15 Temmuz Aynasından Ordu ve İdeoloji
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Yayın Tarihi : 10.8.2016
15 Temmuz Aynasından Ordu ve İdeoloji
Giriş

Türkiye, 15 Temmuz 2016’da iç cepheden siyasi ve askeri saldırıya uğrarken, dış cepheden de saldırı hazırlığı ile karşı karşıya kaldı. İç cephe saldırısının başarısız olması nedeniyle, dış cephe saldırı planları devreye sokulamadı. Medyaya yansıyan bilgilerden, bu saldırının içerdeki işbirlikçiler ve dışarıdaki potansiyel taşeronların yardımıyla çok kısa zamanda ülkemizin işgali ve bölünmesini amaçladığını söylemek mümkün. Türk ordusu büyük çoğunluğu ile iç cephenin askeri saldırısını boşa çıkarırken, aynı zamanda Türk polisi ile birlikte siyasi kanadın da emniyetini sağlamıştır. Ülkemizin bekasını hedef alan rüya hızındaki bu saldırıları savuşturmanın yeterli olmadığı açıktır. Süratle karşı koyma operasyonlarına ilave olarak,  kalıcı ve sürdürebilir siyasi ve sosyolojik yeni bir sistem kurmak için saldırıyı hazırlayan nedenlerin sağlıklı analizini yapmak zorundayız.
 

Bu Güç Orduya[1] Nasıl Yerleşti?

Bütün dünya ordularının çekirdeği subaylardır. Bu nedenle subay eğitimi, teorik ve uygulamalı eğitimin yanında esas olarak milli tabanlı bir ideoloji ve doktrine dayalı özel eğitimi gerektirir. Bu bağlamda milli ideolojisi olmayan ordular ayakta kalamazlar. Bu saldırıdan Subay eğitimi ile ilgili olarak ilk bakışta ortaya çıkarabileceğimiz ders,  subay adaylarının askeri okullara girmeden önce milli değerlere ters ve düşman olan farklı bir ideoloji ve doktrinle donatılmış olduğudur. Bu gençleri kim tuzağa düşürmektedir? Birinci aşamadaki sosyolojik gerçek, ülkesine ihanet mertebesine getirilen bu saf, temiz ve başarılı öğrencileri aile ve devlet kurumlarının koruyamadığıdır. Bu noktada en önemli devrimlerden biri olan Eğitimde Birlik (Tevhidi Tedrisat Kanunu) devriminden sapmalar, kuzuların, ileride kurttan daha tehlikeli bir canavara dönüşmesine neden olacak merkezlere teslimine neden olmuştur.  İdeolojik ve doktrin alt yapısı ele geçirilmiş gençlerin, askeri okullardaki eğitim sürecinde düzeltilmesinin mümkün olmadığını bu saldırı bize ispatlamıştır. İhanet merkezlerinin ağına düşmüş subay adaylarının askeri okullardaki eğitim sürecinde içinde bulundukları çemberden çıkmak isteyenler mutlaka olmuştur. Sistemin insanı bire bir kontrol eden ve her türlü kötülüğü açık uygulamalarının bunları caydırdığı söylenebilir. Bu bağlamda 25 yıl sonra general olan ancak,  milli ideoloji ve doktrinden yoksun bir subay her türlü odağın maşası olabilir. 
 
15 Temmuz olayını bir darbe teşebbüsü olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı planlı bir saldırı olarak nitelemek gerekir. Saldırıyı planlayan merkez olarak öne çıkan örgüt (FETÖ) ve benzerlerinin Türkiye’deki yükselişi ve yaygınlaşmasının 1991 yılında Ceza Yasası’nın, 163’üncü maddesinin kaldırılması ile başladığı söylenebilir. Böylece Anayasamızın 24 üncü maddesinde yer bulan dini siyasete alet etmenin cezası ortadan kaldırıldı.  Ayrıca, irticanın kaynağı olan "Kaçak Kuran Kursu" açanlara "6 aydan 3 yıla kadar hapis" hapis cezası verilmesini emreden hüküm değiştirildi.  Cezayı "üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına çevirdiler. "İki yıldan az" hapis cezaları paraya çevrilebildiği için, irtica merkezleri (yurtlar, kurslar, dershaneler, okullar) kuranlar böylece teşvik edilmiş oldular. Hükümetin ani bir karar ile askeri okulları kapatması yukarıdaki sosyolojik gerçek ile bağdaşmamaktadır. Osmanlıya kadar uzanan subay kaynağı askeri okulları kapatmak, benzer olası tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmayacaktır. Esas olan rejim karşıtı ideolojileri yaratan merkezleri kapatmak ve bunun için acil yasalar çıkarmaktır. Çünkü bunlar askeri okullarda değil dışarıdaki merkezlerden devşirilmektedir. Askeri okullar konusunda en çarpıcı örnek olarak Şehzadeler Mektebi olarak anılan Heybeliada Deniz Lisesi verilebilir. Bu mektep 1773’de kurulmuştur. Bu okulda bir dönem Osmanlı şehzadeleri de eğitim almışlardır. Denizcilik tarihi aynı zamanda dünya siyasi ve ekonomik tarihidir. Çünkü denizcilik dünyanın en eski mesleğidir. Uçaklar ve tanklar 20. Yüzyılın icatlarıdır. Gemilerin tarihi ise 4 bin yıl öncesine dayanıyor. Tarihte bilinen ilk deniz savaşı ise Yunanlılar ile Persler arasında MÖ 480 yılında yani,  bundan 2500 yıl önce yapılan Salamis Deniz Savaşıdır. Dolayısıyla bu kadim mesleğin öğrenilmesine mutlaka küçük yaşlarda başlanmalıdır. Bu bağlamda askeri okulların kapatılması kararının bir kere daha gözden geçirilmesi faydalı olacaktır.
 

Askeri Güç Yeniden Öne Çıkıyor

Her ekonomik kriz sonrası olduğu gibi, artan yerel ve bölgesel istikrarsızlıklar nedeniyle askeri gücün yeniden öne çıktığı bir döneme girilmiştir. Büyük güçlerin daralan yaşam alanları çakışmaya başlamıştır. Özetle, askeri açıdan güçlü olmayan devletlerin kendi öz savunmalarını yapmaları veya sınır dışı ulusal çıkarlarını savunmaları, korumaları ve elde etmeleri mümkün değil. Her zaman olduğu gibi, bugün de askeri güç, bu coğrafyada varlığı sürdürmenin hayati bir unsuru olarak öne çıkıyor.

 
Askeri Gücün Çekirdeği Subaylar

Atatürk; Ordu ancak zabitan (subay) heyeti sayesinde var olur. Malûm bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir ordunun ruhu zabitandadır demektedir.[2] Askeri gücün en temel, hayati ve vazgeçilmez unsuru olan subayların yetiştirilmeleri de her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir. Dünyanın gelişmiş ve demokratik bütün ülkeleri; savunma ve güvenlik doktrinlerini subayları üzerine bina ederler. Çünkü subayların, sadece profesyonel anlamda maaşlı asker olmanın çok ötesinde bir fonksiyona sahip olmaları amaçlanır. Bu bağlamda, subayların ülkenin bekası ve yüksek menfaatleri yönünde doktrine edilmeleri öne çıkar. Çünkü politikacılar ve hükümetler değişir, askeri güç sabit kalır. Bu eğitim harp okullarında verilir. Bu nedenle harp okulları için görsel ve fiziki anlamda ülkenin en güzel ve tarihi mekânları seçilir. Dünyanın öne çıkmış başı çeken üniversiteleri için de durum aynıdır. Öğrencinin öncelikle okulu ile bütünleşmesi ve ideolojik anlamda ona bağlanması esas alınır. Kıyafetleri alımlı ve kendine özgüdür.  Bu gün ülkemizde Ortadoğu, Boğaziçi, İstanbul Teknik Üniversiteli olmanın farkının anlamı budur. Harp Okullu olmak ise görev ve sorumluluk bağlamında biraz daha farklıdır. Çünkü subay, hem barış hem de savaş zamanında liderlik yapmak, canını ortaya koymak ve gerekirse vermek için programlanmıştır. Özellikle emperyalist karakterli devletler de subayların durumu daha da öne çıkar. Onların harp okulları ülkenin en güzel yerindedir. En modern olanaklara sahiptir. Bir subayın yetişmesi için hiçbir şey esirgenmez. Örnek olarak, ABD’de West Point Kara Harp Okulu, Annapolis Deniz Harp Okulu, İngiltere Kraliyet Deniz Harp Okulu,  bu görevi yerine getirir. Ülkemizde de Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları aynı amaçla çalışmaktadır. Ülkelerin aynı zamanda Başkomutanları olan Başkanlar, Krallar, Kraliçeler ve Cumhurbaşkanları harp okullarının mezuniyet törenlerine mutlaka katılırlar ve konuşma yaparlar. ABD Başkanı West Point Kara Harp Okulunun açılış töreninde her yıl uzun bir konuşma yapar. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları Harp Okullarının ve Harp Akademilerinin mezuniyet törenlerine katılırlar. Başkan Obama Mayıs 2014’de West Point’te yaptığı konuşmada ABD için askeri gücün önemini şöyle vurguladı: Amerika dünya sahnesinde liderliğini daima sürdürmelidir. Eğer biz bunu yapmazsak başka kimse yapmayacaktır. Bugün katıldığınız askeri güç bu liderliğin daima bel kemiğini oluşturacaktır. ABD, hayati çıkarları gerektirdiğinde, halkımız tehdit edildiğinde, yaşamları tehlikeye girdiğinde, müttefiklerimiz tehlikeye düştüğünde gerekirse, tek başına askeri güç kullanacaktır. Bu durumlarda hala sormamız gereken zor sorular eylemlerimizin orantılı, etkili ve adil olmasıdır. Uluslararası görüşlere gelince,  Amerika, halkımızı, anavatanımızı veya yaşam şeklimizi korumak için kimseden izin almayacaktır.  [3]
 
Bu konuşmada ABD’nin geleceğinin garantisi olarak askeri güç gösterilmektedir. Özetle savaşta, bir ülkenin subayları yenilmediği veya saf dışı kalmadığı sürece savaş kaybedilmiş sayılmaz. En yakın örneği Türk İstiklal Savaşı’dır. Teslim olmuş ve işgal edilmiş bir ülkeden, muzaffer ve güçlü bir ordu ve yeni bir cumhuriyetin yaratılmasında Türk subayları önderlik etmişlerdir.
 

Türkiye’nin Askeri Güç İhtiyacı

Tarihin her döneminde Anadolu coğrafyası üzerinde yaşayan uluslar, askeri açıdan güçlü olmak zorunda kaldılar. Çünkü bu coğrafyada küçük devletler halinde birlik ve barış içinde yaşama kültürü hiçbir zaman sağlanamadı. Sadece, egemen bir gücün kontrolü elde tuttuğu dönemler oldu. Mozaikler, alaşım haline getirilemedi. Ne ırk, ne dil ne de din çimento rolü oynayabildi. Aksine bu farklılıklar, ayrıştırıcı ögeler olarak asırlarca suiistimal edildi. Hala da ediliyor.  Anadolu coğrafyasında egemen güç olabilmek, her zaman maddi ve manevi büyük fedakârlıklar sayesinde mümkün olabildi. Bu coğrafyada yaşayan halkları ilk defa ortak ülkü ve kültür açısından birleştirmeyi Atatürk başarmıştır.  Ancak geride kalanlar onun bu başarısını devam ettiremediler. Bugün aynı dili konuşmayan 13 komşusu olan Türkiye’nin hemen hemen bütün komşuları ile az veya çok sorunları bulunmaktadır. Kültürel, siyasi ve ekonomik istikrarın olmadığı böyle bir coğrafyanın, bölge dışı güçler tarafından kontrol ve yönetilmesi de doğaldır. Çünkü bölgede liderlik yapabilecek egemen bir güç ve kültürün yerleşmesine hiçbir zaman izin verilmedi. Pers ve Osmanlı İmparatorluğu gibi iki ülkenin mirasçıları olan İran ve Türkiye’nin bölgede güçlenmesi her zaman engellendi. Çünkü Atatürk’ten sonra Türkiye her alanda tam bağımsızlık prensibinden vazgeçti. Bu konuda, 1974’de uluslararası hukuka uygun olarak Cumhuriyet tarihimizin ilk sınır dışı savaşına karar veren Türkiye’nin yaşadıklarına bakmak yeter. Bugün Türkiye sınırları etrafında çok karmaşık, belirsizliği ve riski yüksek gelişmeler yaşanmaktadır. Gerçek dost ve düşmanlar kriz ve savaş zamanında, ülkenin potansiyel olarak zayıfladığı ve hassas olduğu dönemlerde belli olurlar. Şu anda Türkiye’ye gerçek bir dost gibi davranan bir ülke var mı? Bence yok, tersine kendi çıkarları için politika değiştiren ve fırsat kollayanlar öne çıkmış gözüküyorlar. Bu açıdan Türk Silahlı Kuvvetlerinin her zamankinden daha güçlü olması gerekir. Dünyada milletinin bağrından çıkmış ve onunla bütünleşmiş Türk Silahlı Kuvvetleri benzeri bir askeri güç yoktur. Bu iletişim, karşılıklı güvene dayanır. Bu bağlamda Türk dış politikasının en hayati unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, başta moral ve isteklendirme olmak üzere, her açıdan güçlü halde tutulması önem arz etmektedir.
 

[1] Makale içinde geçen, Ordu kavramı Genelkurmay Başbakanlığına bağlı kara, deniz, hava, jandarma ve sahil güvenlik unsurlarını kapsamaktadır
[2] İhsan Güneş, Atatürk’ün Bilinmeyen Bir Konuşması, Anadolu’da Yenigün gazetesi, 10 Ağustos 1920 (Afyon’da çıkan İkaz gazetesinden aktarma.) http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-05/ataturkun-bilinmeyen-bir-konusmasi
 
[3] The White House Office of the Press Secretary, Remarks by the President at the United States Military Academy Commencement Ceremony, http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2014/05/28/remarks-president-united-states-military-academy-commencement-ceremony 
 
İlgili Döküman İçin Tıklayın
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC