Yaptırımlar ve İran

Makale

Yaptırımlar, genellikle bir ülke veya ülke grubu tarafından bir başka ülkeye uygulanan iktisadi, ticari, askeri ve bilimsel yasaklar olup, bu yasaklarla, kendi halkına veya dünya sistemine karşı tehdit oluşturan yönetimleri köşeye sıkıştırarak, davranış değiştirmeye zorlamak için kullanılmaktadır....

Yaptırımlar, genellikle bir ülke veya ülke grubu tarafından bir başka ülkeye uygulanan iktisadi, ticari, askeri ve bilimsel yasaklar olup, bu yasaklarla, kendi halkına veya dünya sistemine karşı tehdit oluşturan yönetimleri köşeye sıkıştırarak, davranış değiştirmeye zorlamak için kullanılmaktadır. Adım adım başlatıldığı gibi, hep birlikte de yürürlüğe konulabilen yaptırımlar, uygulama etkinliğine göre, zor durumda kalan yönetimlerin zayıflayıp geri adım atmalarını ve reformlar yapmalarını sonuçlandırdığı gibi, iktidardan düşmelerini, devrilmelerini, görevi bırakıp yeni değişim ve dönüşümlere imkân vermelerini de sağlayabilmektedir.  Yaptırımlara rağmen sürtüşmeleri ve çatışmaları tırmandıran totaliter yönetimler ise sonuna kadar kendi halklarına ve dünyaya meydan okumaktan çekinmemekte ve maliyeti yaptırımlardan daha büyük yıkımlara neden olmaktadırlar. Irak ve Libya bizler için daha ziyade böyle birer örnek oldu.  Suriye’de yaptırımlara direnen bir başka örnek.


Şüyuu ve Vukuu

Genellikle yaptırımlardan önce bunların düşünüldüğü, uygulama ile ilgili planların yapıldığı ile ilgili söylentilerin yayılması oluyor. Bundan dolayı da şüyuu ile vukuu arasında geçen zaman süresi içinde ilgili ülkenin kendine çekidüzen vermesi bekleniyor. Bu bakımdan zaten eğer yaptırımlar fiilen yürürlüğe konmuşsa, sözler dinlenmemiş, bildik okunmaya devam etmiş demek. Açıkçası eğer yaptırımlar uygulamaya giriyorsa, artık birçok adım için çok geç kalınmış demek oluyor. Oysa yaptırımı koyma niyeti gösteren ülkeler genellikle dünyanın güçlü ülkeleri olduğu için sözlerinin dinleneceğini varsayıyorlar. Ancak bu arada olayların seyircisi gibi duran bazı başka ülkeler, “çıbanbaşı” olarak kabul edilen ülkeden yana tavır alırlarsa, o zaman zaten yaptırım söylentileri işin başından sulanmış olmakla kalmıyor, aynı zamanda, çatışma tırmandırılması birilerinin çıkarına hizmet eder bir hale gelebiliyor.


Yaptırımların Etkinliği

İktisadi ve ticari yaptırımlar, gümrük ve kota uygulamaları konması, yatırım engelleri ihdas edilmesi, banka faaliyetlerinin engellenmesi ve mal varlıklarına el konulması biçiminde uygulanıyor. Bunlar münhasıran iktisadi amaçlı olabildiği gibi,  iktisadi kazançların, siyasi ve askeri amaçları finanse ettiği iddiası ile de yaşama geçiriliyor. Genellikle ticari yaptırımlar, yaptırım konulan ülkenin misillemede bulunması ile sonuçlandığı için etkinliği düşüyor.  Sadece iktisadi amaç taşıyan ticari yaptırımlar, ülkeleri barış içinde iktisadi ilişki kurmaktan alıkoyuyor ve ticari savaşlar uğruna adeta “patlıcan muharebesinde şehit “olma noktasına götürüyor. Ama o kadar.

Bilimsel ve askeri yaptırımları bir kenara bırakacak olursak, iktisadi ve ticari yaptırımlar, belli ölçülerde yaptırım koyan ülke veya ülkelere de zarar veriyor. Ama eğer temel mal ve hizmetlerin ithalatçısı durumda olan bir ülkeye yaptırım uygulanıyorsa, orada asıl zararı gören taraf bazen şeytani rejimlerden korunmak istenen bir halk bile oluyor. İnsani nedenlerle yapılan istisnalar ise kendi kara piyasalarını yaratıyor ve birilerinin zevalinden birileri yararlanıyor. Buna karşılık, süresi çok uzayan yaptırım uygulamaları, halk içinde, yaptırımları koyan ülkelere karşı bir propaganda silahı olarak kullanıldığı gibi, yaptırımlarla yaşamaya alışan halkta mahrumiyetleri ile baş etmeyi öğrenip, yaptırım arsızı haline gelebiliyor. Bu da yaptırım etkinliğinin azalmasını yaratan en büyük açmaz oluyor. Yapılan bilimsel araştırmalar arasında, ilan edilen amaçların yaptırımlarla başarısının sadece %30 civarında olduğunu iddia edenler bile var.  Ama siyasi amaçlı olduğu zaman, ithamın büyüklüğü, başka ek yaptırımların da iktisadi ve ticari yaptırımlara destek vermesini sağladığı için, iş büyüyor.  

 

İran’ın Yaptırımlarla Haşır Neşir Yaşamı

İran dünyada tek yaptırım muhatabı ülke değil. Küba, Güney Afrika, Kuzey Kore, Irak, Libya ve Suriye gibi ülkeler, uzak ve yakın geçmişin bir kısmı hala yatırımlarla yaşayan ülkeleri. Bazılarında devir değişti veya değiştirildi. Ama bazıları hala direniyor ve direndikçe yaptırımlarla yaşıyor ve yaşamaya alışıyor.  

1979, İran’da radikal bir rejim değişikliğinin olduğu yıldır. İşte bu tarihten sonra, yeni rejime güvenmeyen başta ABD olmak üzere Batı İran ile olan “yaptırım sergüzeştine” başladı. İş o gün bugündür sürüyor. Rejim değişikliğinden öte, elbette 1979 da yaşanan rehineler krizi ABD ve İran ilişkilerini, onarılmaz biçimde yıpratmıştır. Rehine dramına karşı, ABD nin İran’ın 12 milyar Dolarlık banka hesaplarına, altın ve döviz rezervlerine el konması kararı, bugünün ölçüleri ile fazla bir ceza gibi görülmeyebilir. Ama o zaman bu miktarlar büyüktü. Ancak İran ne o yaptırımlardan, ne 1980 yılında Irak’ın bu ülkeyi işgal etmesinden, ne de Irak işgalini müteakip şiddeti artan yeni yaptırımlardan mütenebbih olmuştur. Asıl mesele budur.

ABD nin tüm askeri ikmal ve teknik danışmanlık desteğini durdurmasına,  İran’la tüm ihracat ve ithalatı yasaklamasına rağmen savaş 1988 yılına kadar sürmüştür. Irak gibi İran’ın da fiziksel alt yapısı tahrip olmuş, insan kaynakları savaş ve göç ile azalmıştır. Ama İran yine inatla direnmiştir. Bu direnişte elbette yaptırımları etkisiz hale getiren ülkelerin İran’a verdikleri desteğin payı büyüktür. Ama burada İran’ın da bir demir leblebi olduğunu kabul etmek gerekir. Savaşta ölenler şehit olmuştur. Giden zaten istenmeyen derim ve rejim karşıtı insanlardır. Ama “kalan sağları” ile Çin, SSCB(Rusya) ve komşusu Suriye’nin desteği ile İran sonradan gelen daha nice nice yaptırımı göğüslemiştir.

İran ile ABD 1988 yılında niye yeniden ticari ilişkiye başlamıştır da 1995 yılında Başkan Clinton yeni bir kararla bu ülke ile olan ticari ilişkileri yasaklamıştır? 1996 yılında neden sadece İran’a 20 milyon doların üzerinde petrol yatırımı yapan şirketlere ceza gelmiştir de paraların parça parça İran’a ne göz yumulmuştur?  Evet, İran’a Eximbank yardımları engellenmiştir. Bu ülkeye 12 ay içinde 10 milyon dolardan fazla borç veren banka ve finans kuruluşlarının önü kesilmiştir.  Ama öyle veya böyle İran’a bir açık kapı bırakılmıştır. Bu açık kapıya karşı yapılan reformlar ise 1990 lı yılların 2. yarısında, yaptırımların azaltılması ile ödüllendirilmiştir. Özellikle 2000-2004 yılları İran ve ABD arasında yeniden ılık rüzgârların estiği bir dönemi temsil eder.  


Sorun Nükleer Zenginleştirme mi? Ahmedinecad mı? Rusya mı?

 Bilindiği gibi İran’daki Nükleer program 1950 li yıllarda ABD nin desteği ile başlatılmış ve Avrupa ülkelerinin desteği ile 1979 a kadar sürdürülmüştür. 1979 devriminden sonra programa verilen ara ise özellikle 2005 yılından sonra hızlanmış ve Batı yerine Rus desteğine dayanmaya başlamıştır. Şimdi burada birkaç noktaya dikkat etmek gerekir. Bunlardan bir tanesi petrol ve doğal gaz gibi kaynaklardan yana şanslı olan İran’ın, aynı zamanda Uranyum açısından da zengin olması ve zaten bu nedenle 60 yılı aşkın bir zaman önce kendisine bir fırsatın sunulmuş olmasıdır. Bir diğeri, devrime, savaşa, iç çatışmalara ve baskıcı rejime rağmen ülkede “kalan sağlar” arasında, nükleer çalışmalara müsait bir ciddi bilim alt yapısının bulunmasıdır. Ancak bunlar kadar önemli bir üçüncü etken vardır ki o da, nükleer programı İran’da başlatan Batı’nın bu ülkeye sırtını tamamen veya kısmen dönmesi ve Rusya için önemli bir manevra alanı bırakmış olmasıdır. Ama Rusya ile ilişkilerin başladığı yılların 1995 yılı olduğunu düşünür ve o yıl, Clinton’ın İran ile yeniden dans etmeye başladığını hatırlarsak, demek ki sorun, ne nükleerdir, ne Ruslardır ne de İran’ın bilimsel donanımıdır. O zaman Ahmedinejad rejimi, Batının güvenmediği bir rejimdir. Ahmedinejad, Batı tarafından üzerinde çalışıldığı iddia edilen bombadan çok daha patlamaya hazır bir bomba olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle de yeni yaptırımlarla yıpratılmak istenen işte Ahmedinejad rejimidir. UAEK una rapor verilmesine izin vermeyen sistemdir. Ruslar da değildir.


Yeni Yaptırımlar mı Güçlü Ahmedinejad mı?   

Kendi ekonomilerini de etkilemesi pahasına, hem ABD, hem AB bir dize yeni yaptırımı, Ahmedinejad’ı dize getirmek için yeniden uygulamaya koydu ve buna devam edecek. Mali dondurma işlemlerine ilaveten İran gemilerine seyir engelleri gibi yaptırımlar halen geçerli. Ama şu sıralar en fazla ses getiren yaptırım İran petrollerine karşı ithalat ambargosu uygulanması. Bu uygulama tuz biber ekti çünkü İran’ın ihracat gelirlerinin %85 ini petrol ve petrol ürünlerinden de ondan.  Yani petrol İran’ın can suyu.

Şimdi karşılıklı restleşiyorlar. Yüksek enflasyonu, iki haneli işsizliği, daralan ekonomisi ile köşeye sıkışacağını düşünen Ahmedinecad, çatışmayı tırmandıracağı tehdidinde bulunuyor. Hürmüz Boğazını kapatacak. Kapatabilir mi? Kendisine de zarar vererek evet. Ancak nasılsa ABD ve AB petrol almayacak diyemez. Çünkü Çin ve Japonya’ya satacağı petrol var. Zaten nasılsa petrol iştihası çok fazla olan Çin ABD ve AB nin almadığı petrolü de almaz mı? O zaman Hürmüz Boğazını kapaması ihtimali düşük.  Buna rağmen bu yaptırım da nasılsa etkili olmayacak. Ama Çin ve Japonya ABD ve AB nin arkasına takılırsa o zaman iş değişir. Yoksa Ahmedinecad’ın değil de Çin’in gücü yaptırımların etkisini azaltacak. ABD ve AB nin demek ki dünyayı, bir şekilde İran’ın nükleer tehdidine inandırması gerek.


Bir Yolu Var mı?

Bu saatten sonra, Batı’nın petrol almama kararından dönüş yok. İran’ın petrolü, Çin’in iştihası çok. Ama bu noktada hesaba katılması gereken 2-3 husus daha var. İran’ın yarattığı küresel ve bölgesel (nükleer) tehdit ve uygulanacak yeni petrol yaptırımlarının kendilerine vereceği zarar, krizdeki ABD ve özellikle AB yi birbirlerine sıkıca sarılmaya itecek. Bunu İran’ın düşünmesi gerekiyor. Ayrıca Çin’in Pazar kapmasını Rusya dâhil kimse istemez. Bu da Rusya’yı Batının yanında yer almaya itecek bir etken olabilir. Zaten eğer Rusya’nın İran’a olan nükleer desteği değişirse, o zaman Ahmedinecad’ın uzlaşmaya yanaşması daha fazla beklenebilir. Böylece Rusya soğuk savaşın bitmesi ile kaybettiği siyasi ağırlığı geri kazanmaya başlar, dünya da daha dengeli bir dünya olur.

Artan doğalgaz ve petrol fiyatlarına İran halkı arasında tepkiler olsa bile Ahmedinejad’ın yarın iktidardan düşmesini beklemek için bir neden yok. Bu durumda, Batı’nın İran pazarına bir şekilde girmeye çalışması hep ceza eksenine dayanan İran-Batı ilişkilerini normalize edecek ve çatışma riskini azaltacaktır. Daha fazla yaptırımın hiç kimseye faydası yok. Normal ilişkilerin ise büyük bir faydası olacaktır.
 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263