“Vicdan ve Cüzdan” Arasında Bir Suriye

Makale

Suriye ve Suriye’nin Dostlarını ibretle izliyorum. Esat yönetimini, halkına yaptığı mezalim dolayısı ile kınıyorum....

Suriye ve Suriye’nin Dostlarını ibretle izliyorum. Esat yönetimini, halkına yaptığı mezalim dolayısı ile kınıyorum. Öte yandan Türkiye, Katar ve Fransa’nın İstanbul’da kuruluşuna omuz verdiği muhalefeti ibretle izliyorum. İktidarı devirmek için her yerden, her türlü yardımı almaya hazır ve her türlü tavizi vermeye razı bir sürgün muhalefeti bu. Biz burada sadece bir iki temsilciyi görüyoruz. Ama daha epey isim var ortada. Burhan Galyon, Heitem Menna ve en önemlisi 1950 li yılların başına damgasını vuran bir simayı akıllara getiren, yeni bir Edip El-Shisakhli bu isimlerin başını çekiyor.

Kimi Doktor, kimi Prof. Dr. Ama hepsi, yurt dışından Suriye’ye bakan insanlar. Verdikleri mesajlar önce uluslar arası camiaya. Esat mezalimini kınıyor, Suriye’nin geleceğine damga vurmak istiyor ve bu arada, Amerika’nın, Avrupa’nın, İsrail’in ve Orta Doğunun eski ve yeni oyuncularının duymak istediklerini söylüyorlar.

 

Tarihin Garip Tekerrürü

Ne gariptir ki, Suriye’nin çalkantılı geçmişinde, ihtirası yeteneğini aşan veya bugün için yarını ipotek almaktan çekinmeyen liderler ve lider adayları hep aynı süreci yaşamış ve yaşatmışlar. Zaim’i devirmek için Edip Shisakhli, o zaman Fransız ve İngiliz desteğini almak için bazı mesajlar verdiği gibi, bunlara ilaveten Amerika’nın da gönlünü almak için İsrail ile müzakerelere hazır olduğunu açıklamış. Komşu ile uzlaşma, bükemediği bileğin ucundaki el ile tokalaşma, 60 yıl önceki Shisakhli’yi iktidara taşımış. Sorunlar çözülmüş mü? Hayır. Shisakhli 1954 yılında iktidarı kaybedip korku içinde Beyrut üzerinden önce Suudi Arabistan’a, sonra yaşamını kaybettiği Brezilya’ya gitmiş. Ama ardından gelen yönetimlerin de vermeye hazır olduğu tavizler, örneğin 1967 savaşını engelleyememiş. Golan tepelerini kaybeden Suriye, bu büyük kayıpta payı olmadığı iddiası ile ortaya çıkan Baba Esat’ın ve onu izleyen oğul Esat’ın yönetiminde geçirdiği tam 45 yıl içinde tavizsiz görünümü ile dünyanın menfur olarak kabul ettiği bir ülke olmuş çıkmış.

 

Yalancı İstikrar Dönemi   

Dile kolay 45 yıllık bir istikrar dönemi. Ama önemli olan bu siyasi istikrar döneminde ne ülke hak ettiği yere gelebilmiş, ne de düvel-i muazzama’yı memnun edebilmiş. Şimdi daha 2 yıl önce işler tam biraz yoluna girmeye başladı. Suriye ile AB ve ABD yakınlaşıyor mu nedir derken, İran, Hizbullah ve Hamas ile organik yakınlığının rahatsız ettiği çevreler, İran’ın nükleer güç iddiasının yarattığı Tsunami dalgalarını, zaten kendi iç dünyası ile barışık olmayan Suriye’ye çarpmaya başladı. Ama bu dalgalar, sadece Suriye’yi değil, bir müdahale olasılığının etkisi ile bendini iyiden iyiye aşarak Irak, Lübnan ve belki Ürdün’ü peşinden sürükleme yeteneğinde. Türkiye ise “sıra nihayet bana geldi” halet-i ruhiye’ sinin ve bölgesel güç iddiasının risklerini iyice hesaba katmak zorunda.

 

Oyuncu Değişiklikleri

Aynı sorunlu coğrafya, aynı çorak topraklar. Ama 1940 ve 1950 lerden bu yana “oyuncularda” fark var.  İngilizler geride. AB, Catherine Ashton’un FOS ‘un İstanbul zirvesine “katılamaması” nedeni ile geri planda. ABD bütün güç gösterisi ile önde.  Ama pis işi yaptıracaklara sarışın güleç bir yüz ile bakmakta. Suudi Arabistan Fransa gibi yine en önde. Fransa’nın manda yönetimini isteksizce bıraktığı Suriye’de hala çıkar aradığı muhakkak. Suudi Arabistan 1940 ve 1950 li yıllarda olduğu gibi yine Suriye’yi kendi üslubunca Araplaştırmak arzusunda ve bu konuda ısrarlı. Şimdi “odun kesicinin bir de hık diyicisi” var: Katar. Suudi Kralından daha kralcı Şeyh, bol bulduğu yağı, Suriye’nin başına sürmeye çalışıyor ki sinekler kolay üşüşsün. 

Ürdün’ün başında yine bir kral Abdullah var. Ama bu Abdullah, vaktiyle büyük büyük babası birinci Abdullah’ın  “Suriye’deki yönetime yapılacak bir müdahaleyi, kendime yapılacak bir saldırı addederim” kararlılığına hem sahip değil, hem de böyle yapacak bir gücü yok. Çünkü pek çok şey aynı olsa bile zaman değişik. Yine zor bir zaman. Ama Ürdün eskisi kadar gözbebeği değil. Ayrıca onun da büyük sorunları var. Eminim Kral 2. Abdullah’ın “yağı olsa, başkasına değil kendi başına sürerdi”.

 

En yeni Aktör Türkiye ve “Esat”(Aslan)ı Aslanlara Teslim Etmek

Artık 1940 ve 1950 li yıllardaki “Hatay’ı geri aldım ya bu bana yeter” mahcupluğunun üstesinden gelmiş bir Türkiye var. Barış özlemi ile dolu olduğu yıllarda, baba Esat döneminde Suriye’den çok ama çok çeken Türkiye, oğul Esat ile 2000 li yıllarda barışıp, sarılıştı. Son yıllarda, sınır boyu mayınları bile Esat ile el ele,  kol kola, göz göze kardeşlik dayanışması ile temizledi. Ama Türkiye, şimdi bir “eski dostu” daha,  bir başka “ulusal konseye” feda etme hazırlığında. Başkaları boğaz boğaza Suriye içlerinde Esat güçleri ile çatışırken Türkiye’ye sığınan mültecilere, aşevi ve yatakhane görevini ifa ediyor. Karnı doyanlar, arada sınırı geçip, savaşanlara ekmek mi götürüyor, yoksa su mu bilinmez.

Ama Türkiye zor bir işi, bir insani görevi bihakken yerine getiriyor. Ona kuşku yok. Türkiye “Sıfır Sorun”dan yana. Ama Türkiye aynı zamanda bölgesel güç olma iddiasında. Ucunda Mısır’la, Yeni Suriye ile Katar’la rekabet bile olsa, öngörülemeyen nice başka sorun da olsa, kazandığı ekonomik gücü, bu konuda aldığı övgüleri vurgulayarak, siyasi güç olmak için kullanmak istiyor. Allah yardımcımız olsun. Türkiye ne gücünü, ne de gençlerinin kanını Suriye çöllerine dökmesin.

 

Yeni Suriye Muhalefet’i Sözlerini Tutabilir mi?

Öte yandan Burhan Galyon, kendisine sonra özellikle Kürt kökenli rakiplerinin sorun çıkaracağını bile bile sözler veriyor. “İran, Hizbullah ve Hamas ile hesapları kapatacağım. İsrail ile Golan Tepelerinde müzakere masasına oturacağım”  diyor. Sözünde durabilir mi? Sanmıyorum. Biliyor musunuz, Hizbullah ve Hamas’ın henüz olmadığı, ama Müslüman Kardeşlerin yine müdahil olduğu 1940 ların sonu ve 50 lerin başında Edip Shisakhli de benzer sözler vererek iktidara gelmiş. Fransız’lara imtiyazlar vermiş ve oruç tutmayanları cezalandırmış. Tarih böyle yazıyor. İsrail e uzak durmayacağını da ifade etmekten çekinmemiş. Hikâyenin sonu sürgün olmuş. Şimdi Galyon ve Türkiye’de pek bilinmese de CNN ve BBC de boy gösteren yeni Edip Shisakhli de aynı nakaratı yüksek sesle söylüyor.  Yani bunda da bir fark yok.     

 

Medeniyetin Yeni Müzayede Salonu

Dün Suudi Arabistan’ın “Suriye ordusundan ayrılıp, özgür Suriye Ordusuna katılacak olan asker ve subaylara maaş bağlanacağı” açıklaması yapıldı. Soruyorum. Şimdi bu vicdan-cüzdan muhasebesinde ikincisine yenilen ordu mensupları ve/veya sivil vatandaşlar, yarın yeni bir Suriye veya herhangi bir yeni başka ülkeyi kurabilir mi? Yoksa bir müzayede salonunda, kurulan düzen, birilerinin yine işine gelmezse, en yüksek fiyatı verene mi satarlar vatanı. Yok, Türkiye böyle bir fiyatı ödemeye talip olamaz. Böyle bir müzayede salonunda yer alamaz. Ulusal onuru, bordro mahkûmu yapabilecek insanlarla ve onlar için bir yüksek bedel ödeyemez.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263