Korumacılık Çözüm mü?

Makale

Türk Lirasının 2010 yılından bu yana Dolar karşısında yaklaşık %16 civarında değer kaybettiğini biliyoruz. Özellikle son bir ay içerinde hızlanan bu değişim, mal ve hizmet anlamında Türkiye’nin ihraç ürünlerine kâğıt üstünde bir rekabet üstünlüğü sağlasa bile, ekonomik dengeleri alt üst olan ticaret ortaklarının, Türkiye’den olan ithalatlarını arttırmalarını maalesef sonuçlandırmamaktadır....

Türk Lirasının 2010 yılından bu yana Dolar karşısında yaklaşık %16 civarında değer kaybettiğini biliyoruz. Özellikle son bir ay içerinde hızlanan bu değişim, mal ve hizmet anlamında Türkiye’nin ihraç ürünlerine kâğıt üstünde bir rekabet üstünlüğü sağlasa bile, ekonomik dengeleri alt üst olan ticaret ortaklarının, Türkiye’den olan ithalatlarını arttırmalarını maalesef sonuçlandırmamaktadır. Ayrıca özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde başlayan ve etkileri hala süren “Arap Baharı”, Türkiye ekonomisine özellikle işçi döviz transferleri, navlun ve mütaahitlik hizmetleri açısından adeta bir Sitte-i Sevir fırtınası olarak yansımıştır. Libya gibi kapılar Türkiye’nin üstüne çevirilince cari işlemler açığının da, dış ticaret açığından daha fazla büyümesi kaçınılmaz olmuştur. Sermaye girişlerindeki artışlar da kayıpları telafi etmemektedir.

Son bir yıl içerisinde, dış ticaret açığı %30 civarında, Cari İşlemler Açığı ise   %40 civarında artmıştır. 2010 yılı yaz aylarında cari işlemler açığının Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla içindeki oranı  %5,5 iken, bu oran 2011 yaz aylarında %9,6 -8,8 aralığının altına inememiştir. Yani Türk Lirasının değer kaybı sadre şifa olamamıştır. Bu kaybı engellemek için yapılan(geciken) satış ihaleleri ise korkarım yine hortlamaya başlayan Dolar spekülasyonunu soluklandırma riski içermektedir. Suyu boşuna harcamamak gerekir. Bu yangın, suyun söndüreceği bir yangın değildir. Başka veya ek önlemler gerekmektedir.

Kırılma Noktası

Her ne kadar, Türkiye ekonomisi kazandığı esneklikler, mali disiplin ve olumlu bütçe dengeleri nedeni ile böyle bir dış ticaret ve cari işlemler açığını uzunca bir süre için sürdürülebilir hale getirmiş olsa bile, etraftaki yangının Türkiye ekonomisine yapacağı kaçınılmaz etkiyi hafifletmek için ciddi önlemler alınması artık zorunludur. Zaten Merkez Bankası da birçok kesim tarafından ilgi ile izlenen önlemleri gün be gün açıklamakta, iç piyasanın ateşini düşürerek, durgunluğa yol açmaksızın iç talep genişlemesinin dış ticaret açığı ve cari açık üzerindeki etkisini sınırlandırmaya çalışmaktadır.

Türkiye’de ithal talebi yüksektir ve döviz kuru yükselmelerine çok duyarlı değildir. Çünkü enerji ithalatı, yatırım malı ve ara mal ithalatı önemlidir. Sanayi ve hizmet sektörlerinin büyümesi için bu ithalat zorunludur. Ayrıca gümrük birliği anlaşması AB ülkelerinden birçok tüketim malının vergisiz Türk pazarına girmesine imkân vermiş, AB veya diğer ülkelerden gelen gümrük vergili veya vergisiz perde ve döşemelikten, fayans ve seramiğe, hatta içecek ve gıda maddesine kadar birçok ithal ürün yerli üretim ile rekabete girmiştir. Bu fiyat rekabetidir; kalite, çeşit ve model rekabetidir. Türkiye ekonomisine önemli bir ivme kazandırmıştır. İthalatın, enflasyonun denetim altına alınmasına da katkısı olmuştur. Zaten ihracatın ithalatı karşılama oranı makul olduğu sürece açık ekonominin yararları hiç ama hiç tartışılmaz. Türkiye de birçok başka gelişmiş ülke gibi birbirine benzer malları ihraç eder ve ithal eder hale gelmiştir. Yani duvar kâğıdı, ayakkabı, tekstil, optik alet satar ve bunları alır olmuştur. Bu yüksek düzeyde bir ticarettir. Elde edilmiş önemli bir kazanımdır. Ama yorgan küçülür veya yanmaya başlarsa ne yapılmalıdır veya neler yapılabilir şimdi konu budur. Türkiye benim çocukluğumdan hatırladığım gibi yorganı yatağı sırtında taşıyan bir Türkiye de değildir. Kıvrılıp yatan bir Türkiye de değildir. Ama bu makul ve onurlu tasarruf önlemlerine gönüllü olarak katılmayacak bir Türkiye demek de değildir.  Önemli olan zecri değil, gönüllü önlemlere teşviktir. Ama tabii dahası da var.

Korumacı Önlemler ve Mukabele-i Misil Riski

Küreselleşmiş bir dünyada yaşıyoruz. Her kesin gözü herkesin üzerinde. Ama kimin eli kimin cebinde her zaman belli değil. Onun için yapılacaklar kaş yapayım derken göz çıkarmadan yapılmalı. Olmadık bir önlem beklenmedik bir yerde bir yansıma etkisi yaratabilir.

Bir kere hem dünya ticaret örgütü, hem imzalanmış ikili ticaret anlaşmaları nedeni ile tarifeler yani gümrük vergileri veya eş değerli vergiler uluslar arası anlaşma ve kuralları çiğnemedikçe arttırılamaz ve arttırılmamalı. Yani teknik olarak tarife dışı engeller denilen yani gümrük vergisi dışındaki önlemler kullanılmalı.

Tarife dışı önlemlerden kotalar yine anlaşmalar gereği konamaz. Siz koyarsanız birileri de misillemede bulunur.

Yukarıda ısrar ile belirttim. Döviz kuru her ne kadar ithalatı caydırıcı, ihracatı teşvik edici bir araç olsa bile bugünün koşullarında ve Türkiye için artık ve daha fazla kullanılmaması gereken bir önlem veya araçtır. Tabii yeni bir  Dolarizasyon dalgası istemiyorsak..

“Ulusal satın al”(buy national) çok bilinen bir politikadır. Fransa pek güzel bir şekilde AB ortağı Almanya’ya karşı bile uygular. Özellikle kamu ihalelerinde fevkalade önemlidir. Ama bir kere öyle ramazan davul ve zurnası ile ilan edilerek yapılmaz. Çünkü burada mukabele-i misil çok önemlidir. Yani hangi ülkeyi engelliyorsanız o da bunu bire bir size karşı yapar hatta geçmişte sömürge bağlarının olduğu ülkelerde sizin işinize taş koyar. İkincisi, ulusal şirketlere öncelik vereceğiz derken, özellikle kamu ihalelerinde, adam kayırmadan tutun, çürük inşaatlara, kalitesiz makine ve standart dışı ekipmana(ray, köprü halatı, otobüs vs)  asla izin verileceği izlenimi verilmemelidir. Türkiye bunlardan çok çekti. Çok kamu ihale yolsuzluğu ve fesat karıştırma bedeli ödedi. Bu günlere geri dönülmemeye özen gösterilmeli.

Tabii “Ulusal satın al”(buy national) içerde etkili olabilir. Ben şahsen “yerli malı yurdun malı, her Türk onu kullanmalı” diye yemiş yiyerek büyüyen bir kuşağa mensubum. Bir hafta boyunca yerli yemiş yerdik. Ama zaten piyasada mango da yoktu, pepino da o zamanlar. İran karpuzu da gelmiyordu pek buralara… Bırakın karpuzu, ramazan ayında hurma bile bulunmazdı. 1950 li yıllarda hala Mısır’da toprakları bulunanların getirdiği bir şeydi hurma veya tek tük hacca gidebilenlerin.. Üstüne üstlük Türkiye artık bir tarım toplumu değil.  Halka telkin tabii önemli ve etkili olabilir. Ama örneğin Türk sineması ve dizileri bile yabancı benzerleri nedeni ile yani onlarla rekabet ede ede üstünlük kazandı ve bugünlerine geldi. Neyi ve ne kadar engelleyeceğimizde dikkatli olalım. Vur deyince öldürmek egemen bir zihniyet olmasın.  

Korumacı önlemlerin uygulanacağını genel olarak açıklarsanız, ticaret ortaklarınız genel olarak mukabelede bulunur. Bunlar özellikle bürokratik zorluklar olarak tezahür ettiğinde, Türk ihracatçıları ve taşımacı firmalar, havaalanlarında, gümrük kapılarında ve limanlarda çok cefa çeker. Amaç ihracatçıları iç piyasaya döndürmek değil.

Enerji tasarrufu önlemleri iyi bir korumacı politika olacaktır. Bu ihmal edilmemeli. Sayın Hilmi Güler zamanında başlatılan ENVER e artık bir de ENTAS adında kardeş gelse iyi olur.

Sonuç

Üslubunca uygulamaya konacak koruma önlemleri “ithal ikamesine dönüş” zihniyeti taşımamalı. Türkiye bunu çok aştı ve dışa açılma ile çok ileri gitti. Artık çarkları aniden geriye çevirmeye çalışmayalım. Amaç uzun vadede elbette fazla olmalı. Ama cari açığı hiç olmazsa Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın  %5 lerine geri çekmenin de bir yolu olmalı. 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263