Bağımsızlığa Yelken Açan Filistin (Devleti) ve Sorunlar
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 18.7.2011
Bağımsızlığa Yelken Açan Filistin (Devleti) ve Sorunlar

1947 yılında Birleşmiş Milletler genel kurulunda(BMGK) İsrail’in bağımsız bir devlet olması oybirliği ile kabul edildiğinde, genel kurulun belirlediği bir özel komite Trans Jordan denilen coğrafyadaki toprakları, Yahudi ve Arap devletleri arasında bölüştürmüştü. Dolayısı ile o tarihte sorunun adı Arap-İsrail sorunu olarak ifade ediliyordu. Ancak zamanla bu sorun, iki nedenle bir başlık altında iki sorun haline gelmiştir: Bunlardan biri, yeni devletin bağımsız olur olmaz, yine bağımsızlığını elde edeli çok olmamış Suriye ile sıcak savaş içine girmesiydi. Diğeri de aslında BMGK da Arap olarak tanımlanan ve toprak bölüşüm planı içinde kalan Filistin halkının sorunlarına, diğer Arap ülkelerinin bigâne kalmasıydı.  İşte bu iki temel neden, giderek derinleşen bir biçimde, Arap-İsrail ve Filistin-İsrail sorunu gibi genellikle birbirinden destek alamayan ve birbirinden bağımsız iki sorun haline geldi.

Arap ülkelerinin Filistin konusuna sahip çıkmamalarının da birkaç nedeni vardır: Bunlardan biri,  o tarihte ve belki hala her biri birer milliyetçilik hareketi ürünü olan Arap ülkelerinin, bu işi ele alacak kapasite ve yapıya sahip olamamalarıdır. Kendileri rejim ve istikrar sorunu yaşarken, bir de Filistin konusuna somut katkıda bulunmaları zaten zordu.   Bir diğer neden ise, Suriye, Mısır ve Ürdün gibi ülkelere, Filistin’lilerin zaman zaman verdiği ciddi sıkıntılardır. Ama şimdi tarihin bu dönemecinde, geçmişte zorunluluklar nedeni ile ayrışmış olan bu iki sorun, Filistin –İsrail barış süreci önündeki en önemli engellerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü şimdi ayrı ayrı değil birlikte çözüm bekliyor.

Filistin-İsrail İlişkilerindeki diğer Yapısal Sorunlar

Gerçekten Filistin-İsrail sorununun önemli yapısal özellikleri var. Bir kere bu sorun, tarihi bir nitelikte.. Nesilden nesile aktarılan hikâye ve menkıbeler, birikimli kin ve nefretle emzirilen genç kuşaklar, bir de ideolojik bir nitelik kazanan husumet ile barışa gönül kaptırmıyor, kaptıramıyor. Ne acıdır ki Arap olsun, Filistin’li olsun, Yahudi olsun, Hristiyan, Müslüman veya Musevi olsun, insanlar bu coğrafyada bir günde kim bilir kaç kez birbirlerini “barış üzerinde olsun” diye güzel bir dilekle, yani Şalom veya Selam-ül- aleyküm diye selamlıyor? Ama işin ideolojik dozunda insanları birleştirmesi gereken dinler de giderek daha fazla yıkıcı bir şekilde kullanılıyor. Bu da en büyük çıkmazlardan biri.. Hem İsrail, hem de Filistin yönetiminin yıllar boyunca giderek daha radikalleştiğini gördük. Dengeler hep kötüye doğru değişti. Bu değişim ise insanların içine işleyen bir başka yapısal sorunu besledi; büyüttü ve dünyanın kucağına bıraktı: Karşılıklı güvensizlik, birbirine ve komplo endişeleri ile arabuluculara da fazla itibar etmeme..

Güven olmayınca taraflar pek az konuya ikili görüşmelerle yaklaştı. Başkalarına da güven olmayınca çok taraflı görüşmelerde ya başlayamadı veya başlasa bile akim kaldı. Filistin’liler, İsrail ve Araplar yolda çok barış girişimi ve planı eskitti. Çok yol haritası kaybedip çöl ortasında susuz kalmışa döndü. Oslo* da dayanmadı bu sıcağa, Paris’ de.. Sonunda işi her iki taraf ta tek taraflı (ünilateral)çıkışlar ile yürütmenin yolunu denemeye başladı. 2005 yılında İsrail tek taraflı olarak Gazze’den çıkıp, burayı kuşatma altına aldı. Sonrasını hepimiz biliyoruz. İşe ne “Hazret-i İsa memnun oldu, ne de Musa”.. Bence Hazret-i Muhammed hiç ama hiç hoşnut değildir.

Evet, şimdi, Filistin tarafı bir kez daha tek taraflı bir girişimi masaya koydu. BM e başvurarak, doğal ve meşru bir hak olarak özürlük isteklerini yenileyip, kendi geleceğini kendi belirleme haklarını dile getirerek, uluslar arası camianın Filistin bağımsızlığını desteklemesini, Batı Şeria’da ki İsrail işgalinin, Doğu Kudüs’teki fiili durumun ve Gazze’deki kuşatmanın sona erdirilmesini talep etti. Şimdi sırtlarında birçoğu kemikleşmiş bir sorun yumağı ile Eylül ayında Birleşmiş Milletlerden bir oybirliği bekliyorlar**.

 Bir kördüğüm ki sorun çözdükçe dolaşıyor

Ama bence asıl yapısal sorun veya tarafların sürdürülebilir bir sürece girmelerine engel olan etken, bugüne kadar olanlardan İsrail’in yeterince kayba uğramaması, Filistin tarafının ise kaybedecek hiçbir şeyi olmamasıdır. Ama işin acı tarafı,  muhtemelen birilerinin bu kanayan yaradan fayda sağlamasıdır.

Şimdi son tarihe 2 aydan daha az bir zaman kala durum nedir? En önemli gelişme, hem İsrail, hem de Filistin’de halkın artık 2 devletli bir çözümü içine sindirmiş olmalarıdır. Birlikte yapamayacaklar. Ayrılmalılar. Ama yığınla sorun var. Nasıl olacak da işin içinden çıkacaklar? Teknik ve hukuki nitelikli sorunlar aşağıdaki gibi:

  • Çözümün 1967 sınırları esas alınılarak yapılması isteniyor. Bunu İsrail kabul edecek mi veya bu İsrail’e kabul ettirilecek mi konusu bir sorun.
  • Kudüs sorunu, Batısı İsrail’in, Doğusu Filistin’in başşehri olsa bile, Kudüs’ün doğusuna bitişik olan Yahudi bölgesinin durumu meşkûk(Hazreti Süleyman’ın ahırları meselesi).
  • Toprak değiş tokuşu zaten bizatihi sorunlu bir konudur. Ama toprakta mülkiyet sorunlarının çözülmemiş olduğu bir yerde sorun, sorun değil kördüğümdür.  
  • Her yerden, her yönden geri dönecek olan Filistin’li mültecilerin,  en çok eğer ilan edilirse genç Filistin devleti için sorun yaratacağını herhalde Filistinliler de biliyor.
  • BMGK tanısa bile, Filistin tarafının İsrail’i, İsrail’in ise Filistin’i devlet olarak tanıyıp tanımayacağı belli değil. Ya tanımazlarsa BM ne yapacak bu da başlı başına bir sorun. 
  • İsrail’in radikalleşen yönetimi yeni Yahudi yerleşim yerlerini açmayı bırakacak mı? Bu çatışmalı coğrafyaya hala “dinini yaşamaya” gelenler oldukça ne olacak? Dedim ya işin ideolojik boyutu, din bağnazlığı ile de bağlanmış durumda. İnsanlar New York’ daki rahatını bırakıp ölmek için bu topraklara gelmeye devam ediyor. Evet, teşvik de ediliyor. Ama işte o da geliyor.
  • Tabii başta da söylediğim gibi bütün bunların çözülmesi yetmiyor. Suriye ve Lübnan ile de çözüm olması gerekiyor. Bu bir paket olarak, bir Arap sorunu olarak Filistin’in önüne çıkıyor. Çünkü sınır konuları, sınır çizgileri önemli..

        En Önemli Sorunlar ve Zorunluluklar

Bütün bunlardan başka sorunlar da var: Bunlardan en önemlisi coğrafi olarak bölünmüş bir ülkenin bir devlet olarak ve müreffeh bir şekilde yaşayabilmesi sorunudur. Haydi diyelim ki,  “iş ki barış olsun” diye tüm ülkeler pamuk ellerini ceplerine sokmaya ve hibede bulunmaya devam etsinler. Ama dökme suyla değirmeni döndürmek zordur. Hele bu küresel kriz dönemlerinde..Sonunda verilen paralar kafaya kakınç bile edilir. Biz bile yavrumuz Kıbrıs’a zaman zaman böyle tarizlerde bulunmuyor muyduk?

Batı Şeria’dan Gazze’ye giderken insanların güvenlik nedeni ile kaç kez duracağı sorundur. Serbest hareket edemeyen malların, yolarda bozulması sorundur. İhraç limanlarına engelsiz ulaşma bir zorunluluktur. Yeni devletin kurumsal yetkinliği, hukuki ve fiziki alt yapısı zorunluluktur. Kapı komşu İsrail ile doğal kaynakların adil paylaşımı sorunludur. Yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının, İsrail kıyılarında yeni bulunan doğal gazın nasıl paylaşılacağı önemli konulardır. Filistin’in aşırı hızlı nüfus artışı da yapısallaşan bir sorundur.

Bütün bunların dışında İran’ın aradan çıkması isteği önemli bir taleptir. Üstelik sadece İsrail’in değil, Filistin meselesine en zor zamanında bir açılım veren Mısır’ın sorun ettiği bir konudur. Üstelik o İsrail barış anlaşması ile ilgili sorun çıkarmayan, “yenilenme sürecindeki” Mısır, sadece İran’ın değil, Türkiye’nin de Filistin sorununa müdahil olmasını istememektedir.   

İşte bu cehennemi sıcaklarda, Eylül e kadar bu sorunlarla boğuşacak olanlar, muratlarına erecekler mi? Ermezlerse ne olacak? Ererlerse  “kerevete kim çıkacak? Sanırım bekleyip göreceğiz. Ama bölge barışa her zamankinden daha fazla muhtaç.

*Oslo süreci, iki devlet, iki halk tema’sının her iki tarafa benimsetilmesinde etkili olmuştur.

**1988 de BM genel kurulunda Filistin Kurtuluş Örgütü (PLO )nn bağımsızlığı kabul edilmiş ve PNO vücuda gelmiş, Türkiye de dahil olmak üzere 100 ü aşkın ülke tarafından tanınmıştı. Ancak sanırım şimdi istenen şey aynı zamanda BM güvenlik konsey’inde kabul ve Filistin’in bağımsız bir devlet olarak BM e üyeliğidir.

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC