Bu Yeni bir Düyun-u Umumiye Değil. Ama Ya Ne?
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 31.1.2012
Bu Yeni bir Düyun-u Umumiye Değil. Ama Ya Ne?

Geçen hafta Almanya Yunanistan’ı kurtarmak için seferber edilen fonların nasıl kullanılacağını denetlemek için bir AB bütçe komiserinin görevlendirmesi önerisini ortaya koyunca kızılca kıyamet koptu. Yunan siyasetçileri ve Yunan halkını, AB ye ve özellikle Almanya’ya isyan noktasında birleştiren öneri neydi? Bu yazımda bunu mercek altına almak istiyorum.

Artık AB nin “Şımarık Çocuğu” Değil, Şamar Oğlanı

Yunanistan sonunda tamamen bir günah keçisi oldu çıktı. Oysa yıllardır savruk harcama alışkanlıkları bilinse bile krizin patladığı noktada, sahnede o yoktu. İrlanda vardı. İspanya vardı. İtalya vardı. Hatta üye olmasa bile Schengen sınırlarında çöken İzlanda’nın altında yine birçok AB bankası kalmıştı. Hepsi hepsi bir kenara bırakıldı. Ama Yunanistan, ibret-i âlem için şimdi okların hedefinde… Yunanistan, aslında dünyanın tabiri caizse şımarık çocuğudur. Çünkü Avrupa’nın isim babası ve Batı medeniyetinin anasıdır. Ama şimdi görünüşe göre AB nin şamar oğlanı. Eleştirileri hak etti mi? Elbette hem de yıllar önce. Ama leb demeden leblebiyi anlaması gereken o ferasetli AB komisyonu, nasıl da Perşembeyi Çarşamba’dan kestiremedi? Nasıl ve niye İstikrar ve Büyüme kriterleri uygulanırken gözetilmesi gereken hususları gözetmedi ve sanki yeni bir şeymiş gibi takdim edilen o ihtar mekanizmasını Yunanistan için zamanında kullanmadı?

Şimdi Yunanistan Maliye Bakanı Evangelos Venizelos, “ ortaklarımız galiba Avrupa Birleşmesinin, ülkeler arası kurumsal eşitliğine ve ülkelerin ulusal kimlik ve vakarına dayandığını unutuyor” diyerek, resmi bir açıklama ile reva görüldükleri muameleyi kınıyor. Yunanistan’ın kulağını testinin ilk kulpunu kırınca bükeceklerdi. Yapmadılar. Yapamadılar

“Namerde Merde Hiçbir Ferde”

Yunanistan’ı kurtaracak Üç Silahşor belli: AB, AB Merkez Bankası ve IMF. Bunlardan sonuncusu yani dünyanın mali polisi, daha fazla paranın biran önce tahsis edilmesini dünyanın mali geleceği açısından elzem görüyor ve başta AB ülkeleri olmak üzere, elini cebine atabilecek her ülkeye açık çağrıda bulunuyor. AB Merkez Bankası yani ECB, tabii olduğu kurallar gereği yapabileceğinin azamisini yapıyor. Her ne kadar Almanya’nın suyuna gitse bile Draghi için bu ECB nin rüştünü ispatlamak için de iyi bir fırsat. Kriz durduran sonlandıran bir AB bürokratı sıfatını kazanmayı kim istemez ki? AB ise şu sıra elbette ayakta kalan güçlü ekonomilerin güdümünde ve bunlar arasında en güçlü ekonomi olan Almanya, iş bilmeyenlere iş öğretmek ve kural koymak bakımından kendi sorumlu ve yükümlü sayıyor. Eminim Madam Merkel erkek meslektaşlarının dikkat etmediği ayrıntılara da dikkat ederek, kadınca sorun çözme(hepimizin yaptığı fazla ayrıntıya girip sözünü sakınmamak) işgüzarlığına da kapılıp, ucu nereye dokunur diye düşünmediği cirit sopasını da kullanıyordur “günah keçisini” güdeceğim derken. Rahmetli anneannem dualarını sonlandırırken ellerini göğe açar ve mutlaka “ Allah’ım namerde merde, hiçbir ferde muhtaç eyleme” diye yakarırdı. Evet, muhtaç olmaya gör. Muhatap olacağın muamele, mutlaka istenmeyen ve gurur incitici bir muamele olacaktır. Şimdi Yunanistan’ın olduğu gibi.  

Elbette Yeni bir Düyun-u Umumiye Değil

Şu anda sadece Yunanistan için telaffuz edilen fon tutarı işin başından beri toplam 2 trilyon Euro’ya yaklaştı. IMF hala “daha fazla para ama önce elini cebine sokacak olan Avrupa” demeye devam ediyor. Yunanistan düzelirse, AB de halasa kavuşur mu? Pek emin değilim. Ama maya bir de tutarsa “Halaskaran-ı zabitan’ın kumandanı Merkel mi olacak, Lagarde’ mi işte asıl  o belirsiz. Ama benim oyum Lagarde’dan yana.

Şimdi, AB nin katkısı 27 üyenin ortak havuza koyduğu paralardan ECB nin katkısı satın alacağı ve almaya devam edeceği Yunan devlet tahvillerinden, IMF nin katkısı ise üyesi olan 187 ülkeden gelecek. Ama bu yeni bir “düyun-u umumiye” midir? Hayır değildir. Evet, bir borç-alacak ilişkisi üzerine kurulan bir düzen vardır. Ama bu 3lü idarede temsil edilen neredeyse tüm dünya, vaktiyle Osmanlı İmparatorluğunu mali açıdan kıskıvrak yakalayıp, imparatorluğun tütün, vs gibi gelir kaynaklarına el koyan “düyun-u umumiye” idaresi gibi Yunanistan’ın gelir kaynaklarına el koyup, daha sonra bu ülkeyi taraflar arasında parçalamayı öngören bir idare değildir. Pekiyi o zaman nedir ve Madam Merkel’in kulağa hiç de hoş gelmeyen önerisini nasıl yorumlamak gerekir.

Anılar Ah Anılar!

Şimdi Almanya’nın sesi, Yunanlının kulağında başka türlü yankılanıyor. “Mali yardım ve ulusal vakar arasında tercih yapma çelişkisini önümüze koyanlar, temel tarih derslerini unutmuşa benziyorlar” diyerek Nazi Almanya’sının Yunanistan’ı işgalini hatırlatıyorlar. Halk arasında, “Almanya işgal sırasında ülkemize verdiği zararı şimdi ödesin” diye konuşanlar da var. Belki zaten Almanya’nın bugüne kadar Yunanistan’a sağladığı cömert mali imkânlarda taşıdığı bu suçluluk komplesinin payı vardı da işler çığırından çıkınca önerilen önlem, acı anıları canlandırdı.  Şu sıralar, Yunan televizyon kanallarında Alistair Maclean’in romanından uyarlanan, Greg Peg, Antony Queen, Iren Papas ve David Niven’ın oynadığı  “Navaron’un Topları” ile Louis de Bernières’in eserinden uyarlanan ve Nicolas Cage ile Penelope Cruz’ un oynadığı Corelli'nin Mandolini filmlerini yayınlamasının tam sırası. Herkes kendini bir anda Maria ve Andrea gibi hissedebilir ve ülkesini kurtarma gayreti içine girebilir. Öte yandan zavallı Pelagia’nın acılarını yeniden yaşayıp Alman’lara ve vahşetlerine yeniden diş bilemeye başlar. Hele Louis de Berniéres’in kitabını okusalar Kefalonia Adasında o zamanlar, işlenen bir soykırımdan bile söz etmeye başlayabilirler. Yunanistan Milli Eğitim Bakanı Merkel’in önerisi için “hastalıklı bir hayal gücü ürünü” demiş.  Ya kültür bakanı soykırım tazminatı diye kalkarsa? İşte bu hortlakların öcü olarak AB nin sonunu gösterebilir.

Yine bir Kurumsal Boşluk Doldurma İhtiyacı Var

Aslında uzun bir zaman, bir ülkeye bir borç ve kredi planı sunulursa, elbette bunu nasıl kullanacak diye bir denetim de yapılabilir. IMF STAND-BY anlaşmalarının anlamı budur. Yani parayı vereceğim, bir harcama planı yapacağım ve nasıl harcama yapacağını yanı başında durup denetleyeceğim demek Stand-by. Şimdi paranın büyük kısmını, AB, Eurozone ve Eurozone’un ve AB nin en büyük ortağı Almanya ödeyecek ise ve bir Avrupa Para Fonu(EMF) yoksa AB nin yürütme organının denetim yapması normal kabul edilebilir. Ben hep “MF işin içinde olduğu zaman başka ülke olsa bir Stand-by programı ile girerdi. Yunanistan olunca bunu yapmadı” deyip duruyordum. Şimdi Almanya’nın önerisi yerine bir IMF Stand-by Anlaşması olsaydı bu tatsızlığın önü pekâlâ kesilebilirdi.

Bütçe Komiseri = Stand-by

Şimdi bir tevatür olarak geçen Cuma günü Financial Times gazetesine sızan haberi yüksek düzeyde bir Alman bürokratı,  onaylanan bir karar olarak bildirmiş. Seyreyle sen gümbürtüyü. Eski dostlar bir anda oldu düşman. Neden Merkel, Lagarde’in önüne geçti? Neden Lagarde para verip Stand-by yapmayı ihmal etti? Bu IMF ve AB rekabeti mi, Lagarde- Merkel rekabeti mi? Açtırdılar kutuyu, Yunanlılara söyletiyorlar kötüyü. Tabii Merkel’in üslubu da kötü, Almanya’nın sicili de bozuk. Ama Yunanistan bilmeli ki Bütçe Komiseri = Stand-by dır. Yaptıkları uzaktan biraz fazla pişkinlik olarak gözüküyor. Ha bu uyanan milli bilinç onları düze çıkarabilir. Reformları yapıp, hızla kemer sıkabilir, borçlarını son kuruşuna kadar ödeyebilirler. Dönüp sol omuzlarının üzerinden bize baksınlar yeter. Yanı başlarında hem vaktiyle Düyun-u umumiye borçlarını, hem 2001 krizi sonrası Stand-by borçlarını ödemeyi beceren kadim komşuları var. Şu aralar birbirlerine düşmesinler yeter.
 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC