Hükümet Programının Ekonomik Dinamikleri
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 13.7.2011

Yeni hükümet programı geçtiğimiz günlerde Başbakan tarafından açıklandı. Kapsamı elbette beklendiği gibi geniş olan programda ekonomik konuların ağırlığı oldukça fazlaydı. Bu Türkiye’nin eriştiği ekonomik rasyonalite ve bilince koşut bir tercih.. Başbakan haklı olarak partisine başarı getiren konuların ön plana çıkmasına daha fazla özen gösterirken, önümüzdeki 4 yıl için de tınısı yüksek sözler veriyor.

Risklere değinmeden, koşul kabul etmeden hedefler ortaya koyuyor. Engel tanımadan yola devam edileceği, yapılabileceğin en iyisinin yapılabileceği doğal olarak iktisadi içeriği baskın programın açıklanmasındaki kararlılığı gösteriyor. Geçmiş dönemin başarılarından kaynaklanan haklı bir özgüven var açıklamalarda… Program sapmaları her zaman olur ve olacaktır. Ancak özellikle mali disiplinin kesintiye uğramaksızın devam edeceği taahhüdü, iç piyasa kaynaklı bir arızanın çıkmasının engelleneceği ile ilgili bir irade beyanı.. Ya dış etkiler? Türkiye olması gerektiği gibi, açık bir ekonomi olmaya devam edeceğine göre, komşulara düşen ateşten korunma mekanizmaları, herhalde yine mali disiplin kapsamında mütalaa edilecek. Şimdi programın tümünde yer alan ancak özellikle ekonomi ile ilgili bölümde tebarüz eden vurguları biraz daha yakından eleştirisel bir bakış ile inceleyelim. Bu açıdan yapılan açıklamaların bazılarını dolaylı, büyük bir kısmını da doğrudan ekonomik vurgular olarak gruplayarak değerlendirebiliriz:

1. Dolaylı Ekonomik Vurgular

• Yerel yönetim gelirleri ile ilgili düzenlemeler: İl Özel İdareleri ve Belediye Gelirleri Kanunu Tasarısının bu dönemde çıkarılarak yerel yönetimlerin mali yönden de güçlendirileceği ve Köy Kanunun yenileneceği konusundaki taahhüt, AB yerindenlik ölçütleri ile de uyumlu çağdaş bir yönetim anlayışına yapılan yerinde bir vurgu. Gelir toplama ve harcama etkinliği sağlanması ile merkezi yönetim katkılarının hangi ölçütlere göre yapılacağı elbette başarı açısından bilinmesi gereken hususlar. Ayrıca, mevsimlik yerleşim yoğunluğu yaşayan tatil yerlerinde, geçici nüfusun harcama katkısı ve vergi yükü iyi değerlendirilmeli ki, mali yerindenlikte etkinlik güvence altına alınabilsin.

• Yolsuzluk ile mücadelenin temelinde, “vatandaş ile devlet arasındaki güven ilişkisini yaralama” ve “kamu kaynaklarının haksızca gasp edilmesi” ile ilgili olarak yapılan vurgu, yolsuzluğun yarattığı “ağır maliyet”i “temel bir sorun olarak tanımlamak ve yolsuzlukla mücadele edilerek “mali disiplinin” elinin güçlendirileceğine söz vermek önemli bir ekonomik rasyonalitedir. Tedbirlerin kim olursa olsun ayırım yapılmaksızın uygulanacağı ise, kayırmacılığın ortadan kaldırılacağı ile ilgili bir şeref sözü olmalıdır.

• İşlemlerde bürokrasinin azaltılması, vakit ve nakit kayıplarının bu yolla engellenmesi, iletişim, ulaşım ve enerji ağlarının genişletilmesi ile ilgili olarak verilen sözler ise, sadece vatandaşa yönelik sözler olmayıp, aynı zamanda yerli ve yabancı herkese verilen “Türkiye’nin “daha iyi bir iş ve çalışma ortamı(better business environment)olacağına dair bir sözdür. Bu sıralamalarda önemli olan bir husustur. Özellikle güvenli bir ortamda kar arayan ve şu sıralar krizzede durumunda bulunan yabancı yatırımcıya önemli bir mesajdır. Ve Sanayi Bakanı Çağlayan haklıdır. Türkiye’nin cari açık sorunu, verimli ve kalıcı yabanı yatırımla çözülür. İş ki o yatırımcı yola revan olsun.

• Hükümet programında Türkiye’nin giderek savunma sanayi ihracatçısı bir ülke olduğu hususu vurgulanan gelişmeler arasında( silah vs. ihracatının 350 milyon dolara çıktığı müjdeleniyor.) Bu mütevazı rakam ihracatın çeşitlendiğini, birilerinden piyasa kaptığımızı ve giderek bir yerlerde yangın çıkarmaya mütemayil olabileceğimiz ima eden bir vurgu. Bu bölgesel güç olma iddiasının çirkin yüzü ama bir gerçek. Vurgu bence ekonomik olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıyor.

2. Doğrudan Ekonomik Vurgular

Hükümet programı haklı bir ekonomik başarıyı yeniden gözler önüne serip “yaptıklarımız yapacaklarımızın güvencesidir” demek istiyor. En başta “güven tesis ettik” diyor ki, yemin krizinin doruk noktasında, yerli ve yabancı iş çevrelerinin o tarihte henüz kurulmamış bir hükümete ve hazırlanmamış bir hükümet programına açtığı kredi, güven algılamasının kesin kanıtıdır. Hükümete de bu güveni sarsmama sorumluluğu vermektedir. Gelelim ayrıntılara:

• Şeffaflık, süreklilik ve tutarlılık ekonomik parametrelerin rayında yürümesi için temel hammaddelerden biri olan güvenin sürmesi için elzemdir. Buna söz veriyor program. “Ulusal ve uluslararası yatırımcıların Türkiye’yi bir yatırım yeri olarak tercih etmesinde, yatırımların, ekonomik büyümenin ve böylece istihdamın artmasında” bu üç husus fevkalade önemli olacaktır. Bundan bir Avrupa Birliği hedefi beklenmesi ise sadece bize değil aynı zamanda ve daha çok Avrupa Birliğine bağlı olan bir şeydir.

• Mal ve hizmet sektörlerindeki rekabet ortamını iyileştirilmesi, böylece verimlilik artışının sağlanması önemli bir hedeftir. Rekabet ortamının iyileştirilmesindeki en önemli konulardan birinin devletin ekonomik faaliyetlerden çekilmesi, buna mukabil düzenleme ve denetleme fonksiyonlarına ağırlık verilmesi olarak nitelendirilmesi çağdaş bir yaklaşım olmakla birlikte her zaman gerçekçi olmayabilir. Özellikle yoğun işsizlik dönemlerinde devletin ekonomik faaliyetlere yeniden girmesi de pek çok ülkede söz konusu olmuştur. Önemli olan kamu sektörünü de yine rekabetçi, verimli, şeffaf çalıştırabilecek düzeni yaratmaktır.

• Türkiye ekonomisinin dışa açılıp uluslararası piyasayla çok daha iyi bir şekilde bütünleşmesi ile halkın refahı arasında kurulan bağlantı, Türkiye’nin en az bir 4 yıl daha dışa açık büyüme stratejisi ile yola devam edeceğinin işaretidir. “Uluslararası bilgi birikimi ve teknoloji getiren, rekabet gücünü artıran, dış denge açısından önemli bir finansman kaynağı oluşturan, yeni pazarlara açılımı sağlayan ve en önemlisi, istihdamı artıran uluslararası doğrudan yatırımların Türkiye’ye artan oranlarda gelmesini sağlamak”, yine temel hedef olarak benimsenmiştir. B da çevremizi saran ateş çemberine rağmen, Türkiye’nin cazibe merkezi olma kararlılığı göstermektedir. Türkiye bugüne kadar bundan kazanmıştır. Bu politikadan vazgeçmesi için bir neden yoktur. Üstelik, yine programda belirtildiği gibi, Türkiye ekonomisini iç ya da dış etkilere karşı çok daha korunaklı bir yapıya kavuşturmuştur. Yine de dikkat, yine de dikkat..

• İstihdam ve istihdam dostu büyüme, programın en önemli vurgularından. Evet, Türkiye şu kriz günlerinde fiyat artışları ile değil, gerçek anlamda rekor düzeyde büyüyor. Ama bu %10 üzeri büyümenin, işsizliği %10 un altına çekmesi gerekiyor ki, büyüme istihdam dostu diyebilelim. Büyümenin tamamen iç talep artışından kaynaklandığına inanmıyorum. Öyle olsa fiyatlar da artardı. Ama verimlilik artışı, sanayi ve hizmetler yanı sıra tarımdan da gelmeli ki hem dengeli büyüme gerçekleşsin, hem de tarım nüfusu daha fazla kökünden kopmasın. Hem de tarımsal verimlilik artsın. Ama hedef büyük. Dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasına girmek hedefimiz. İş ki bunu kişi başına ve gelir dağılımı ölçüleri ile de pekiştirelim.

• Serbest kur politikası sürecek. İyi bir seçenek.. O bir otomatik denge mekanizması. Ancak “Türk parasına itibarını yeniden kazandıran” bir zihniyet, müdahale değil, Dolar’ izasyonun yeniden hortlmasının önlenmesi amacı ile kritik eşikleri gözetmeyi uygun bir politika ayrıntısı olarak benimseyip, bunu Merkez Bankasının, operasyonel bağımsızlığının(kurumsal özerklik? korunması başlığı altında mütalaa etmeyi sürdürmeli.

• El Hak. Fiyat istikrarı sağlanmıştır. Konjontürel etkenlerin etkisi en aza inmiştir. Ama Bu popülarite ve destekle, iktidar Türkiye’yi biraz daha tasarruf ve öz sermaye kullanımına teşvik etmelidir. Bunun olumlu etkisi cari açık üzerinde de hissedilecektir.

• Bütçe disiplin bir örnek olmaya devam ediyor. Nasıl becerildi? Özelikle Yunanistan’a ders verilmeli. Ama GSYİH nın %8 i ne ulaşan cari açık, artan ihracata veya ihracat artışının besleyen ithalat artışına rağmen dikkatle izlenmesi gereken bir risktir. Üstelik değer kaybeden TL veya pahalılaşan Dolar bile buna çözüm olmuyorsa, aman Dolarizasyon ve denge bozucu spekülasyon’a bir kez daha dikkat.

Son Söz

Evet, Türkiye hala yükselen yıldız.. Mevsimi yaklaşırken kayan yıldız olmaması için hepimize iş düşüyor. Hükümet programı, hükümeti olduğu kadar milleti de bağlıyor. Konuya böyle bakmalıyız. Programın hepimize hayırlı olmasını dilerim.

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC