esed Medyası"
Altan ÇETİN
Prof. Dr. Altan ÇETİN
Yayın Tarihi : 5.7.2012
Şehit Pilotlarımız ve "Esed Medyası"

Beşşar Esed’in korku ve kan diktatoryası o ağzında düşüremediği “halk” denen mevhum mefhumu tanklar ve toplarla ıslah etmeye çalışırken, pilotlarımızın şehadet haberiyle sarsıldık, sarsılma az kalır belki gözyaşlarımızla hoşçakalınlarımızı, fatihalarımızı Esed’in defterinin dürülmesi sonrasına bir vaad ve bedel olarak erteledik. O kahraman pilotların saçının tek teli tüm Esed Rejimine bedeldir.!  Devletini ıslah etmesi gereken bir devlet halkını “terörist söylemi” ile adeta sosyolojik olarak sokaklarda olup bitenin Suriye dışı güçlerin ülkeye doldurduğu insanlarla ve güçler tarafından işgal altındaymış gibi propaganda söylemi üzerinden kendini halkının söylemleri ve talepleri ile eşitlememeye çalışan bir akıl. Sokağı eğer kendiyle eşitlerse biliyor ki dayanacak ve kendini anlatacak çok zamanı kalmayacak. Onlar dış destekli teröristler, İslamcı militanlar, mezhep takıntısı olan tipler, Suriye düşmanları yani hangi mutfağa ne uyarsa ona göre bir şeyler işte!!!

            Şiddet sarmalıyla, Hobbesci bir kafa ile sorun çözmeye kilitlenmiş bir irade.  Muhalefetin tek ses olmaması adına onun kendi içinde mekan boyutunda tutarlı ve birleşik hareketini parçalamaya çalışan, ve günlerin kendi aleyhine bir ittihadı doğurduğu bir yarma harekatı ve yayılan gerçek Suriye dalgasını okuyamayan köhne bir akıl. Şiddet bildikleri tek çözüm. Türkiye halkını dinle diyor sadece, kendisinin de propagandasını yapan medyamıza söylediği gibi. Halk kavramı çağın aklının meşru söylem kaynağı. Halkın talepleri rızayı kurmanın ve meşrulaşmanın aracı.  Esed propagandasında “halk” kavramına sığınarak aslında önemsemediği gerçek halkın teorik hayaletinden medet aramaktadır. Türk halkına dağıttığı mavi boncuğun sebebi de kendisini masum, makul ve meşru gösterme kaygısı. Halk burada amaç değil araç. Araçlarsa hedefe ulaşmanın meşru vasıtaları.

            Esed medyası Esed’in kendisinden emin ve rahat olduğunu, gidecek gibi bir durumu olmadığını, adamın sakin ve öfkesiz bizimse gayet heyecanlı olduğumuzu söylüyor. Sanki tanklarla halkını öldürmesi aklını ona veren Türkiye’de, buna karşı hak, hukuk, insanlık diyerek 60bine yakın Suriyeli barındıran kendisi gibi. Merd-i Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş. Ankara’nın öfkesi Esed’e değildir beyler! Ankara ve Türk halkı zulme, acıya, kana, bebeklerin katledilmesine, çocukların elleri bağlanarak infaz edilmesine, kadınların tecavüze uğramasına, insanlık onurunun yerlerde sürünmesine öfkelidir olsa olsa. Kimsenin iç işi, toprağı serveti Türkleri ilgilendirmedi. Tarih buna şahittir, inanmazsanız açıp bakın. Esed medyası Suriye vakıasından öyle kopuk bir propaganda aracı haline gelmiş ki aynaya bakacak kadar bile zamanı yok. Hiçbir şey sizi ilgilendirmiyor diyelim şehit pilotlarımızda mı oynatamıyor vicdanınızda kalan o insani kırıntıları. Adam tepetaklak olmuş, geçiş hükümeti konuşulmaya başlamış, ülkesinde idareyi büyük oranda yitirmiş, hayat öpücükleriyle hayatta tutulan bir mefluç idraki sakin ve emin görüp, Türkiye’yi bu denli idrak mahrumu göstermek gayreti neyle açıklanabilir bilinmez. Belki patronlarınca Suriye’ye gitmesi son anda engellenenlerin hayal kırıklığıdır bu. Esed çapında bir tipolojinin Türkiye’de propaganda aygıtları ve söylem sihirbazları bulabilmesi ilginçtir. Milletin idraki, vicdanı ve o derin sezgisi bunları her zamanki gibi ibretle ve sessiz izlemektedir.

            Meseleyi iki hükümet arasında bir problem haline indirgeyerek Esed Türkiye’nin şu anda uluslararası sahadaki gücünden uzaklaştırıp kendi söylem düzeyine çekmeye çalışmaktadır. Türk halkı dostumuzdur, halklar dostur diyerek kendisinin uzun bir zamandır yürüttüğü zaman kazanma, propaganda ve dürüst olmayan duruşunu bizzat Esed medyası vasıtasıyla temize çıkarmaya çalışmaktadır. Esed kendisini propaganda silahı ile Türkiye’yi bizzat Türkiye ile etkisiz kılıp kamuoyunu masum sözlerle yönetmeye yeltenmektedir. Esed medyası da kafamız karıştı diyerek kafa karıştırmaya çalışmaktadır. Tüm meselede budur aslında kafa karıştırmak. Suriye’de akan kanı Türkiye’de temizlemeye çalışmaktadır Esed ve/veya onun global destekçisi propaganda cihazı. Peki, beyler öyle olsunda şehit pilotlar kafanızı hiç karıştırmadı mı? Vicdanınıza gölge düşürmedi mi Türk uçağının düşürülmesi? Düşman söylemi ile Esed medyası uluslararası hukuk çerçevesinden çıkmayan Türkiye’yi aslında rasyonaliteden uzak, duygusal, aklıyla değil öfkeyle davranan, aslında diyalog havarisi bir “Ortadoğu”luyu ötekileştiren bir akıl tutulması gibi göstermek gayretindedir. Aklı tutulanın kim olduğunu dün olduğu gibi yarında tarih gösterecektir. Yani Suriye meselesi gizli ajandaları olan bir hükümetin diğer hükümeti düşman görerek hareket etmesiymiş aslında. Düşmanlıklarının peşindeymiş meğer Türkiye hakkın, hukukun adaletin değil. Kendisini karşılarında durduğunu iddia ettiği o güçlere karşı geçmişte savunan ve yanında duran bir ülke ekonomik ve insani çıkarlarını üç tane terörist için neden yok etsin bu soru ve cevabı nedense yok Esed medyasında.

            Türkiye’ye ulaşmaya çalışan Esed’in ulaşacak tek bir telefonu bile yokmuş. Bu tutum çok yanlışmış. Türkiye neden böyle yapıyormuş? Bu bahane çocukların bile itibar etmeyeceği, en ileri savunma teknolojileri!!! ile uçak düşürebilen bir ülkenin nasıl olurda Türkiye gibi sınırındaki bir ülkeye ulaşamadığı sorusunu sordurur. Esed hiç yol kalmadıysa dumanla haber verseydiniz sınırdan görürdük, kan ve ateşinizi gördüğümüz gibi. Burada da iletişimi kesen taraf olarak Türkiye’ye karşı propaganda yapılmaktadır. Sayın Davutoğlu ile 6 saatte iletişim kuramayan siz düşürdüğünüz uçağımızla alakalı kimle iletişim kurmayı ve ne demeyi düşünüyordunuz acaba? Pardon İsrail uçağı sandık, çok üzgünüz, hay aksi görmeden bir asker basmış düğmeye, ama o bir savaş uçağı içindekilerde asker deme acımasızlığını gösterirken, ailelerine bir özrü bile çok görürken hiçbir iletişim kaygınız yok. Bir sürü büyük devletten müttefikleriniz! gibi destek alıp, savunma sistemleri kurup ülkemizi tehdit edip uçağımızı düşürecek hale gelen siz ve füze gösterileriyle sınırlarımızda havai fişek gösterisi yapan müttefikiniz neden Kürecik’i yüzünüz kızarmadan ağzına alırsınız anlaşılamaz bu. Merd-i kipti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş…

            Meğer Esed herkese her hakkı vermeye hazırmış, meğer halkıyla her şeyi çözmeye kararlıymış. Cenevre’de bunun için onun açısından çok tatmin ediciymiş. Rusya bağlamında Annan’a nasıl yeşil ışık yakıp zaman kazandıysa, şimdi de aynı taktik ile zaman kazanma faaliyeti devam etmektedir. Dış müdahale yüzünden dökülüyormuş meğer bu kadar kan??? Meğer Esed herkese her istediğini vermeye hazırmış. Meğer iç savaş, çatışma söylemleri hep sanalmış. Adam kendinden eminmiş??? Birileri ya çok saf ya da Türkleri çok saf sanıyor. Vicdanını asrın hayaletlerine peşkeş çekmiş akılların, millet idrakini körleştirmek için yürüttüğü bu Esed propagandası ibretamizdir. Esed kendi kamuoyunda kendisine karşı kütlenin tek ses olmaması için nasıl her şeyi yapıyorsa, uzantıları da Türkiye aynı bağlamda çalışmaya devam ediyor.

            Esed’in kendinden emin Türk halkına oynayan kendisini düşman gören ve iletişim kanallarını kapatan “halkçı” söylemlerinin Türkiye’de artık sosyolojik karşılığının, felsefi geçerliliğinin olmadığını birileri mesela medyası ona anlatsa iyi olacak. Şehit pilotlarımızın tek saç teli bile tüm Esed propagandasına bedel orada durmaktadır.  Mesele Türkiye’nin meselesidir, devletin meselesidir, milletin meselesidir artık. Kimse gidip savaşalım, birileriyle düşman olalım demezken bu düşmanlık söylemi nereden çıktı. Türkiye hukukun tüm imkânlarıyla Esed ile iletişim halindeyken bu hukuksuzluklarını Türkiye üzerinden temizlemeye, AK Parti karşıtları üzerinden ülkede kendisine kamuoyu ulaştırma gayreti nedir? Uçağına saldırıldığında bile bir aşiret devleti gibi davranmayan bir ülkeye ve halkına haksızlık edilmekte değimlidir? Kendisi bir sürü küresel ve bölgesel ittifakla hareket ederken Türkiye’nin uluslararası kamuoyundaki saygın ve etkili faaliyetini kendisiyle eşitlemeye çalışmak da neyin nesidir? Algıyı bulandırıp, kafaları karıştırıp, Esed medyası vasıtasıyla Türkiye’de defalarca yaşadığımız malum lisanlarla nereye varacağını sanıyor? Taktiklerinin de kendisi ve medyası gibi arkaik kaldığını göremeyecek kadar kafa karışıklığı, telaş, körlük ve endişe içinde olmasın? Esed şu an Türkiye’nin muhtemel karşılığının ödeteceğini umduğumuz o ağır bedeli hafifletmeye çalışmakta, diğer yandan uluslar arası düzlemde kendisine olan tepkiyi yumuşatarak verilecek karşılığın mukabilinde yapacağı propagandaya hazırlanmaktadır. Esed propaganda, zaman kazanma, kutuplaştırma ve çatıştırma üzerinden zamanını uzatmaya çalışmaktadır. Şehit pilotlarımızın hayatının bedeli yok elbette. Esed’i bellikli kan tutmuş donakalmış kanın kendisini boğmaması için çırpınmakta…

“Tabii sonuçta biz de insanız. Hatalar yapabiliyoruz. Şu olmasaydı da şu olsaydı denebilir ve bu gayet normal. Ancak burada temel kriter içerideki hatalarla dış faktörlerin birbirine oranıdır. Dış müdahalelerin rolü bizim hatamızdan fazla ve daha zararlı. Suriye’de üç aşamalı bir plan uygulamaya konmuş durumda. Birincisi barışçı gösteriler ki bunlar para karşılığı yapılan gösterilerdir. Her göstericiye başta 10 dolar verilirdi, şimdi 50 dolara çıkardılar. Halkı Mısır ve Tunus’taki gibi kitleler halinde sokağa dökmek istediler. Ancak bunu başaramadılar. İkinci aşama bazı bölgeleri silahlandırarak kurtarılmış bölge yapmak istediler. Libya’daki Bingazi modeli gibi. Ordumuz da buna izin vermedi. Şimdi yeni bir aşamadalar. Suikastlar, devlet kurumlarını bombalamalar, sivilleri hedef alan katliamlar ve insan kaçırmalar başladı.”[1]

Bu sözler kendisini Arap Baharı denilen o hareketliliğin içinden çıkarmaya çalışan bir diktatörün yol haritası ve olayları okuma pratiğidir.  Konuşmasının diğer bölümlerinde İran şahına atıfta bulunarak halk istese giderdim, istemedi demeye getiriyor. Diğer yandan ise klasik demagojiye geçip sizde terörle mücadele etmiyor musunuz, halkınızı öldürüyorsunuz mu diyelim gibi bir söylem oyununa sapıyor. Yıllardır Türkiye’deki teröre destek veren, 11 Eylül sonrası Türkiye ile müttefik olmak zorunda kalan ve bugün ülkesine malum bayrakların asıldığı bir şahıs ne kadar iddialı ve ileri söylemler. İran’da olanlarla Suriye’de yaşananlar arasındaki tek benzerlik hukuk ve insaniyetin yokluğudur. Şah neden gittiyse Esed o yüzden gitmelidir. Esed Türkiye ve Dünya karşısında kaybettiklerini Esed medyası üzerinden tamire çalışmaktadır. Bu bir uluslar arası diplomasi atağıdır. Amacı kendi iç karteline, Türkiye kamuoyuna ve dünyaya asimetrik propaganda yapmaktır. Ötesi değer atfedilecek bir durumda yoktur. Merhum Nurettin Topçu’nın dediği gibi “Halk olmak mesele değildir, halkın içinden ahlak olarak çıkmak meseledir.” Buna ek olarak Mevlana’nın şu muhteşem sözleri Esed’e ve medyasında cevap olarak kâfidir: “Tutalım ki Ali'den Zülfikâr sana miras kaldı. Sende Ali kolu ve kalbi yoksa Zülfikar neye yarar ki?” Bir söze bakarız bir adama yoksa her şeye denecek çok şey var daha…

Şehitlerimize rahmet, milletimize sabır, devletimize kolaylıklar…

 


Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC