7. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi Başkan Şensoy’un Açılış Konuşması

Açılış Konuşması

Çok saygıdeğer bakanlar, Ülkemizin Hartum’da bulunan Sayın Büyükelçisi ve Sudan’ın Ankara’da bulunan Sayın Büyükelçisi, bütün diplomatik Misyonların temsilcileri, Afrika ülkelerinden katılan çok değerli katılımcılar,...

7. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi | TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’un Açılış Konuşması | 18.01.2012, Sudan - Hartum

 

Afrika’nın Çok Boyutlu Rekabetle İmtihanı

 

Çok saygıdeğer bakanlar, Ülkemizin Hartum’da bulunan Sayın Büyükelçisi ve Sudan’ın Ankara’da bulunan Sayın Büyükelçisi, bütün diplomatik Misyonların temsilcileri, Afrika ülkelerinden katılan çok değerli katılımcılar, hanımefendiler, beyefendiler, medya mensubu arkadaşlar, öncelikle burada olmaktan çok mutlu olduğumuzu hem şahsım hem de kurumum adına sizlere arz etmek isterim.

Bu organizasyonun burada gerçekleşmesi noktasında çok büyük emek ve destekleri olan Sudan devletine, Dost ve kardeş ülke Sudan’ın Ankara büyükelçisi, Ebu Haydar Zaid beyefendiye, ve ülkemizin Hartum da büyükelçilik görevini yürüten Sayın Büyükelçimiz Erdoğan KÖK Beyefendiye, uluslar arası işbirliği bakanlığına Sudan dışişleri bakanlığına, Türkiye’den ilgili bakanlıklarımıza, Tika’ya, Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığına, belki ifade etmekte unutacağım bütün kurumlara, kişilere, bu sürece olan katkılarından dolayı şükranlarımı arz ediyorum.

Yinede karşılıklı olarak organizasyon komitesinde görev yapan, Sudan tarafını temsil eden sayın büyükelçi Süleyman IDAM Beyefendiye, ve TASAM kadrosunda sürece destek veren bütün arkadaşlara şükranlarımı arz ediyorum.

Teşekkür etme konusunda unuttuğum isim varsa lütfen kendisi beni affetsin.

Çok özet olarak şunu paylaşmak isterim ki, TASAM dokuz dış politika alanında faaliyet gösteriyor. Ve Türkiye cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının etkinlik alanı neredeyse aşağı yukarı yetişebildiği kadarı ile kendi alanında sivil bir düşünce kurulu olarak Türk dış politikasına katkı sunmaya gayret ediyor.

Bu dokuz dış politika alanının içinde en önemlilerinden bir tanesi bizim için Afrika çalışmaları, ve Türkiye’de ilk başlattığımız bir çalışma, diğer sekiz alan Afrika’dan sonra kurumsallaştı. Afrika çalışmalarını biz üç kanal üzerinden kurumsallaştırmaya ve yürütmeye çalışıyoruz. Bu üç kanalında bugün ve yarın toplantılarının yapılacak olması da bu açıdan çok iyi ve memnuniyet verici.

Tabi çok sayıda akademik yayın, rapor, stratejik rapor, yorum, çalışmalarla birlikte Uluslar arası Türk - Afrika kongrelerini 7 yıldır sürdürüyoruz. Ve ilk altı yılı Türkiye’de yapıldı, bu kongrelerin bütün Afrika’nın katılımıyla, geçen yıl alınan bir karar doğrultusunda yedincisinin Afrika’da bir ülkede yapılması benimsenmişti. Bu anlamda Sudan cumhuriyeti Ankara büyükelçisinin göstermiş olduğu yüksek ilgiyle başlayan bir süreçte de bugün 7. Uluslar arası Türk - Afrika Kongresinin ilk defa Türkiye dışında Hartum’da yapıyor olmasından da büyük memnuniyet duyuyorum.

Diğer ikinci kanalda 2008 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı ev sahipliğinde yapılan Türkiye Afrika işbirliği zirvesi öncesinde bir sivil zirve düzenlenmişti tarafımızdan. Bu sivil zirvede bir araya gelen sivil toplum kuruluşları arasında bir uluslar arası platform kurulmuştu, bu platformu oluşturulan 4 komisyon düzenli olarak toplantılarına devam ediyor. Ve üçüncü toplantısını da bu yıl burada öğleden sonra ve yarın yapacak,  bu komisyon toplantıların da daha fazla kurumsallaşması yönünde çalışmalarımız gayretlerimiz sürüyor. Bir diğeri de bizim ilgilendiğimiz dış politika alanlarında önemli başat ülkelerle karşılıklı yürüttüğümüz yuvarlak masa ülke toplantıları.  Afrika’da Mısırla başladık, Sudan’la ikincisini yarın yapacak olmaktan çok mutluyuz. İkinci Türkiye - Sudan yuvarlak masa toplantısına da inşallah İstanbul’da biz ev sahipliği yapacağız. Böyle dönüşümlü olarak yılda iki defa olmak üzere bu toplantılar serisi güçlenerek devam edecek. Belki önümüzdeki yıllarda yakalayacağı kapasite itibariyle ülkeler arasında düzenlenen karşılıklı bir foruma da dönüşebilir, yani çok daha büyük katılımlı bir formata dönüşebilir.

Bu şekilde çok kısa bilgiler verdikten sonra, bugünkü konumuzla ilgili birkaç şey ifade etmek istiyorum. Tabi Afrika Türkiye ilişkilerini anlayabilmemiz için Afrika’nın dünyada nerede durduğunu görebilmemiz için dünyadaki bugün yaşadığımız dönem içerisindeki parametreleri takip etmemiz gerekiyor. O zaman hem Afrika’nın stratejik önemini hem Türk Afrika ilişkilerinin önemini, hem de Türk Sudan ilişkilerinin önemini sanırım daha iyi kavrayabileceğiz.

Tabi son on yılda dünyada yaşanan gelişmeler dünya tarihi açısından yüzyıllık gelişmelere eşit, son on yıl büyük ölçüde dünyanın değiştiği, bütün parametrelerin yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Bu parametreleri çok kısa olarak özetlemek istiyorum ki, Afrika’nın ve dünyanın birbirini nasıl etkilediğini anlama noktasında bize ışık olsun.

Dünyadaki yeni temel parametre çok boyutluluk ve çok kutupluluk. Fazla geriye gitmeye gerek yok. 1990’lara kadar iki kutuplu soğuk savaş dönemi, doksanlardan sonra ABD’nin tek süper güç olduğu dönem, 11 Eylül 2001’den sonrada şekillenmeye başlayan yani son on yılda güçlenmeye başlayan çok kutupluluk dönemi. Tek kutuplu ve iki kutuplu dünyada politika üretmeye alışmış bu anlamda kendi konumunu belirmeye alışmış ülkeler, yönetimler, dışişleri bakanlıkları, uluslararası örgütler bu çok kutupluluk karşısında büyük bir bunalımdan geçiyorlar. Bu bunalımı Türkiye’nin büyük ölçüde tarihi devlet tecrübesine dayanarak aştığı kanaatindeyim. Çünkü büyük ülkeler bu anlamda daha fazla zorlanıyorlar. Çünkü çok bilinmeyenli denklem içerisinde politika üretmek ve bu anlamda bir politikayı başarılı kılmak çoğu zaman tam istediğinizin tersi neticeler almanızı da sağlayabiliyor. Bu anlamda çok kutupluluğun ve bu çok kutupluluğun getirdiği rekabetin dünyada daha önce hiç yaşanmamış bir dönem olduğunun da altını çizmek gerekiyor.

Çünkü belki geçmişte çok kutupluluk yaşandı ama teknoloji ve insanlığın geldiği nokta bu kadar gelişmiş olmadığı için bunların birbirleri ile olan rekabeti çok daha kontrol edilebilir düzeydeydi, ama gelinen noktada iletişim ve teknolojinin geldiği noktada çok kutupluluk bütün dünyanın başını döndürmeye devam ediyor. Bir diğer parametre ise; çok kutupluluğun getirmiş olduğu büyük rekabetle entegrasyonun çok yaygınlaştığını görüyoruz, Avrupa Birliği yakın tarih açısından Roma imparatorluğundan sonraki  Avrupa için söylüyorum, en başarılı entegrasyon modeli şu ana kadar. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nin çalışmalarını model alan dünyada çok sayıda entegrasyon çalışması var, Afrika’da siz daha iyi bildiğiniz gibi 6 Tane bölgesel örgüt var, Latin Amerika’da çok farklı örgütler var, Asya’da bölgesel örgütler var, ve Asya’nın bütünü için bir birlik çalışması var. Çok sayıda küçük ülkenin dünyadaki bu çok boyutlu rekabet içerisinde kendi konumunu ifade etmekte zorlandığı için entegrasyonun güçlenen bir yeni parametre olduğunu görmemiz gerekiyor.

Bu anlamda Afrika Birliği’nin gitmiş olduğu sürecin daha güçlenmesini daha da kurumsallaşmasını Afrika açısından diliyorum.  

Bir diğer yeni parametre mikro milliyetçilik, tabi entegrasyon bir taraftan mikro milliyetçilik bir taraftan nasıl oluyor denilebilir, ama iki parametre aynı anda eş zamanlı olarak yürüyor, ve bu 21. Yüzyılın çok boyutlu rekabeti içerisinde mikro milliyetçiliğin ilk sonucunun Sudan’da alınmış olması enteresandır. Güney Sudan’ın yakın bir tarihte ayrılmış olması, bağımsızlığını kazanmış olması bu anlamda mikro milliyetçiliğin ilk sonucunun da Sudan’da alındığını gösteriyor. Bu anlamda gelişmiş ülkelerinde dahil olduğu bütün ülkelerde çok ciddi bir mikro milliyetçilik tehlikesi var, bu anlamda Türkiye’nin de uzun on yıllardır devam eden Kürt sorunu var. Önümüzdeki beş on yıl içerisinde bir projeksiyona göre birleşmiş milletlerdeki üye sayısı kadar yeni üye devletçiklerin dünya sistemine katılabileceği öngörülüyor. Dolayısıyla mikro milliyetçiliğin ne getireceği konusunda bütün ülkeler oldukça tedirgin. Bir diğeri yine bu çok boyutluluğun getirdiği rekabet ortamında bitmeyen bir sürekli bir kriz yönetimi anlayışı var, bütün ülkeler, bütün yönetimler artık bir sürekli kriz yönetimi içerisinde ülkelerini idare ediyorlar. Ancak böyle bir perspektifte uyanık kalabiliyorlar. Çünkü daha önce birkaç yıl kaybedilse bile telafi edilebilme imkanı varken, bugün devlet hayatında bazen 24 Saatlik kayıpların bile telafisi mümkün olmuyor.

Bir diğeri de ben çok uzatmak istemiyorum, bir diğer yeni parametre de tahmin edilebilirlik, öngörülebilirlik çağından tahmin edilebilirliğe geçiş, çünkü elimizdeki dünya tablosu bize çok öngörülebilir veriler sunmuyor. Her an herkes için her şey mümkün.

Dolayısıyla bütün uluslar arası güvenlik örgütleri NATO başta olmak üzere, güvenlik konseptlerini buna göre değiştirdiler. Öngörülebilirlik değil tahmin edilebilirlik dünyadaki yeni parametre, en son olarak ta bütün bunların toplamında rekabetin yeni bir odağı var. Bir ülkenin insan kaynağının niteliği,  Bu konuda ki sorunu aşmış ülkeler 21. Yüzyılda güçlü ve konumlarını koruyan ülkeler olarak var olacaklar. Bu anlamda sorunlarını aşamamış ülkelerinde dünya sistemi içerisinde savrulacağını, istikrarsızlığa sürükleneceğini, manipüle edileceği görülüyor ki bunun örneklerini güncelde yaşıyoruz. Dolayısıyla insan kaynağının niteliğini değiştirebilen ülkeler hem teknoloji üretecekler, hem refah üretecekler, hem medeniyet üretecekler. Bu anlamda hem Afrika ülkelerinin, İslam ülkelerinin, hem Türkiye’nin bu fiziksel altyapıya yönelik yatırım anlayışının mümkün olduğunca dönüştürerek insana yönelik yatırım anlayışının güçlendirmeleri gerekiyor. Çünkü insan kaynağının niteliği sağlam değilse sizin bütün yatırımlarınızın yok olma tehlikesi her an var, çünkü devleti de, insanı da yaşatan, medeniyeti de yaşatan, kazanımları  koruyan insan kaynağının niteliğidir.

Tabi içinde yaşadığımız güncel dönem içerisinde Arap baharı dediğimiz bir süreçte var, ve bu Kuzey Afrika’dan başladı Afrika’yı çok güçlü olarak ilgilendiriyor. Tunus’tan başladı, Mısır, Libya, şimdi Ortadoğu da Suriye sıçradı, Yemen’de olaylar var, Bahreyn’de olaylar var. Konu hem Afrika ile ilintisini de kurmak açısından, ve hem de Türkiye’nin rolünü  iyi tanımlamak açısından çok önemli. Çünkü bu rol Afrika içinde geçerli olması gereken bir rol. Batılı ülkelerin bu süreçte üç temel amacı var, Arap baharı denilen devrimleri desteklemekle ilgili, bunlardan bir tanesi sıkışmış ekonomilerine yeni bir alan açmak için Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Güney Asya’da yeni bir liberal ekonomik kuşak oluşturmak, geçmişteki batılı paradigma açısından bu hep savaşla oldu. İlk defa farklı yumuşak parametrelerle deneniyor. Başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.

İkincisi bu liberal ekonomik kuşağa bağlı olarak yeni bir güvenlik kuşağı oluşturmak, Kuzey Afrika’da birçok ülkenin önümüzdeki ay ya da yıllarda NATO üyeliğinin tartışılacağını öngörebiliriz. Bu yeni liberal ekonomik kuşak ve yeni güvenlik kuşağının toplamında da Çin ve Rusya’yı yalnızlaştırmak politikası, çünkü Çin’in özellikle ekonomik olarak genişlemesi artık bütün batılı ülkelerindeki üretim hatlarını yok edecek noktaya doğru gidiyor. Bu anlamda en temel etkeninde Çin ve Rusya olduğunun göz önünde bulundurmak gerekiyor. Türkiye’nin buradaki rolü ne, ve ne olmalı, biz ısrarla şunu söylüyoruz, Türkiye’nin burada ki rolü batılı ülkelerin Truva atı olmak değildir ve öylede yapmıyor zaten. Türkiye’nin burada rolü bu ülkelerin sosyolojik değişim ve dönüşümlerini bir kaosa, uzun sürecek acılı dönemlere yol açmadan sağlıklı bir şekilde atlatmalarına tecrübesiyle, bilgisiyle, birikimi ile, tarihi referanslarıyla yardımcı olmaktır. Afrika’nın bütünü için, Afrika’nın kalkınması içinde bu perspektif geçerlidir.

Tabi bütün bu anlattığım parametreler içerisinde özellikle Asya’daki kalkınmanın çok ivme kazandığı bir dönemde yaşıyoruz. Önümüzdeki beş on yıl sonra çok daha hızlı bir şekilde Afrika’ya kalkınma sırası gelecek. Zaten şuanda Afrika ülkeleri ortalama yüzde beş altı oranında büyüyorlar. Ve dünyadaki ekonomik krizden de çok fazla etkilenmediler. Ama önümüzdeki on yılda dünyada çok daha önemli konumlara gelecekler, ve dünyanın şantiye ülkeleri olacaklar. Tabi Afrika’nın değişik altyapı sorunlarından dolayı da ulaşılamamış çok ciddi kaynakları var, yer altı ve yerüstü kaynakları var, bu anlamda batılı ülkelerin yeniden Afrika’yı keşfetmeye başladığını ve yeniden bir ilgi alanı oluşturduklarını görüyoruz. Bu Afrika için çok boyutlu bir rekabet anlamına geliyor. Çünkü önceden sadece makro politikalarda ABD ve alanda İngiltere Fransa ağırlığıyla bütün işler yürürken, artık Türkiye’de var, Çin var, Hindistan var, Güney Kore var, Japonya var, Brezilya var, dolayısıyla bu çok boyutlu rekabeti Afrika’nın çok iyi yönetmesi gerekiyor. Ve kendi yönetimleri açısından herhangi bir istikrarsızlığa yol açmadan süreci kendi menfaatlerine ve kendi isteklerini maksimum şekilde muhataplarına kabul ettirecek bir stratejik anlayışla çok boyutlu rekabeti yönetmesi gerekiyor. Tabi hem Türkiye - Afrika ilişkileri hem Türkiye Sudan ilişkileri çok büyük bir geçmişe sahip, yaklaşık 400 yıllık, dolayısıyla Türkiye’nin tarihi tecrübesi ile batılı ülkeler gibi herhangi bir kirlilik, bir sömürü, bir suiistimal içermiyor. Dolayısıyla Türkiye’nin kendisine anlatma gibi bir derdi yok, yani niçin Afrika’da olduğuyla ilgili kendisini anlatma gibi bir derdi yok, ama karşılıklı olarak hem Türk Sudan ilişkilerinde hem Türk - Afrika ilişkilerinde karşılıklı kapasite inşasına ihtiyaç var.

Çünkü biz çok büyük söylemler üretiyoruz, duygusal konuşmalar yapıyoruz karşılıklı olarak. Ama bunların kültürel, sosyal, ekonomik, teknolojik, her alanda sivil toplum, üniversiteler, iş adamları, aklımıza gelebilecek her alanda devletlerin iradesi başta olmak üzere her alanda çok büyük bir kapasite inşasına ihtiyaç var, o zaman bu büyük söylemlerimiz, büyük dostluğumuz gerçek anlamda bir kurumsal yapıya kavuşacak diye düşünüyorum.

Beni dinlediğiniz için tekrar teşekkür ediyorum. Bu kongrenin bu perspektifte hepimiz için ve karar alıcıları için önemli sonuçlar doğuracağına inanıyorum.

Saygılar Sunuyorum...


 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3265 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3265