FOS, FOR ve Türkiye
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 28.3.2012
FOS, FOR ve Türkiye

Arap Birliğinin 29 Mart da yapılacak olan Bağdat Zirvesini Mayıs ayı içinde bir tarihe erteleme kararı aldığı Mart başından bu yana dünya kamuoyunun Suriye ile ilgili kararsız tutumu devam ediyor. Bununla birlikte bu konuda önce bir temel ikilik var: FOS (Friends of Syria) ve FOR(Friends of Russia). FOS bilindiği gibi Suriye Dostları. FOR’a ise başta Rusya olmak üzere, Çin, İran ve FOS a katılmayan sessiz ülkeler olarak Rusya’nın dostları diyebiliriz

Rusya’nın Dostları FOS’dan farklı olarak, Esat yönetiminin dostları ve başından beri, Suriye’ye yapılacak herhangi bir askeri müdahaleye karşı önemli bir kalkan. FOS ve FOR BM dışında bir araya gelemedikleri için de Suriye için FOSFOR parlaklığında bir çözüm ortaya çıkmıyor. Zaten BM çatısı altında FOS, FOR’dan hep veto yemeye mahkûm gözüküyor. Şimdi, 1 Nisan 2012 tarihinde İstanbul’da toplanacak olan FOS’a Rusya ve FOR yine katılmayacak.  

 

FOS’un Lider Kadrosu ve Takipçileri

FOS’un lider kadrosunda kuşkusuz ABD, AB ve Türkiye gözüküyor. Bir de tabii Suudi Arabistan ve Katar.  Takipçileri ise en başta mahcup zirveleri ile Arap Birliği, sonra da kim katılırsa..  Elbette, Arap Birliği’nin başkanlığı bir türlü bir başka ülkeye devredilemediği için KATAR burada iki grubun tam kesişme noktasında. Şimdi Katar ve Suudi Arabistan Suriye muhaliflerinin mühimmat tedarikçileri. ABD ve AB onların Sert-Yumuşak akıl hocaları. Türkiye ise tatlı-sert veya müşfik- sert tutumu ile baş mabeyinci. Baş takipçi Arap Birliği, bundan önce az kulağını çekmedi Esat’ın. Şaka maka, Libya ve Suriye konusunda, 60 yıla yakın geçmişinin en bir arada görünümünü sergiledi. Tesanüt sicili pek de iyi olmayan bir topluluk için önemli bir başarı. Yine de Arap Birliği Suriye ile ilgili ne umdu ve ne buldu kısaca hatırlayalım.

 

Nuus ile Tehdidin Serencamı

O hemen her konuda kenarda durmayı tercih eden, zaten çizdiği barış planları da pek işe yaramayan Arap Birliği, nasılsa Suriye konusunda birden bire hareketlendi. Açıkçası tavır değişikliğini Kasım 2011 başından bu yana görmek mümkün. Başta Suriye’ye sunduğu barış planını, Esat hemen kabul etti. Ama Esat kabul ettiği plana uymayıp, orayı burayı bombalamaya devam edince, Kasım 2011 sonunda Arap Birliği hem Suriye’nin üyeliğini askıya aldı, hem de Arap ülkelerinin Suriye ile olan ticaretine yaptırım uygulamaya başladı. Tabii Suriye’deki Arap yatırımlarını da durduracağını açıkladı. Suriye bölgeyle en fazla bütünleşmiş ekonomilerden biri. Suudi Arabistan, BAE, Lübnan, Kuveyt ve Mısır, Suriye’nin ticaretinde ilk 10 içinde yer alan ülkeler.  Dolayısı ile normalde böyle bir yaptırımın etkili olması beklenir. Ama Suriye hem zaten yaptırımlara alışık, hem yaptırım kararına Arap Birliği ülkelere ne kadar uyuyor o belli değil ve nihayet hem de bu yaptırımların yarattığı kayıp hemen FOR tarafından telafi edilme potansiyelinde.

İş bununla da bitmedi.  Arap Birliği Aralık 2011 de Suriye’ye gözlemciler göndermek istedi. Esat yine kabul etti. 27 Aralık 2011 de Şam’a giden gözlemciler ne yaptı bilemem ama o aşamada da nasihatten tehdide pek geçilmedi.  Çünkü Esat o ana kadar herhangi bir Arap Birliği teklifini reddetmedi ki! Ama ne zaman Arap Birliği Ocak 2012 de Esat’a” “koltuğunu bırak çek git” dedi. İşte o zaman Şam’dan anında bir ret mesajı aldı. Arap Birliği her zamanki gibi başarısız olmuştu. Çareyi BM Güvenlik Konseyini arkadan ittirmekte buldu. Ama BM deki sulandırılmış “çek git geliyoruz ha!” tehdidi, Rusya ve FOR’ un vetosuna takıldı.

 

“Aşığa Bağdat Sorulmaz”

Şubat ayı gelmiş, henüz karlar erimemişti. İşte bu arada Arap Birliği Suriye’ye bir BM Barış Misyonu gönderilmesini talep etti. Yerine bir adet Kofi Annan ile yetinmek mecburiyetinde kaldı. Bir taraftan yağmasa da esip gürleyen ABD ve AB, diğer taraftan “ biz bu işe yabancı(Fransız) kalamayız” diyen Türkiye, bu defa nasihatten tehdide hızla yol alırken, bir FOR üyesi olan Çin, Arap ülkelerinde ihale kaybetmemek için Suriye ile ilgili olarak daha sessiz kalmaya başladı.  Rusya’da sesiz sedasız 14 milyar dolarlık bir Suriye- Rusya ticaret anlaşmasını askıya aldı. Ama ne FOS, ne FOR olduğu pek anlaşılmayan Lübnan sessiz sessiz Esat rejiminden yana daha fazla ağırlık koymaya başladı. İran tavrını hiç mi hiç değiştirmedi. Irak Şiileri de Esat’tan yana desteklerini esirgemeyeceği içindir ki Nuri El Maliki Mart başında, Arap Birliği’nin Bağdat zirvesini, 15 Mayıs’a kadar ötelemenin yolunu aramaya başlamıştı.  Şimdi Bağdat zirvesi 29 Mart’ta yapılacak gibi gözüküyor. Türkiye gözlemci sıfatıyla davetli değil. Bu da Türkiye’ye ince bir  “karışma” mesajı.  Onun için FOS öncesinde Bağdat haberlerini iyi dinlemek ve iyi okumak gerek. Katar ve Suudi Arabistan para veriyor, mühimmat ta veriyor. Esat gitsin diye mi? Yoksa o ülkeyi bölmek için mi? Arap Birliği bölünmüş bir Suriye riskine girecek mi? Bunu Bağdat’tan duymak gerek.

 

Bir 1 Nisan Şakasına 3 gün Kala

Şimdi FOS’ un İstanbul zirvesine 3 gün kala, Suriye Annan planını kabul etti. Bu 5-6 maddelik plana Esat’ın fazla bir itirazı da olmadı. Şimdi planın bir de muhalif güçler tarafından kabulü gerekiyor ki, Kıbrıs adasında yaşadığı başarısızlık ve hayal kırıklığını bir de Şam’da yaşanmasın. FOS İstanbul zirvesinde buna çalışmalı. Muhalefete çağrıda bulunmalı. FOR da Annan planına destek olmalı. Şu aşamada “Esat’a inanmıyoruz” sözlerinin bir gereği var mı? Adam planı kabul etse bir türlü, etmese bir türlü.

Bu arada Türkiye, Şam’dan resmi delegasyonunu çekti. Yani “tehditten anlamayana” bir kötek gelme ihtimaline karşılık, hazırlıklar yaptığını, kar suyu gibi Esat’ın kulağına kaçırdı. Muhalifler, FOS zirvesi öncesinde İstanbul’da toplantı halinde. Belki de bütün bunlar Annan planının Esat nezdinde elini güçlendirdi. Ama Türkiye ateşle oynuyor.

 

“Tehditten Kötek’e” doğru Türkiye

 Türkiye, Suriye muhalefetine bu kadar kucak açmaya devam ederse Annan planına destek verir gibi gözükürken sadece köstek olur.  Amacımız, Suriye’nin sorununun, Suriye içinde çözümlenmesi ise böyle yapmamalıyız.  Türkiye, Esat felaketzedeleri için hayati öneme sahip.  Korku ve şiddetten kaçan on binlerce insan Türkiye’nin sınır boylarında, somun ekmeğimize ve çorbamıza kaşık sallamaya devam ediyor. Türkiye onlara sağlık ve güvenlik sağlıyor.  Ama lütfen Türkiye fosforlu ışığını, Suriye çöllerinde söndürmesin. Aşımızı “Suriyeli kardeş”le, daha çok Suriye’de paylaşmaya razı olmalıyız. Ama nice civanın kanını, Suriye topraklarını sulamak için dökmeye asla.

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC