Orta Vadeli Programın Düşündürdükleri
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 17.10.2011
Orta Vadeli Programın Düşündürdükleri

İçeride bitmek tükenmek bilmeyen, dur durak dinlemeyen terör, her gün bir başka kadın cinayeti, anlamsız ve seviyesiz söz düelloları ile yoruluyor ve umutsuzluğa kapılıyoruz. Dışarıda Batı boylarından öteye uzanan bir mali daralma, Doğu boylarında belirsizlik, Güney hatlarında adına bahar denilen ve “berdel acuz” u andıran fırtınalar hepimizde gelecek ile ilgili bir karamsarlık yaratıyor. Durum böyleyken geçen hafta Sayın Babacan, yumuşak bir üslup ile kapsamlı bir Orta vadeli programı genel çerçevesi ile duyurdu. Mevcut verilerin ışığı altında, Türkiye ekonomisinin fırtınalı denizlerde yol alırken hedeflerini ve karşılaşabileceği fırsatları özetledi. Raporun tamamı incelendiğinde, önümüzde oldukça gerçekçi bir şekilde ortaya konulan ve her sene yeniden gözden geçirilecek bir üç yıllık program olduğunu söylemek mümkün. 

 

Hedef Sapması Yok

Türkiye’nin ülke olarak daha yüksek bir refah düzeyine erişmesi nihai hedefi doğrultusunda, istikrarlı ve istihdam dostu bir büyümenin sağlanması öngörülmüş. Ekonominin rekabet gücünü arttırma, kamu harcamalarında etkinlik, devlet yardımlarında isabetlilik(?), kayıt dışılığın azaltılması, yerel yönetimlere ve bölgesel gelişmeye ivme kazandıracak yerel yönetim, daha doğrusu yönetişime olanak verilmesi, işgücüne daha üstün nitelik kazandıracak eğitim olanaklarının seferber edilmesi ve özel sektöre ekonomide daha fazla rol verilmesi, yine temel amaçlar arasında sıralanmış.

Türkiye’nin 5 yıllık kalkınma planı dönemlerinden sonra uzun yıllar yaşamaya mahkûm olduğu önünü görmeyen günlük politikalardan sonra, oldukça sisli-puslu bir ortamda bile ikişer, üçer yıllık programlar yapabilmesi, fevkalade önemli. Böyle bir programın olması bile tesis edilmiş güveni ve bu toplumsal güveni güvence altına alma azim ve kararlılığını göstermesi bakımından önemli.

 

Vites Küçültme Kaçınılmaz

Ancak hemen dikkat çekmekte yarar var. Hedef sapması yok ama vites küçültmesi söz konusu. Bu da normal azgın dalgalar arasında kayalıklara toslamamak için bu kaçılmaz. Işığı görene kadar ayak biraz frende gitmekte yarar olabilir. Enflasyon düşmeye devam edecek ama büyüme oranları da düşecek. Biraz zor olsa bile işsizliğin de azalması öngörülüyor. Program, her ne kadar özel sektör ruhunu besleme sözü veriyorsa da, 2011-2013 arasındaki dönemde sağlık, eğitim ve sosyal dayanışmadaki kamu rolüne oldukça büyük beden bir libas biçiyor ki bu da Sosyal Devlet ilkesini gözetir bir yaklaşım. Bunların finanse edilmesi için gerekli yeni vergilerin ihdas edileceği haberi, basına programın açıklanması ile hemen hemen aynı zamanda ve adeta programdan bağımsız bir biçimde duyuruldu. Ama aslında 2011-2013 programı maliye politikalarına, para politikasından daha fazla rol veren bir espri anlayışına sahip.

 

Gurur ve Gerçek

Orta Vadeli Program aynen geçmişte 5 yıllık planlar gibi, yine DPT tarafından ve o kurumun teknik kadrosu tarafından hazırlanmış. Ama programı duyuran ve yürüten bir politikacı olunca, bugüne kadar yapılabilene övgü de var. Allah’tan Babacan da tevazuu elden bırakmayan bir üsluba sahip olduğu için, övgünün abartıdan uzak olduğunu düşündük. Haklı gurur da var. Türkiye ekonomisinin risk priminin düşmesi ve çıkarılan Eurobono’lar ile yapılan borçlanma vadesinin 30 yıla kadar uzaması kat edilen yolda gelinen yeri göstermesi bakımından önemli.

Ancak Türkiye’nin hala ciddi bir tasarruf açığı olduğunu vurgulayacak kadar gerçekçi bir rapor okuyorum. Bir tek sorun, bu açığın nasıl aşılacağı konusunda bir program ayrıntısı yok. Bu da özel kesimin tasarruf açığının kamu tasarrufu yani vergi ile kapatılacağı anlamına geliyor. Zaten yeni yürürlüğe giren vergiler de bunun canlı örneği. Vergilerin nasıl kamu harcamasına dönüşeceği de programda iyi açıklanmaktadır. Bununla birlikte,  bütçe yılının sonuna yaklaşılırken, örneğin Meclis bütçesinden kullanılmayan kalemlerin, milletvekili benzin ve vesaire ödeneklerine tahsis edileceğine dikkat çeken haberler, geçen yıl toplanan vergilerin bir kısmının, her zaman olduğu gibi yine “kel yağı bol bulunca başına sürermiş” benzetmesi ile yani müsrifçe kullanılacağına işaret etmektedir. Bu da istenmeyen bir gerçek, oysa amaç her türlü israfın azaltılması değil mi?  

 

Önemli bir Hafife Alma

Program, ticaret ortaklarımızda süren sorunların Türkiye’yi etkilemeyeceği varsayımı ile hareket ederek Ödemeler bilançosu hedeflerini olabileceğinden daha olumlu gösteriyor. Evet, genel olarak “öngörülen politikaların uygulanmasıyla, ihracatın ithalatı karşılana oranının tedrici bir şekilde artacağı” kurgulanıyor. Ayrıca petrol fiyatlarının çok artmayacağı varsayılıyor. Yine bu varsayımlar ile dış ticaret ve cari açığın GSYİH içindeki payın tedricen azalacağı düşünülüyor. Hali hazırda % 9,8 oranındaki Cari işlemler/GSYİH oranının sanki normal bir şey olduğu düşünülüyor. Bunun yarattığı risk, Orta Vadeli Programın pek kaygısı olmadığı gibi, dış ticaretten bağımsız döviz talebinin, yani spekülatif döviz talebinin yaratabileceği, döviz kuru-enflasyon sarmalı da hiç risk olarak düşünülmüyor. Çok uzak değil 2000 li yılların başına kadar ciddi bir Dolarizasyon süreci geçirmiş olan ve hala ciddi bir “yüksek dolar” lobisi bulunan Türkiye’de, konut kira ve satın alma değerleri, yeniden Dolar ve Euro ile ifade edilmeye başlanmışsa, bunun bir risk olduğunu düşünmemek bu işi biraz hafife almak demektir. Değeri düşen TL artık ihracatı daha fazla yapabilmenin yolu değil. İthalatı kısmanın yolu hiç değil. Başka rekabet gücü yöntemleri bulduk, daha da bulmalıyız(kaçak ve ucuz göçmen işçi kullanımı olmasın bu lütfen).

 

Özgüven ve Aşırı Özgüven Dengesi

Başta programı hazırlayan teknik bir kadro, ama kamuoyuna sunan ve uygulayan bir politikacı ve siyasi kadro demiştim. Sayın bakanın sunumundaki sükûneti bir özgüven olarak kabul ediyorum. Telaffuz etmediklerinin arasında riskler var ise bu aşırı bir özgüven olarak algılanabilir. Oysa geniş kitlelerin teveccühüne mazhar olmuş bir hükümetin temsilcisi, risk ve tehlikelere de değinebilir ve bunlara karşı bir toplumsal uzlaşma çağrısı yapabilir.  Belki Sayın Babacan bunu sık aralarla program revize edilirken yapacaktır. Niyeti yoksa yapmalıdır ki hassas dengeler şaşmasın ve halk buna uzlaşma ile katılsın. Başarılar kadar zorluk, risk ve sorunları da açık seçik bilelim. Paniklemeden, telaşa kapılmadan.  

 

Orta Vadeli bir Program Yüreklere su serpti mi?

Programı, belki sadece ilgilenenler dinledi, anladı ve kendince yorumladı. Zaten AB İlerleme Raporu ile neredeyse aynı anda açıklandığı için dikkat de çekmemiş olabilir. Orta vadeli program bence yüreklere su serpmedi. Ama akıllara durgunluk da vermedi. Ama hani fal bakıp iki vade veya üç vade gibi belirsiz bir zamana umut bağlattıranlara “ağzına sağlık” deriz ya, vadeli programları hazırlayanlara da “eline sağlık” demek lazım. Gerçekleri, gerçekleşecek veya gerçekleşmeyecekleri nasılsa birlikte yaşayıp göreceğiz.   

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC