Çin için Bayrak Önde mi?
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 23.6.2017
Çin için Bayrak Önde mi?
Çin dünyanın her köşesindeki askeri kapazitesini arttırma çabası içerisinde. Bu küresel ekonomik yayılmasının destekçisi mi, yoksa  öncüsü mü diye sorarsanız, cevabım her ikisi de olacak. Neden mi?
 

“Ticaret, Bayrağı İzler”

19. Yüzyılda verem tedavisi diye gittiği Afrika’da elmas arama sevdasına düşen Cecil John Rhodes, Rhodesia’nın kurucusu olarak bilinir.  Rhodes sayesinde, Güney Afrika’dan ayrılan ve  1965 de bağımsız bir ülke haline gelen Zimbabwe, daha Zimbabwe olmadan Cecil Rhodes’un, kaynaklarını talan ettiği bir coğrafyadır. Ancak Rhodes, yaptıklarını İngiliz ordusuna  borçludur. Onun meşhur “ticaret, bayrağı İzler” sözü boşuna değildir. Askeri bir güvence olmaksızın, Afrika’nın kaynakları, nasıl beyaz Avrupa’nın elinde tutulabilir, nasıl ticarete konu olabilirdi? Şimdi Çin, Rhodes’un yolunu benimsemiş gibi gözüküyor.
 

Cecil John Rhodes’dan sonra Dünyanın Hali

Dünyanın bitmez tükenmez çatışmalarına çözüm üretmek için iş dünyasının bağımsız girişimlerine imkan verilmesi gerektiği görüşü, 1980 li yıllardan sonra itibar kazandığında, ABD, İngiltere ve Rusya gibi bazı ülkeler zaten askeri mevzileri tutmuştu. Ama Çin, daha çok gölgede kalmayı kabul etmiş havadaydı. O yıllarda devletler,  kendi rızaları ile bir çok yerde, barış süreçlerinin özelleştirilmesi (Privatisation of the Peace Process) temasını kabul etmiş gözüktüler. İşte bu espri içinde Rhodes’un meşhur sözü bir anda, “bayrak ticareti izler” olarak değişir gibi oldu. Ticaretin bayrağı izlemesi sanki demode hale gelmişti. Barış sürecinin özelleştirilmesi ise Orta Doğu için biçilen bir fistan gibiydi.Ancak hantal bedene uymadı, uyamadı.

 
Yeni Dünya Düzeninde, Yeniye de,  Eskiye de Yer Var

Artık iş dünyası adımını kendi başına atıyor, yaptığı anlaşmalar ile daha önce ulaşılmamış dünya köşelerine bile, ülkelerinin bayraklarını dikiyordu.  Bayrağı izlemek gibi bir dert kalmamıştı sanki. Ama bu arada, devletler ikili, çoklu ticaret, yatırım, ulaştırma anlaşmaları yapmıyor muydu? Üst düzey ziyaretler, aile fotografları, güzel tatil beldelerinde ticaret görüşmeleri olmuyor muydu? Elbette oluyordu. Yani yine bayrak ya önde veya özel ile aynı anda hareket halindeydi. Ya asker? İşte o ayrı bir konu.
 
Çok uluslu şirketlerin egemen olduğu günümüzde, iş dünyasının kendi kanatları üzerinde uçması elbette doğal bir şey. Kaldı ki, birçok çok uluslu şirketin bütçesi ve sermayesi bir çok ülkeyi beş kere, on kere satın alır durumda. Yine de tabii  bu yeni zaman gelişmesi, İngiliz, Fransız, İspanyol ve Portekiz gibi eski sömürgecileri için değil, yeni yetme ülkeler için yeni.


Çin Yeni Sanayileşen ve Yeni Gezen bir Ülke

Çin’e yeni yetme demek elbette haksızlık olur. Ama yeni sanayileşen ifadesi güzel. Yeni gezgin de denilebilir, yeni tüccar da. Uzun yıllar içine kapandığı kabuğunu çatlatıp, “bir kuşak-bir yol” diye atıldığı dünyayı, çepeçevre sarıp sarmalama iddiasında. Ancak bunu yaparken, yine bayrağı öne koyacağını açık açık ifade edip, özellikle yol haritasında önem verdiği uğrak noktalarından biri olan Pakistan’da yeni bir deniz aşırı üs kurmayı, stratejik hedeflerinin mütemmim cüzü olarak kabul ediyor. Yani gezmeye çıkarken askerleri yanında götürmekten yana tercih koyuyor.  
 
Geçen yıl Cibuti’ de ilk deniz aşırı deniz üssünü hizmete açtıktan sonra, İran körfezi, Kuzey ve Doğu Afrika’da kendi denizaşırı ticaretini sekteye uğratacak, korsanlığa karşı ABD ye destek olacağını açıklaması, Trump yönetimini ne kadar memnun etti bilmiyorum. Ama Pentagon bunun destekten ziyade rekabet vurgusuna sahip olduğu konusunda bazı farklı görüşlere sahip.
 

Bölgeselden Küresele Askerle Yürümek  
                                                                       

Çin gibi dev bir ülke zaten bölgesel kalabilir miydi? Hayır. Ama bölgesel ihtiras ve hedeflerinin küresel boyutlara erişmesindeki hızı kestirmek mümkün değildi. Öyle ağır adım atıyor gibiydi ki! Meğer biz yanılıyormuşuz. Yine de biraz daha feraset sahibi olmak için Doğu ve Güney Çin denizinde ABD gemilerine çalım atmasına bakmak yeterliydi. Hali hazırda, Japonya ve ABD, Çin’in gerisine düşmüş vaziyette(Pasifik’teki en büyük deniz gücü varlığı Çin’e ait. 300 savaş gemisi olduğundan bahsediliyor). Bununla birlikte, Çin’in teknolojik açıdan geri olduğu iddia ediliyor.
 
Şimdi, Taliban’dan bile korkmayan Çin,  Pakistan ve Afganistan’a ABD ve Rusya dışında bir alternatif sunma iddiası ile nufuz etmek istiyor. Üstelik altyapı yatırımları ile bunlara yeni bir  kalkınma hamlesi götürmeye kararlı gözüküyor. Dağları ve Hayber geçidini aşıp, bu iki ülke üzerinden Orta Doğu ve Avrupa’ya açılıyor. Ama askeri üslerini de yanında istiyor.
 

Çin’in Türkiye’den İstediği Var mı?

Türkiye Çin’in ilerleme yolu üzerinde. Kuşak-Yol projesinin parçası olmasına ramak kaldı. Avrasya Tüneli, Marmaray, Kumport, bu projede Çin’in gözbebeği. Ama 2015 yılında buluştuğumuz bir Çin resmi heyeti, bize Türkiye’de istedikleri bir “ileri Karakol”dan bahsetmişti(Bknz “Bir “İleri Karakol Sohbeti ve Ötesi”- 31.10.2015, tasam.org). Biz biraz sorgulayınca,  genç ve dinamik Çin heyeti, bir başka “ileri karakol” terennüm etti: Türkiye’de bir imalat “ileri karakol”undan bahsetti. Kavramın altını oyup, içine bakmak için çaba sarfetsem bile ser verip, sır vermeyen Çin heyeti, konunun ayrıntısına girmedi. Şimdi biraz düşünelim: Bunca yatırım hamlesi ile Çin bayrağını, sermayesini ve emeğini soktuğu Türkiye’den bir başka karakol, üs veya belli bir askeri kapazite istemiş olabilir mi? Hepinize iyi bayramlar dilerim.
 
İlgili Döküman İçin Tıklayın
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC