Uzun ve Meşakkatli Bir Süreç: Filistin Devletinin Kuruluş Başvurusu

Makale

Filistin Otoritesi, Başkan Mahmut Abbas eliyle 23 Eylül 2011 de Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna, Bağımsız Filistin’in Birleşmiş Milletlere devlet olarak tam üye olarak kabul edilmesi için başvurdu....

Filistin Otoritesi, Başkan Mahmut Abbas eliyle 23 Eylül 2011 de Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna, Bağımsız Filistin’in Birleşmiş Milletlere devlet olarak tam üye olarak kabul edilmesi için başvurdu. Konu oldukça hassas olduğu için, oylamanın ne zaman yapılacağı kesinlik kazanmadı. Ancak Amerika Birleşmiş Devletlerinin BM Güvenlik Konseyinde kullanacağı veto, Filistin’in oy hakkına sahip tam üye statüsünden farklı bir kabul görebileceğine işaret ediyor.

Evet, Filistin yapması gerekeni yaptı. Uzun zaman sürüncemede kalan bir özlem zaten çoktan masaya getirilmeliydi. Filistin bölgelerinde halkın %90 ının, İsrail de ise halkın %60 ının kabul ettiği iki devletli çözüm için bir girişim yapılmalıydı. Ancak şimdi önce üslup tartışılıyor.  Tek taraflı başvuru eleştiriliyor ve müzakere masasına hiç gelmeyen Filistin yönetiminin, kendisi için de bir zaaf yarattığı düşünülüyor. Hayır, tarihin bu evresinde, bu girişim, sonuçları ne olursa olsun yapılmalıydı. Gerisini şimdi başkaları düşünsün. Gerekirse müzakerelere izleyen gelişmelerden sonra başlansın.

Sorun İçinde Sorun   

Bilindiği gibi bu başvuru ilk değil. Muhtemelen sonuncu da olmayacak. Filistin Kurtuluş Örgütü (PLO ) 1988 de BM genel kuruluna başvuruyu, bağımsızlık kazanmak için yapmış ve bu Türkiye de dahil olmak üzere 100 ü aşkın ülke tarafından kabul edilmişti. Bu vesile ile PLO, önce Filistin Ulusal Otoritesine yani PNA ya sonra da Oslo süreci içinde Filistin Otoritesi yani PA ya dönüşmüştü. Devlet olmadan bağımsız olunabiliyor mu? Evet, bu mümkün. Kimse bu imkânı elinizden almıyor. Ama bu yüzden bazı imkânlarınız da olmuyor. Uzaklara gitmeye gerek yok. Biz bunu çok iyi bir örnek olarak KKTC den de biliyoruz. Görünürde bağımsız ama Türkiye’ye göbekten bağlı bir ülke..

Filistin ise bugüne kadar beğenelim veya beğenmeyelim İsrail’e göbekten bağlı bir ülke olmuştur. Bundan iki taraf ta hoşnut olmamıştır. Oslo süreçleri, bu bağımlılığın ekonomik ayağını özellikle çok iyi tanımlamış olsa bile iyi işletilmesini sağlayamamış ve nihai hedefe odaklanamamıştır. Buna başta güvenlik olmak üzere İsrail ve Filistin arasındaki yapısal sorunlar neden olmuştur. Hala da olmaktadır. Ayrıca bu sorun, tarihi bir niteliktedir ve kökü tahmin edildiğinin aksine 1947 de İsrail devletinin kurulmasından çok daha gerilere gitmektedir.  Nesilden nesile aktarılan hikâye ve menkıbelerin yarattığı birikimli kin ve nefret, giderek ideolojik bir nitelik kazanmış ve ideoloji ile beslenen husumet, taraflar arasında barışa hiç ama hiç şans vermemiştir.  Dinler de yapacağını yapmış ve insanları birleştireceğine bölmüştür. Radikalleşen İsrail ve Filistin’in bu yolda laiklikten uzaklaştıkça kendi içinde de bölündüğünü görmek, neden dinleri politikanın kirli oyunlarının dışında tutmak gerektiğini görmek açısından önemlidir. Yıllardan beri yan yana yaşayan insanlar ve onları temsil eden yönetimler birbirlerine olan güveni tamamen yitirince, barışa giden yolda, birlikte tezekkür ve tefekkür etme yani müzakere imkânlarını da yitirmişlerdir. Bu imkân ortadan kalkınca da Filistin BM ye tek taraflı başvuru yapmak zorunda kalmıştır. 

Kervan Yolda Düzülür mü?

Şimdi Filistin’in Birleşmiş Milletlerde oy kullanacak tam üye sıfatlı bir Devlet olmasının önünde hangi engeller var diye düşünecek olursak,  teknik ve hukuki nitelikli olan sorunların en az yapısal sorunlar kadar önemli olduğunu görürüz. Evet, Filistin, devlet olması için gereken nüfusa sahiptir. Ama bunun ötesinde Filistin devletinin sınırlarının ne olacağı başlı başına bir sorundur. 1949 ateşkes çizgisine benzeyen 1967 sınırı mı esas alınacak konusu, elbette aynı zamanda İsrail’e bağlı. Yine de bu en kolay teknik sorun olarak düşünülüyor. Bir kere konuya baştan hayır diyeceğini açıklayan ABD ye karşı örneğin AB içinde bu konuya yaklaşım genellikle olumlu.  Bunu İsrail kabul edecek mi veya bu İsrail’e kabul ettirilecek mi konusuna gelince, geçmişte yani hemen 1967 savaşı ertesinde, İsrail, imzalanacak barışa karşılık Arap ülkelerine Gazze ve Batı Şeria’yı önerdiğine ve 2005 de de  Gazze’den tek taraflı olarak çekildiğine göre, bu gerçekten de en hafif sorun olabilir. Araplar o zaman barış istemediklerini ve İsrail’i tanımadıklarını ifade ederek bu teklifi reddetmişlerdi. Şimdi şartlar değişti ve bu uygun bir tercih olarak görülüyor. İşte önce mesele sınırları belirlemek..

Kudüs sorununun nasıl hallolacağı belli değil. Batısı İsrail’in, Doğusu Filistin’in başşehri olsa bile, Kudüs’ün doğusuna bitişik olan Yahudi bölgesinin durumu belirsiz.

Toprak değiş tokuşu önemli bir konu. Çünkü bir devlet olabilmenin temel öğelerinden ilki bir halkın mevcudiyeti ise, ikincisi sınırları tanımlanmış bir toprak parçasına sahip olunması. Bu konuda da çift başlı hale geliyor sorun. Bir kısmı, Filistin topraklarında mülkiyet sorunlarının çözülmemiş olmasından, diğeri ise Yahudi yerleşim yerlerinden kaynaklanıyor ki işi kördüğüm haline getiriyor. Şimdi kendine arabulucu diyenler bu konuyu hafife alıyor ve almayı öneriyor.  Bu iş biraz İsrail’i de aşıyor gibi geliyor bana.. Çünkü bir kere radikalleşen İsrail yönetiminin yeni Yahudi yerleşim yerlerini açmayı terketme konusunda elleri ve kolları bağlı.. Bir de üstelik inanalım veya inanmayalım, hala bu savaş ve huzursuzluk alanına  “dinini yaşamaya” gelenler var. Özbekistan, Türkmenistan, Rusya veya ABD den Yahudiler bölgeye gelmeye devam ediyor. İdeolojik boyut, din bağnazlığı ile de bağlanmış durumda. İnsanlar New York’ daki rahatını bırakıp ölmek için bu topraklara gelmeye devam ediyor. Bu Filistin’in yüksek nüfus artışına karşılık teşvik de ediliyor. Ama işte onlar da geliyor ve yerleşim yerleri talep ediyor. Dünya devletleri de yerleşim yerleri meselesini sorun olarak görmeme eğilimi taşıyor. Oysa bu büyük bir sorun. Çünkü ayrılsalar da Yahudi’lerle Filistinliler iç içe yaşamak zorundalar kalacak ve sürekli şiddet yaşanacak. Buna çözüm getiremeyen BM üyeleri de Filistin’in devlet olarak tescilini zora koşacak.

Tabii bir de toprak ile ilgili bir başka önemli konu da coğrafi olarak bölünmüşlük. Bir ülkenin bir devlet olarak ve müreffeh bir şekilde yaşayabilmesi çok önemli bir konu.. Ancak bu soruna getirilebilecek çözüm önerileri Filistin devletini yaşayabilir hale getirecektir. Nitekim Gazze’yi Batı Şeria’ya birleştirmeyi hedefleyen teknik projeler var. ARC gibi, yer altı metro, demiryolu ve karayolu projeleri gibi. Ama bunlar hatlara Filistin’ lilerin çeşitli merkezlerden ulaşma sorununa çözüm getirmiyor. İsrail’in güvenlik işkencesi sürerse, teknoloji ne yapsın?

Mülteci sorunu önemli.. Filistin’li mültecilerin,  en çok eğer ilan edilirse genç Filistin devleti için sorun yaratacağını Filistinliler de biliyor. Şu anda belki de üzerinde müzakere olmadan uzlaşılan tek konu bu. Yani Filistin bile şu anda bir devlet statüsü için bu mülteciler meselesini geri plana bırakabileceği düşünüyor.

Uluslararası ilişkiler için niyet ve kapasiteye sahip olmak önemli bir konu.. Bağımsız Filistin Otoritesinin büyükelçileri ve dış ilişkiler teşkilatı var. Yani iyi yetişmiş insanları olan bir ülkede kapasite eksikliği yok. Ama tabii BM Genel Kurulunun başvuruyu oylaması için, Filistin tarafının İsrail’i, İsrail’in ise Filistin’i devlet olarak tanıması ve birbirlerinin güvenliğini gözeteceklerini güvence altına almaları gerekiyor ki, işte bu noktada asıl sorun Filistin’in kendi içinde çıkacaktır. 

En önemli sorunlardan biri Abbasi ve Hamasi uzlaşmazlığı

Fatah, yani Harekât-ı el Tahrir el Vatan-ı el Filistini* dünyaya 1970 li yıllarda cehennemi yaşatan bir örgüt olduğu halde özellikle Yaser Arafat’tan sonra daha ılımlı ve uzlaşmacı bir çizgiye kavuşmuş, ancak bu arada geçmiş yöneticilerinin karıştığı yolsuzluklar nedeni ile Filistin halkının güvenini bir hayli yitirmiş bir partidir. Ancak bugün Abu Mazen veya Mahmut Abbas, uzlaşmacı çizgisi ile daha fazla tebarüz eden bunun için de muhalifi HAMAS’ın eleştirilerine muhatap olan bir siyasi hareketin temsilcisidir.  BM e yapılan başvuru bir şekilde, Filistin’e devlet statüsü kazandırırsa, bu Filistin kurtuluşuna, indifada hareketleri ile öncü olan FATAH’a ve özellikle Mahmut Abbas’a bir güç kazandıracak ve bölgeye ılımlı bir barış ortamı getirebilecektir. Açıkçası BM in oylama kararı ve hiç olmazsa Filistin’e Vatikan modeli ile bir gözlemci devlet statüsü kazandırılması, Abbas’ın güçlenmesine ve radikalizm’in geri adım atasına yardımcı olabilir. Sanırım BM bu sorumluluğunu bilerek adım atacaktır. Oysa bunu bakalım HAMAS ister mi?

Harekât el Mukavamah el İslamiye yani HAMAS( kelime anlamı Arapçada Şevk veya Allaha adanmışlık), FATAH veya El Fetih’e tepki olarak doğmuş ve Yahudi devletine dini ideolojik bir tepki olarak gelişmiştir. Açıkçası, amacı üzümü yerken aynı zamanda bağcıyı iyice hırpalamak, hatta yok etmektir.   El-Fetih’in laik çizgisine karşılık dini bir devlet kurmak için bir program oluştururken, halkın ve özellikle en fakirlerin toplumsal gereksinmelerine, yolsuzluğa soluk aldırmadan cevap vermesi, HAMAS’ı Filistin de ve sefaletin pençesindeki Gazze şeridinde güçlü kılmıştır. HAMAS’ın iki devletli bir çözümden yana olmaması, hatta İsrail’in tamamen haritadan silinmesini hedeflemesi, Filistin toplumunu bence şimdi Abbasiler ve Hamasiler olarak bölmüştür. Toplam nüfusu sadece 4 milyon olan ve devlet kurmak isteyen insanlar, önce birbirlerine düştüğü zaman sonuç ne olur tahmin edersiniz. İki karşıt parti ve birbirine tahammül edemeyen iki grup Filistinli, bilindiği gibi Mayıs 2011 den bu yana Mısır ve Türkiye sayesinde geçici ama tedirgin bir barış içindedirler. Ama uzlaşmazlık orada bir yerdedir ve her an Devlet olma girişimini BM oylamasından önce kundaklayabilir.

 “Vehbi’nin Kerrakesi”ve Olası bir Filistin Devletinin engelli koşusu

Şimdi bütün bu sorunlar arasında Filistin Devlet olma isteğini ve‘devlet’ olarak tanınma başvurusunu, tek taraflı olarak BM Genel kuruluna getirdi. Beklentisi, bir oylamayı müteakip konunun BM Güvenlik Konseyi’ne aktarılması.. Bu dönemeçte ise iki alternatif var gibi gözüküyor:

  • Oylamanın ertelenmesi:  Genel Kurul oylamayı erteleyeceğinin ilk sinyallerini verdi bile.. BM tarafları müzakere masasına oturtmak istiyor. Bu olabilir. Müzakere masasından ne çıkar veya çıkmaz bilinmez ama eğer oylamayı telaffuz edilen tarih olarak 2013 e ertelerse bu İsrail için önemli bir zafer olur. Filistin’in ise buna tahammülü olacağını sanmam zaten sabrı da kalmadı. Abbas’ın zaferini bile içine sindiremeyen HAMAS bunu hiç yutar mı?  Ya yeni bir şiddet dalgası başlar ve ABD maddi yardımları keserse, bu Filistin için de bir yenilgi ve yıkım olur. Ne olursa olsun, eğer HAMAS, Filistin konusunun küresel ivmesini yitirmesini istemiyorsa, kendini şiddetten alıkoyar.
  • Oylamanın hızla yapılması: Eğer BM oylamayı ertelemezse muhtemelen Filistin’in Devlet olma başvurusu açık farkla kabul edilecektir. Ancak risklerine rağmen çoğunluk sağlanıp gündeme alınsa bile Vehbi’nin Kerrakesi açık; ABD konuyu Güvenlik Konseyinde veto edecek. BM Güvenlik Konseyi onayı olmadan Devlet olmanın bağlayıcılığı olmayacak.

“Şımarık Çocuğu” Kollamak mı?

Bu ikinci şıkkın tercih edileceğini sanmıyorum. Bir kere BM Amerika ile Filistin’i karşı karşıya getirmek istemeyecektir. İkincisi, Filistinlilerin tam üyelik haklarından faydalanamaması ancak gözlemci statüsü olması orta yol olarak İsrail’in bir halkla ilişkiler yenilgisi yaşamasını engelleyecektir. Bu tabii “şımarık çocuğu” kollamak anlamına geliyor. Yine de böyle bir seçenekle Filistin artan küresel desteğin ivmesi ve gözlemci devlet statüsü ile uluslararası kurumlara ve mahkemelere ulaşarak İsrail’i şikâyet edebilecek, örneğin yeni yerleşimleri durdurma girişiminde bulunabilecektir. Bu bir fayda sağlar mı bilinmez.

Uzun ve Dikenli Yolda En Önemli Husus

Ama bu arada BM tarafları her halükarda başvuru sonrası müzakere masasına oturtma şansını deneyecektir. Bence bu müzakereler sırasında,  Filistin’in iki parçalı bir devlet olarak yaşayabilirliğini güvence altına alacak fiziki, maddi ve teknik koşulları hazırlamak ve onu gerekli kaynaklara kavuşturmak önemlidir ki kendi ayaklarının üstünde durabilsin.
 


* Bu kelimelerin baş harflerinden oluşan kısaltma HATAF olduğu halde, HATAF’ın Arapça’da ki olumsuz anlamı nedeni ile kuruluşunda FATAH olarak kısaltılmış ve El-Fetih Kur’andaki Fetih suresine atfı çağrıştırdığı için de kabul görmüştür.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263