Lübnan’ın Penceresinden Suriye: Bir Bileni Dinlemek
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 12.6.2012
Lübnan’ın Penceresinden Suriye: Bir Bileni Dinlemek

Lübnan 1920 Fransız-Suriye savaşı ile doğdu. İkinci Dünya savaşının gölgesinde 1943 de bağımsız oldu. Osmanlı’nın zevaliyle değişen Orta Doğuda, bölgenin yeni hamilerinden Fransa’nın zevali, Lübnan için yeni bir fırsat, yeni bir başlangıçtı. Ama belki de tepsi üstünde sunulan bağımsızlık nedeniyle, gelecek için ortak arayış ve umutlarla bezenen ulusal ülküler yaratamadılar. Bence biraz da bu nedenle 1943 de itibaren iyi geçen yıllar az, zor geçen yıllar çok olmuştur Lübnan’da. Fransızlar sayesinde daha da genişleyen sınırlarında Lübnanlılar kendilerini hemen din ve mezhep üzerinden ivme kazanan, ama fırsat eşitsizlikleri ile çıkar çatışmalarından kaynaklanan sert mücadeleler içinde tüketmeye başladılar. Avrupa tüm sorunlarına rağmen bölgeye yoğun ilgi göstermeye devam etti. İsrail’in kuruluşu ile bir de Filistin sorunu Lübnan’ın kapılarına dayanınca,  taze nane kokulu Lübnan, artık hepten bir sorun yumağı oldu çıktı. Bir taraftan kendisi için İsrail’e karşı direnirken, diğer taraftan Filistinli direnişçilerin daimi mekânı oldu. İç çatışmalar işte o yıllarda, Filistinli mültecilerle olan çatışmalarla katlanarak büyüdü. Artık o müteşebbis ruhlu ve parlak Lübnan hayalleri hak ile yeksan olmaya başlamıştı.

 

Sıcak Çatışmalarının Gölgesinde, Bir Ateş Topu Lübnan

1973 yılı Orta Doğu için önemli bir dönüm noktasıdır. Bir kez daha kana bulanan topraklarda, 1973 Yom Kippur savaşı, petrol zengini Arap ülkelerine nur yağdırmıştı. Ama güç dengesinde sınama ve yanılma ile yerlerini alan özellikle Körfez Arapları, ellerindeki Petro Dolarları, artık Beyrut değil de, o ambargo koydukları batılı ülke merkezlerine kaydırmaya başladılar. Onların derdi, güvenli kazanç cennetleri bulmaktı. Ne Lübnan, ne de Filistin umurlarında bile değildi. İşte daralan olanaklar, dozu artan iç çatışmalarla beslenince zaten farklılık ve dengesizliklerin ülkesi olan Lübnan, 1970 li yılların ortasında yeni bir felaketin eşiğine ulaştı.

 Evet, 1975 de Lübnan artık kendi iç savaşını yaşamaya başlamıştı. Ülke 1970 li yıllarda dünya istatistiklerinden tamamen silindi. 15 yıl sürdü bu savaş. Taş üstünde taş bırakmadı Lübnan’da. Herkes birbirinin düşmanı oldu. Ortak düşmanları da unuttular, eski dostlukları da. Ama ezeli düşmanları Lübnan’ı hemen hatırladı. Asayişin olmadığı yerde, özellikle Filistinli mültecilerin yarattığı sorunları bahane eden Suriye 1976 da, Kuzeyden,  İsrail ise aynı güvenlik endişe ve bahaneleri ile daha sonra 1982 de Güneyden Lübnan’a girdi. Filistin mültecilerinin sorunları, kurak yıllarda su paylaşım sorunları ile büyüdü sele dönüştü. Ve Lübnan toprakları Suriye tarafından 2006 ya, İsrail tarafından 2000 e kadar işgal edildi. İşgalci güçler çıktıktan sonra da Lübnan topraklarını muhtemel terör tehdidine karşı denetlemeye devam ettiler ve etmeye devam edeceklerdir. Bu nedenle ne Suriye, ne de sonradan tekrar bu ülkeye giren İsrail, Lübnan’dan tam olarak çıkmış sayılmaz.

 

Hiç Kimse Kazanmadı. Sadece Kayıplar Kıyaslanabilir

Lübnan iç savaşının fiilen sürdüğü 15 yıl(1990),  2008 e ve hatta bugüne değin uzanan dengesizlik ve tekinsiz denge bizzat öğrenmiştir ki iç savaştan bir şey kazanılmaz. Kazançlar bireysel, kayıplar toplumsal ve tarihidir. Çeşitli nedenlerle Lübnan’ı işgal eden ülkeler de genç nüfuslarını, huzurlarını, gelecek umutlarını yitirmiş, ne işgal ettikleri topraklara, ne de kendilerine bir somut fayda sağlayabilmişlerdir.

Ama gerek Suriye, gerekse İsrail işgali, Lübnan içinde belli gruplardan destek gördüğü için, toplumsal uçurumlar büyümüş, her kes kendine bölge içi veya dışından yeni soyut ve somut destek arayışına girmiştir. Bu nedenle İran’ın Hizbullah desteğine de, Suriye ve İsrail işgali üzerinden gelişen türev bir destek olarak bakmak gerekir. Kısaca Lübnan’da iç savaş ve işgal kamplaşmayı azaltmamıştır. Ancak 2006 dan bu yana belki Lübnan’da herkes farklarla yaşamayı öğrenmeye başlamıştır. Ama bunun da ötesinde söylemesi zor ama belki Lübnan kan akıta akıta kana doymuştur.

 

Beklentileri Boşa Çıkaran Olgun ve Yorgun Lübnan

Katar siyasi bir amaç gütmediyse(?) 2008 yılında çok büyük bir hizmette bulundu. Doha zirvesi ile uzlaşmazları barıştırdı. Bir “mutabakat hükümeti” kurulmasına önayak oldu. 2008 Lübnan için özellikle bahar aylarında çok zor geçti. Beyrut ve dolayısı ile Lübnan bir kez daha köklerinden sarsıldı. 2010 yılı, Orta Doğu için anlaşılmaz belirsizliklerin sıkıntısı ile dolu bir başka yıldı. Her an her yerde bir şeylerin tutuşacağı bekleniyordu da, tüten gri duman ateşin nerede olduğunu belli etmiyordu.  İşte özellikle bu nedenle, değişim taleplerine henüz Bahar denilmeyen bu yakın geçmişte, siyasi rüştünü ispatlamış olan Hizbullah’ın, Hariri suikastı dolayısı kaybetmeye başladığı ulusal ve uluslararası meşruiyet, Lübnan’ın her an patlayabileceğini düşündürüyordu. Ama beklenen patlama Lübnan’da olmadı.

 En büyük uzmanlar bile 2008 ve 2011 arasında cereyan eden olaylardan dolayı Tunus’u değil de Lübnan’ı işaret ederken, o köşesine çekildi. 2011 başında “ulusal mutabakat hükümeti” 7-8 üyenin istifası ile düşünce bir hükümet krizi patlak verdi. Ama olgun, yorgun ve kana doymuş Lübnan hükümetsizliği bile birlikte alınan derslerle kendi kendine bir fırsata dönüştürmeye başladı.   

 

Ölmeden, Öldürmeden  “Asude bir bahar ülkesi” Olmak Varken 

Birden bire Lübnan ekonomisi büyümeye, Batıdan ve Körfez bölgesinden sermaye çekmeye başladı. Tanıdığım Lübnan’lı dostlar “güzel günler tam olarak henüz geri gelmedi. Ama yakındır. Önemli olan artık savaşmama konusunda uzlaşmaya ulaşmış olmamız” diyorlardı ki Suriye patladı. Şimdi uzlaşmış taraflar arasında yeni bir çatlak tehdidi sağduyu sahibi Lübnanlıları korkutuyor.

Tercihler açık. İran destekli Hizbullah, Marunî cemaati ve hatta bazı Sünni gruplar Esat’ın gitmesini Lübnan istikrarı için tehdit olarak görüyor.  Hala Filistinli mültecilerle derdi bitmemişken, küçük, verimkâr ama yılların hırpaladığı bu küçük ülkeye, Suriyeli muhaliflerin ve muhalif gruplara destek vermek için Lübnan’a radikal dinci grupların girmesini istemiyor. Suriye moda söylemle bir “BAHAR” yaşıyor olabilir. Ama Lübnan artık ölmeden, öldürmeden “Asude bir bahar ülkesi” olmak istiyor.   

Lübnan yabancı müdahalesini ve barış güçlerini de biliyor.  Suriye postallarını da, İsrail tanklarını da iyi tanıyor. Ama yıllarca kendine kem gözle bakan Kuzey komşusunun başına bile aynı şeyin gelmesini istemiyor.

Lübnan Katar’a Doha anlaşması dolayısı ile müteşekkir olabilir. Ama Katar’ın bölgeye diyet ödettirmesini de istemiyor. Katar uzlaşma ortamı yaratsın, maddi destek versin. Ama kimse, hiçbir ülke, bir başka ülkeyi din adına, mezhep adına ama en önemlisi, yüce Allah adına bölme yetkisini kendinde görmesin. Lübnan en acıyı yaşadı. Düşmanı bile bunları yaşasın istemiyor. 

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC