Geçmişte Ekmeği, Unu Paylaşmışız. Bugün ise…
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 21.2.2012
Geçmişte Ekmeği, Unu Paylaşmışız.  Bugün ise…

Enerji Bakanı Sayın Yıldız bir açıklama yaparak, geçtiğimiz haftalarda, gerek Batı hattında, gerekse Azerbaycan ve İran doğalgaz boru hatlarından kaynaklanan sıkıntılardan dolayı Yunanistan'a verilen doğalgazda basınç düşüklüğü olduğunu söyledi. Ama önceki gün Yunanlı meslektaşı kendisini arayıp, zor durumda ve sıkıntıda olduklarını söylediğinde,  dayanamadığını ve Yunanistan’a doğal gaz akışını normale döndürdüklerini söyledi.

 

Siyasi Sorumluk Sınırının Bittiği Yerde

Soğuk bir kış geçiyor. Doğal gaz akışı ile ilgili ciddi sorunların olması,  kış ile birlikte pazarlık gücü artan Rusya ve İran gibi ülkeler için bulunmaz bir fırsat. Ama alıcı ülkeler için büyük bir insani risk.

Türkiye, hem gazın akışı, hem taahhüt edilen miktar, hem de birim fiyat açısından sorunlar yaşıyor, kimi ihracatçıyı ikna etmeyi başararak, kimi ihracatçıyı ise sözleşme gereği uluslararası tahkim’e götürerek çözüm üretme çabası içine giriyor. Bütün bu süreç elbette, Türkiye adına Enerji Bakanlığının sorumluluğunda.  Sayın Yıldız bu siyasi sorumluluğu “Her bakan kendi sorumluluğu çerçevesinde kendi vatandaşlarına sıkıntı yaşatmak istemiyor” cümlesi ile açıklayarak, Yunanlı meslektaşının da hislerine tercüman oluyor. Ancak artık komşunun sıkıntısını hafifletmek için gösterdiği meslektaş dayanışması Sayın Yıldız’ın en azından kısa ve orta vadede siyasi sorumluluğunun sınırları ötesinde bir şey.

Buna karşılık siyasi sorumluluğun bittiği yerde, Türkiye adına Sayın Bakan’ın insani sorumluluğu başlıyor. Biz az veya çok, ucuz veya pahalı ısınırken, kapı komşumuz titrememeli. Hepimiz komşularımız rahat olduğu kadar rahat ederiz. Bu kapı karşı komşumuz için de geçerlidir, deniz aşırı komşumuz için de, sınır ötesi komşumuz için de. İyi yaptık. İyi yapmışız. Ayrıca bu uzun vade için siyasi değeri de olan bir davranış. İyilik yap denize(Ege’ye)  at. Nasılsa gün gelir seni bulur. Türkiye ve Yunanistan bir büyük depremle dostluğu buldu. Bir büyük kriz ve kötü geçen bir kış ile dostluğu tavında tutar.

 

Benim için Konuşan Tarihin Öğrettikleri

Şimdi bu yazıyı bana asıl yazdıran ise bütün bu olanlardan öte, hayatımda, yaşayan bir tarihin olması ve bu tarihin hafızasındakileri hala okudukları ile bağdaştırıp, değerlendirebilmesi. Evet, benim Sultan Reşat zamanında doğup ta, ilkokula önce mahalle mektebinde başlayan babam hala hayatta. Şu günlerde yatalak denemese bile kalça kırığı dolayısı ile büyük ölçüde yatağa bağlı.  Ama hala muntazaman en ince ayrıntısına kadar gazete okuyor ve benimle çoğu kez izlenen para politikalarını tartışıyor. Doğal olarak göndermeler çok eskilere yapılıyor. Ama ne yalan söyleyeyim bir kısmı bugün gibi duyuluyor. Tabii benim bu babam geçen hafta haliyle, Enerji Bakanının yaptığı açıklamayı da okudu. İşte size tepkisi:

 

“Büyük Bir Milletiz Biz”

96 yaşında vücudu kapıp koyuveren ama aklı sağlam bir adamın, okuduklarına  ilk tepkisi bu ifade oldu. Ve aklına hemen bir şey geldi: “1941 kışıydı. Ben hala 1. askerliğimi yapıyordum ( II. dünya savaşı nedeniyle 2 kez silâhaltına alınmış. Tam 4 yıl 8 ay askerlik yapmış.) O zaman Kırklareli’ndeydim. Bütün Trakya ve Balkanlar soğukta donuyor ve insanlar açlıktan kırılıyordu. Türkiye’nin kendi insanını beslemeye mecali yoktu. Ama Yunanistan’ı Almanlar işgal etmişti. Biz sınırda köprüleri attık. Almanlar sınır boyunca bir koridor bırakıp, Türkiye’ye girmeyeceklerini açıkladılar. Ama Yunanlılar Alman çizmeleri altında inim inim inliyor, soğukta tirtir titriyordu. Açlık ve kıtlık ise onlar için hepsinden beterdi. O zaman Sirkeci rıhtımına Yunan tekneleri gelirdi. Türkiye o zamanki çaresizliğine Sirkecideki ambarlardan Yunanistan’a aç kalmasınlar diye hep erzak gönderdi. Oysa bir çubuk makarna bile bulamıyorduk.   Ama zor zamanda ekmeğimizi onlarla paylaştık. Şimdiki gibi her şey anında memleketin her tarafında duyulmazdı belki. Ama duyan da, bilen de buna itiraz etmedi. İşte biz böyle bir milletiz. Birbirimizi yeriz. Ama yemeğimizi ihtiyacı olanla paylaşırız” dedi. Sonra da “iyi yapmış bakan. İmkânım olsa ben de yardım ederdim. Biz biraz tasarruf edelim doğal gazı, şu soğukları atlatalım. Onlar da düze çıksın biz de rahatlayalım” diye devam etti.  

 

Güven ve Özgüven

Karşımda yatan adam bir Osmanlı olarak dünyaya gelip, Cumhuriyet gençliği olarak büyümüş. Cumhuriyete gönül vermiş ve inanmış. Onu Türkiye’nin en zor zamanlarında staj diye yurt dışına yolladıklarında, fırsat yaratıp kapağı oralara atmamış. “Benim bir bayrağım vardı” diyerek geri dönmüş. Hep onuru ile yaşadı ve çok yaşlandı. 96 yıllık ömründe güzel gözleri çok şey gördü. Güçlü hafızasının kayıtları çok şeyler söylüyor. Ama benim bildiğim şu ki o bu ülkeye olan güven ve inancını hiç kaybetmedi.

Türkiye’nin en büyük yakın dönem krizlerinde bile “biz ne vartalar atlattık. Bunun da üstesinden geliriz elbet” diye adeta güvence verip, sular durulunca “ben dememiş miydim size?” demiştir. Şimdi o yataktan kalkmakta ve yürümekte zorlanırken bile Türkiye’nin yaptığı yardımlar için akıl yürütüyor. Yapılan yardımları, tarih boyunca devam eden bir devlet geleneği olarak mütalaa ediyor. Ülkenin büyüklüğüne hala güveniyor ve kaç yıl ömrü kaldıysa sonuna kadar da güvenmeye devam edecek.

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC