Ender Görülen Uzlaşma Toplumsal bir Yaraya Tuz Basıyor
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 23.2.2012
Ender Görülen Uzlaşma Toplumsal bir Yaraya Tuz Basıyor

Dün gazete manşetleri, televizyon kanalları ve internet siteleri hep bir ağızdan, bir TV dizisinde rol alan kadın karaktere verilen ismin yarattığı infiali duyurdu. Dizide hayat kadınına TBMM deki bir kadın milletvekilinin adı verilmiş.  Bu milletvekili bir muhalefet partisi üyesi olunca, işin tesadüf olamayacağı, tamamen bir tahkir kastı taşıdığı düşüncesi medyada olduğu kadar Meclis oturumunda da önemli bir yer buldu. Anayasa, açılımlar, eğitim, ceza yasaları, terör, devlete ve insana karşı işlenen suçlar, dokunulmazlıklar,  uzun süren tutukluluk halleri ve daha nice konuda tam bir uyuşmazlık tablosu sergileyen TBMM ise milletvekili maaşlarından sonra en büyük uzlaşma ve hatta uzlaşmadan öteye dayanışmayı bu hassas konuda gösterdi.

 

Duyarlılık Dozu ve Dayanışma

Başta muhalefet partisi olmak üzere, tüm partiler, meclis başkanlık kürsüsündeki deneyimli kadın başkan yardımcısı hep bir ağızdan “bir kadın milletvekilinin adının, bir hayat kadını tiplemesine yakıştırılmasının kabul edilemeyecek bir hakaret olduğu” üzerinde anlaştı ve kendilerini hep birlikte alkışladılar. Konunun odağındaki muhalefet partisi milletvekili ise oturduğu yerden, Meclis çatısı altında bulunan tüm çalışma arkadaşlarına  “yürekten” teşekkürlerini sundu. Adeta oybirliği ile yüce divanda kendisine atfedilen bir suçtan arındırılmıştı. Dedim ya bu uzlaşmazlıklar ortamındaki dayanışma, bir seçmen olarak beni etkiledi.

 

Hata Kimde veya Nerede?

Tabii bu arada yapımcı şirket temsilci, bir mürettip hatasının bu yanlış anlamaya neden olduğunu belirterek aslında dizideki karakterin ad aynı olmakla birlikte soyadın farklı olduğunu açıkladı. Böylece herhalde bir hakaret davası sürecinden sıyırttı.  Ama herhalde TBMM de yarattığı dayanışmadan gurur duyuyordur. Bu arada muhalefet partisi vekili de şu süreçte bir kez daha kamuoyunun ilgisini üstüne topladı. Üstelik bu defa iktidar partisi tarafından eleştiri oklarına muhatap olmaksızın yaptı bu işi. Toplum taşları adaşı zannettiği o (sanal) hayat kadınının başına yağdırsa bile o da kendini kurtardı. Herkes memnun. Ama benim içime sinmeyen bir şey var.

 

Toplumun Menfur ve Mekruh İnsanları 

Tüm siyasi partilere mensup milletin seçtiği vekiller, toplumun her kesiminden gelen insanlara eşit mesafede durmak zorundadır. Hele sosyal demokrat bir parti en önce böyle olmalı. Yasaların önünde herkesin eşit olması gerektiğini en fazla onlar telaffuz etmiyor mu? Örneğin bir hayat kadını tecavüze uğrarsa, mütecavizin cezasının indirimli olmasına en fazla onlar karşı çıkmamış mıydı?  İş tatlıya bağlansa bile “Vay benim adımı nasıl bir hayat kadınına verirler de bana böyle dolaylı yoldan ve kasten nasıl hakaret ederler?” demek birçoğu kader kurbanı olan kadınlara karşı dolaylı bir hakaret değil mi?

 

Bir Fıkra

 Bakın aklıma şimdi çok bilindik bir fıkra geldi: Kayserili komşusuna eşek ile ilgili sunturlu bir küfür savurunca mahkemelik olmuş. Mahkeme ikinci celsenin sonunda iyi hali ve uysal tabiatı ile dikkat çeken Kayseriliye ceza değil ihtar vermeye karar vermiş. İşin garip yanı o ki hakarete uğrayan razı olmuş ta, eden bu işe çok içerlemiş. Mahkemeden çıkarken hâkime yine de teşekkür etmiş. Amma bir de soru sormuş. “Hâkim bey, şimdi ben bir güzel gözlü hayvanının adını şu adama söyledim diye cezadan sayenizde kurtuldum. Ya eşeğe beyefendi deseydim yine mahkemeye düşer miydim? Hâkim tuhaf tuhaf bakmış Kayseriliye ve “tabii ki hayır” demiş. O zaman Kayserili hâkim ile helalleşip vedalaştıktan sonra davacıya dönüp “hoşça kal hem şehrim, hoş gör beyefendi” deyip yola koyulmuş. Şimdi eğer bu fıkra misali bir sosyal demokrat parti milletvekili kendisini hakarete uğramış kabul ederken, farazi veya gerçek bir hayat kadınına hakaret ettiğinin veya hayat kadınlarını aşağıladığının farkında mı? Tüm meclis üyelerini geçtim, TBMM nin kadın milletvekilleri bu yaptıklarının farkında mı?

 

Soruların Peşinden gelen Başka Sorular 

Şimdi TBMM'de daha önce 50 olan kadın milletvekili sayısının son seçimle birlikte 78'e çıktığını biliyoruz. Bu TBMM'de geçen dönem yüzde 9 olan kadınların temsil oranı da yüzde 14'e çıkarmış. Oran hala düşük ve zaman zaman kota sistemi öneriliyor ki temsil artsın. Olur veya olmaz orası başka tartışma. Önemli olan o seçilen veya seçilecek kadınların genel olarak ülke ve özellikle kadın ve çocuk hakları sorunlarına ayırım gözetmeden, nasıl özgün çözüm getirecekleri ile ilgilidir. Şimdi son sergilenen kadın milletvekili ve tüm TBMM dayanışması gerçekten tekrarlıyorum göz yaşartıcıdır. Ama çağrıştırdığı soruları bana birilerinin cevaplaması gerekir:

  1. Şimdi bu 78 kadın milletvekilimiz kendilerini hakarete uğramış hissetmesinler diye, aynı adları tesadüfen taşıyan hayat kadınları, mahkemeye başvurup isimlerini ve soyadlarını mı değiştirmeli?
  2. Kadınlar seçimlere girmezden önce bir araştırma yaparak, kendi ad ve soyadlarını taşıyan hayat kadını olup olmadığını mı araştırmalı? Eğer varsa adaylar isimlerini  mi değiştirmeli?
  3. Vedat Türkali’nin önce sinemaya, sonra televizyona uyarlanan kitabı “Fatmagül’ün suçu ne?” her hafta ekranlarda izlenme rekoru kırıyor. Şimdi orada eski bir hayat kadını rolünün ad ve soyadında bir milletvekili seçilse, o mu ismini değiştirerek meclise gelmeli? Yoksa dizide ki karakterin adı, meclise veya milletvekiline duyulan saygıdan dolayı değiştirilmeli mi? Acaba yazar Vedat Türkali veya nam-ı diğer Abdülkadir Demirkan’ın 1950 lerde siyasi nedenlerle derde giren başı, bir kez daha ama bu defa siyasi şahsiyetler dolayısı ile ağrıtılmalı mı?

Ne saçma sorular değil mi? Ben de nelerle uğraşıyorum? Ama sanalı veya gerçeği ile “sermayesi kendisi” olan o zavallı kadınlar, bir de onları bile, temsil etmesi gereken milletvekilleri veya milletvekili kadınlar tarafından da mı aşağılanacak?

 

“Asiye Nasıl Kurtulur?” dan Toplumsal Dayanışmaya Uzanan Yol

1969 yılında Vasıf Öngören tarafından yazılan ve Zeliha Berksoy tarafından büyük bir başarı ile oynanan Asiye nasıl kurtulur? Önemli zamanında bir toplumsal yaraya parmak basmıştı. Oyun o tarihte liseden, üniversiteye geçmeye hazırlanan belleğimde derin bir iz bırakmış olmalı. Şimdi TBMM de fedakârca görev yapan ve namus anlayışı üzerine üstün bir dayanışma sergileyen 78 kadın milletvekili ve geçmişte TBMM de görev yapmış olan sayısı nedir bilemediğim kadın milletvekili emeklisine bence bir önemli görev düşüyor: Araştırsınlar bakalım kendileri ile aynı adı ve soyadı taşıyan bir “Asiye” var mı? Eğer bulurlarsa lütfen onu bataktan kurtarmak için çaba sarf etsinler, bunu kamuoyu ile paylaşsınlar ve böylece her biri bir “Asiye’yi” topluma kazandırsın. Bu yolla meclis çatısı altında sergiledikleri dayanışma, toplumsal dayanışmaya dönüşsün.

 
“Asiye Nasıl Kurtulur?” un şarkısından
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC