Barışa Ad Verelim; Savaşı Reddedelim
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 28.9.2011
Barışa Ad Verelim; Savaşı Reddedelim

“Komşularla sıfır sorun”, benim her şart altında bir samimi niyet, Cumhuriyetin kuruluşunda, pek isabetli ve veciz bir üslup ile telaffuz edilmiş olan “Yurtta sulh; Cihanda sulh”  un bugünkü dile tercümesiydi. Tabii konunun uzmanları bunu, sorunlar denizinin ortasında, ardı kesilmeyen teröre rağmen bir istikrar adası olarak yer alan Türkiye için, bir hayal olarak yorumladılar. Oysa bence bu yeni uyarlamada “ben komşularıma dost eli uzatır, hep iyi ilişkiler kurmak için çabalarım” vaadi ve işbirliği arzusu vardı. Yıllarca işbirliğine susuz kalmış bir bölge için iyi bir başlangıçtı. Ama şimdi utanmasak savaş çığlıkları atacağız. Baltayı topraktan çıkardık bile..

Türkiye’nin Rolü ve Misyonu

Yapılan karşılıklı dostluk ziyaretleri, çekilen kardeşlik fotoğrafları yanı sıra, büyük bir iddia ile ortaya koyduğumuz, “Türkiye’nin bölgesel arabuluculuk rolü”, zaman içinde bedene bir hayli büyük gelen bir elbise oldu. Biz bu rolün önemine gerçekten gönül vermiş olabiliriz. Ama ABD, AB, BM ve Rusya’ dan oluşan kuartet’te bile eklemlenmeyen Türkiye, Orta Doğu Barış Sürecinde hangi kapasite ile yer alacaktı zaten?  Bu süreçteki başarısızlık,  Türkiye’nin sorunu değil. O zaten soluk alamamaya mahkûmdu.  Katar vereceği finansman desteğini sağlamadı, servetini beyhude harcamadı. Suriye de aradığını bulamayacağını önceden sezdi ve zaten hemen kendi derdine düştü.

Orta Doğu konusunda, yutamayacağımız bir lokma alıp, zaten dertli olan başımıza, büyük bir dert doladık. Bu barış için yola çıkan Türkiye’nin bazı gerçekleri göz ardı etmesindendir. Ama zaten bir arabuluculuk görevinin gerektirdiği tarafsızlığı da koruyamadık. Türkiye, Filistin ve özellikle HAMAS konusuna görece olarak daha fazla ağırlık vermiş gibi gözüktü. Mısır’ın konu ile ilgili hassasiyetini göz ardı etti ve belki Suriye’nin kendisine destek verebileceğini sandı. Böylece güncel ayarlamalı geleneksel dış politika vizyonu, misyon aşınması yaşadı.   Türkiye maalesef bir uz görüş sorunu nedeni ile “Arap Baharı”nın apansız bastırabileceğini ve bunun bahardan çok, aşırı sellerle gelen toprak kayması etkisi yaratacağını da hesaplayamadı.

Bunun dışında, cesareti,  efelenme şeklinde bile olsa dik duruşu, bugün dünyanın belli başlı gazetelerinde, Türkiye’nin rolünün konuşulmasını sağladı. Bu rol önceleri daha çok rol modeli olarak sunulmaya çalışılıyordu. Türkiye büyük ülkelerin ellerini biraz çekmek istedikleri Orta Doğu’ya, örnek olabilir miydi?  Gerçek şu ki piyasa kapitalizmi Türk modeli değil; demokrasi Türk buluşu değil. Model Laik’lik miydi? Evet. Ancak ne zaman ki Arap baharı, ağırlığını, ılımlıdan, köktendinci İslam’ a kadar dinden yana koydu. İşte o zaman Batı’nın Orta Doğu’ya sunmak istediği laik Türk modeli de, bu defa Sayın Başbakanın Orta Doğu başkentlerinde satmak istediği bir model haline geldi. Müslüman mahallesinde salyangoz satarcasına... Ama şimdi alıcısı yok.

Şimdi ise, o elini Orta Doğu’dan çekmek isteyen Fransa ve İngiltere gibi ülkeler, ayaklarının tozu ile yeniden Orta Doğu’da boy göstermeye başlayınca, uluslararası camiada Türkiye’nin rolüne de kuşku ile bakılmaya başlandı desem yalan olmaz.  

Hedef İç Politika Sahnesi Olunca

Bugün dünyanın en önde gelen politikacıları, özellikle kendi ülkelerinin sorunlarına çözüm getiremedikleri zaman, küresel ve bölgesel sorunları, ülkelerinin dışından halkalarına sunuyor ve bundan prim topluyorlar. Türkiye de son yıllarda kazandığı ekonomik büyüme ivmesi ile dünyanın en büyük ilk 20 ülkesi içine girince, haliyle liderlerimiz oyunları bölgesel ve küresel sahnelerden oynamaya başladı. Onlar da Washington, Paris, Varşova veya Kahire’den Türkiye’ye hitap etmekten büyük rant kazandıklarını düşünüyorlar. Ama maalesef biz bu işe yatırdığımız siyasi sermayeyi, hem de daha çok iç siyaset için biraz müsrifçe kullanmaya başladık. Evet, bu çıkışların ve dünya aile fotoları içinde yer almanın semeresi, seçimlerde toplanıyor olabilir. Ama işin gerçeği, Türkiye’nin başkentler arasındaki koşuşturması, bizim başımızı döndürürken, Orta Doğu’da malı başkaları götürüyor ve biz bir şey yapamıyoruz. Ayrıca bu arada,  büyüyen Türkiye’nin ekonomik risklerini, ticaret ortaklarının finansal kriz pençesinde kıvrandığını ve bunun bizi de olumsuz etkileyeceğini hafife alıyor ve ülke nüfusunun %17 sinin hala yoksulluk sınırı altında yaşadığını unutuyoruz. Her gün ne civanlar yitiriyoruz. Kadın erkek, çocuk dinlemiyor terör. Bombaya, pusuya, kahpe terör kurşununa.. Bunu da unutuyor, daha da kötüsü alışıyoruz.

 “Barış için Çıktık Yola, Savaş için verdik Mola” Olmamalı

 Kim ne derse desin, savaş en kötü seçenek. Bana sakın 2. Dünya savaşı olmasaydı, ABD durgunluktan çıkamazdı demeyin. Evet, çevremizdeki durgunluk sinyalleri ve NATO füze kalkanlarına karşı, İran, Rusya, Çin ittifakı biçiminde ortaya çıkan güç dengesi arayışları savaşa giden bir yolu gösteriyor olabilir. Ama “çok büyüdün. Dünyanın en hızlı büyüyen 4 ülkesinden birisin, notunu da yükselttim haydi Mehmet nöbete..” pohpohuna güvenip, ne Doğu Akdeniz’de AB nin kalelerine savaş tehdidinde bulunalım, ne de “KKTC nin meşru çıkarı” diye KKTC yi ve daha önemlisi kendi ülkemizi en önden ateşe atalım. Bu bol biberli yiyeceklerle, içimizdeki ateşle dışımızdaki ateşi dengelemeye benzemez. Zaten her gün yaşanan ölümlerle içimiz cayır cayır yanıyor. Dışarıda yakılacak bir ateş, çıkarılacak bir yangın Türkiye’yi sadece bugün için tüketmekle kalmaz, geleceğimizi de tehlikeye atar. Kızgın bir içerleme ile (hakkımız var)  hafife alıyor olabiliriz ama bizim Güney Kıbrıs dediğimiz, bir AB üyesi olup Kıbrıs Cumhuriyeti resmi adını taşımaktadır.  AB bize, Kıbrıs için, ABD de İsrail için ambargo ve yaptırım uygulamaya başlarsa, vallahi sırtımız yıllarca yerden kalkmaz. Artık 1974 Kıbrıs krizinde olduğu gibi Kaddafi de yok. Hesapları iyi yapalım.  Bunu derken her edepsizliğe boyun eğelim demek istemiyorum. Yanlış anlamayın. Ama biz uluslararası hukuk içinde kalalım bu çok önemli. Ayrıca biz hep sahne almak zorunda da değiliz.

Barış misyonu ortadan kalkan Türkiye savaş ile rol oynamayı sürdürebilir mi? Savaş ile uluslar arası görünürlülüğü sürdürmek bir amaç olabilir. Ama barışın raydan çıkması ve Türkiye’nin böyle bir tren kazasında yer alması, kazançtan büyük bir kayıp yaratacaktır. Savaş ve savaş çığlıkları liderlerimizin kazanç beklentileri içinde tanımlanmış olabilir. Ama Türkiye bundan sadece, beklenmedik bir acı ders alarak çıkar. Olası büyük kayıpları göz ardı etmemek gerekir. Unutmayalım şimdi ekonomik güç kaybı anlamında 1970 lere göre çok daha yüksekten düşeceğiz. Bu canımızı çok daha fazla yakacaktır. Ekonomik kayıplar ise siyasi iktidarlara kazanç sağlamaz.

“Zeytin Dalı” veya “Ak Güvercin”   Akdeniz’de İşbirliği ve Barışın Adı olsun

Biz ne Filistin-İsrail veya Orta Doğu sorunlarını ne de Kıbrıs sorununu tek başına çözebiliriz. Hele savaş veya “barış için saldırı” tehdidi ile asla.. Sadece gerginlikleri tırmandırır, “sıfır sorun” derken, her komşu ile fiks menü sonsuz sorun programına geçeriz. Sorunlu olduğumuz komşu listesine bir de Yunanistan’ı ve onunla birlikte ısınıp sofraya yeniden konabilecek Ege kıta sahanlığı sorununu eklemeyelim. Ama bir iki işbirliği önerisini düşünüp bunlara daha fazla vurgu vurmamızda yarar var:

  • Doğu Akdeniz’de enerji projelerinde bir işbirliği olasılığı var ise buna memnuniyetle bakalım. Mısır, İsrail ve Lübnan hatta Güney Kıbrıs işbirliği yapabilecekse bunu tehdit olarak görmediğimizi ifade edip teşvik edelim. Biz de bu ortak faaliyete bu raddeden sonra katılır mıyız veya katılabilir miyiz bilemiyorum. Ama KKTC için yüzölçümüne denk bir pay isteyebiliriz. Sonra gerçekten de fiilen katılabiliriz.
  • Biz galiba Kıbrıs ve doğal gaz derken o ezeli mağdur Filistin’i unuttuk. Oysa Akdeniz’deki doğal gaz rezervlerinde Filistin halkının payı yok mu? Gazze’ye yardım diye bir çatışmayı bile göze alan Türkiye, Akdeniz’e kıyısı olan Filistin’in doğal gaz rezervlerine erişim hakkını niye savunmuyor? Bence devlet olma hakkı dışında, ilk kez KKTC ve Filistin’in maddi çıkarı doğal gaz de buluştu. Biz Filistin ve Gazze’nin adını ağzımıza almıyoruz. Oysa onlara en büyük yardım bu olacaktır.
  • “Afrodit “ yerine veya yanına  “Zeytin Dalı” ve/veya “Ak Güvercin” adlı doğal gaz parseli önerelim. Buna sermaye de koyacağımızı ve Filistin’in de, KKTC nin de ulaşabilecekleri kaynak olarak baktığımızı ve belki de bu iki soruna aynı anda çözümün bu yolla gelebileceğini dünyaya duyuralım. Barış için hiçbir zaman geç değil.

 

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC