Ürdün’de Reformlar

Yorum

Bilindiği gibi Ürdün’deki protestolar, aşağı yukarı Tunus’daki Yasemin Devrimi ile eş zamanlı olarak 2011 yılbaşında başlamıştı. Protestocuların gündeminde önce daha çok temel ekonomik şikâyetler vardı....

Bilindiği gibi Ürdün’deki protestolar, aşağı yukarı Tunus’daki Yasemin Devrimi ile eş zamanlı olarak 2011 yılbaşında başlamıştı. Protestocuların gündeminde önce daha çok temel ekonomik şikâyetler vardı. Yükselen ekmek ve gıda fiyatlarına gösterilen tepkiler, hükümetin yeni bir takım fiyat destek politikaları uygulamaları ile geçici olarak yatışmış gibi gözükse de,  Tunus’daki “Yasemin” kokularının başlattığı “Arap Baharı”, Kazablanka ve Manama’ya yayılınca, Ürdün sokaklarına da geri dönmüştü.   Ocak ortası itibarı ile sokaklara dökülen Ürdünlüler, yeniden fiyat artışlarının kontrol edilmesini ve bu işi iyi beceremeyen hükümetin istifasını yüksek sesle haykırmaya başladı.

Ne İstediğini Bilmek ve Bunu Açıkça Dile Getirmek

Ürdün’de ok bir kez yaydan çıkmıştı. İnsanlar, önce daha ucuz gıda istiyor, düşük ücret düzeyi, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, fevkalade sınırlı iş olanakları, yolsuzluk, israf ve düşen yaşam standartlarından yakınıyordu.  Ama gündem hemen zenginleşiverdi. İnsanlar iş ve aş yanı sıra demokratik haklar talep etmeye başladı. İhtiyaçlarını açıkça dile getirebilecekleri özgür ortamlar da istediler. Baskı altında yaşamayı, düşüncelerini gizlemeyi istemediklerini bildirmeye başladılar. Sendika ve dernek kurma hak ve özgürlüğü, talep edilen hakların başında geliyordu. Bu ise aslında, Ürdün açısından demokrasiye geçiş sürecinde yeterli toplumsal olgunluk kazanılmış olduğunun göstergesi oldu. Somut istekler, Kral ve hükümet ile halk arasında diyalog kopukluğu olmaksızın, reformların masaya yatırılmasına kâfi geldi. Ne istediğini bilen halk ve buna cevap vermeye hazır bir Kral ve hükümet. Her iki taraf da birbirinin samimi olduğuna inandı ve bu inancın yaygınlık kazanması ile ayaklanmalar duruldu.   

Sorunların Teşhis Edilmesi İhtiyacı

Mart ayı geldiğinde, geniş kapsamlı bir tarama yapılarak siyasi, sosyal ve ekonomik sorunları belirleyecek yaklaşım benimsenmesine kararlaştırıldı.  Tarama komitelerine sadece siyasilerin değil, aynı zamanda özel sektör kuruluşlarının da katılmasına karar verildi. Aynı anda hukukçu ve muhasebecilerden oluşan paralel komite, ülke içinde yaygın olan yolsuzlukları mercek altına almaya başladı. Açıkçası kayıt dışını kayıt altına alma çabaları, birilerinin nasırına basacak olsa da Ürdün’ün gündemine de girmiş durumda... Belediyeler de mercek altına alınacak kamu kuruluşları arasında. Nufusu hızla artan Ürdün’ün, Amman gibi yerleşim ve alt yapı ihtiyacı olan şehirlerinde, temizlik sorunları henüz çözülememiş olan Ceraş gibi turistik yerleşim bölgelerinde, belediyelerin yeniden yapılandırılması başlı başına önemli.

Kamu hizmetlerinin kalite ve etkinliğinin arttırılması çok önemli bir konu olarak Ürdün’de reform paketlerinin en önemli sırasını işgal ediyor. Majesteleri genç Kral Abdullah, kitabında tebdil-i kıyafet gezerek, hastanelerin iyi çalışan ve çalışmayanlarını tespit ettiğini ifade ediyor. “İşler iyi gidiyor, hastanelerimiz bal dök yala, doktorlar hastalar ile yakinen ilgileniyor” diye üstün körü cevap veren sağlık bakanına en iyi yanıtın onun yalanını yakalamak ve boş vericiliğini yüzüne vurmak olduğunu düşünen kral, halkın nabzını tutarak, kamu reformlarının önünü açmaya çalışıyor. Yazdıklarını okurken hoş ve sempatik geliyor insana tebdil-i kıyafet ile halk arasında dolaşan bir kral düşünmek. Ama televizyonda onu gören nasıl tanımaz diye hayret etmekten alamıyorum kendimi. Kıyafet kodlarının, saray ile sokak arasında artık çok farklılaşmadığı günümüzde zor iş tebdil-i kıyafet. Ama galiba halk biraz da bunun için seviyor Kral Abdullah’ı. Açıkçası,  Sultan Süleyman veya Sultan Mahmut yöntemleri ile kamu yoklaması yerine Ürdün’de denetleme görevinin, zamanla tüketici derneklerine ve sendikalara bırakılması uygun olur diye düşünüyorum. Tabii kamusal denetim etkin biçimde sürmeli. Kurulacak dernekler ise bir sekreter, bir masa, bir kasa ve tabii olacakları kanuna göre yılda bir zorunlu, bir gönüllü toplantı ile yetinmeyip amaçlarına uygun çalışmalı. Yoksa reformlar demokratik reform olmaz, Ürdün için deformasyon bile olabilir. Yani demokratik hak ve özgürlük isteyen halk, sorumluluklarını bilecek ve bunların zorluklarına da katlanacak. Zaten olmuyorsa sorun sürecek demektir. Böyle değişimler küçük bir ülkede daha kolay olabilir.

Yapılacağına söz verilen bir başka şey, seçim kanunundaki değişiklik. Daha demokratik sistemi öngören, Kral’ın yetkilerini ve sorumluluklarını azaltan değişiklikler isteniyor.  Tabii bunun için yeni anayasaya gerek duyuluyor. Yani anayasa değişikliği Ürdün’ün de gündeminde. Genellikle teşhiste uzlaşma var. Temel itiraz İslami Hareket Cephesinden geliyor ki onlar da sadece reformların hükümetin değil, Kral’ın himayesinde olmasını istiyorlar. Görüldüğü gibi Kral üzerinde hala geçerli bir uzlaşma var. Ama tabii demokrasinin başlangıç noktasında düşünce farkları var. Öyle veya böyle siyasi reformları 7 bölüm olarak sınıflandırmayı başarmışlar ki, bunların arasında en başta gelenler, hukuk sistemi ve kurumsal yeniden yapılanma...

Asıl Sorun ve Endişe

Ürdün’de daha önce girişilen birçok reformun akim kalmış olması ve hayata geçirilmemesi, hem reform yanlılarının, hem de komitelerin en büyük endişesi. Elbette bu tehlike her ülke için geçerli. Reformlara başlarken geniş katılımcı kitlesinin desteği sağlanacak ve reform karşıtı lobilerinin karşı faaliyetleri engellenecek. Hani o ayaklarına, nasırlarına basılan gruplar var ya! Onların dizginlenmesi lazım... Birileri yükselen gıda fiyatlarından hoşnutsuz olabilir. Ama fiyatları yüksek tutan spekülatörlerin gücü kırılmazsa, verilen fiyat desteklerinden, halktan fazla onlar nasiplenir. Fiyat kontrolleri, paralel veya karaborsa piyasaların ortaya çıkmasına, halkın sırtından yeni zenginlerin türemesine neden olur. Bunların ikna edilmesi, kamu çıkarına karşı davranmayacaklarına yemin ettirilmesi gerek. Uzlaşma olmazsa reform olmuyor. En iyi reform taslaklarını bile çıkar grupları dağa kaldırıveriyor. Ya ikna veya ahlâki korkutma (moral suasion) şart.

Ürdün’de diğer başka sorun, reformların geç kalındığı düşüncesinin yaygınlık kazanmasından kaynaklanıyor. Bu düşünce yerine, reformlardan vazgeçmek için çok geç olduğu düşüncesini egemen kılmak gerekiyor. Yine de “Son en iyi şansımız” gibi bir ifade, yüreklendirme niyeti taşısa bile bence biraz kötümser.“Hiçbir şey için geç değil. İş ki başlayalım ve hızla ilerleyelim”.  Kötümserliği iyimserliğe çevirmek için, her reform atmosferinde, iyi bir slogan olabilir. Reformlar başlamadan insanların reform yorgunluğuna kapılmalarının önüne geçmek gerekiyor.

Diğer Bir-İki Sorun

Benim açımdan bir başka sorun daha var. O da Ürdün’de birçok aklı başında ve mevki sahibi kişinin, aşağı yukarı her yerde, ağız birliği etmişçesine “eğer insanlar ekonomik açıdan mutlu ve tatmin olmuş ise hangi sistemle yönetirsen yönet fark etmez” biçiminde ifadeler kullanmaları. Bu da şimdi Arap Baharı’nı yaşayan birçok ülkede olduğu gibi, küçük güzel Ürdün’de de halkın asıl ihtiyacının tüketim ve daha fazla tüketim olduğunu gösteriyor. Yani tüketim olanakları ve biraz da göstermelik demokrasi yetecek insanlara demek demokrasi adına hüzün veriyor insana. Özgürlükten anlaşılan zaten demokrasi olmayabilir.

Bir de daha yüksek yaşam standardı ve daha fazla tüketim için çok çalışmak gerektiği düşünülmüyor. Daha iyi çalışılacak organizasyonların hazırlanması ise akla sonra geliyor. İş isteniyor. Ama verimli çalışmak ile dükkânın kapısı önüne sandalye atıp oturmak arasındaki fark pek bariz değil. Tüketim arzularında, batının tüketim standartları kadar, çok sevilen Türk dizilerinin de sorumluluğu olduğunu unutmayalım. Türkleri artık hep, “Aşk-ı Memnu”da veya “Gümüş”de olduğu gibi yiyip, içiyor, geziyor ve yaşıyor sanıyorlar. Ah! Ne güzel adada, Boğaz’da yaşam diye öykünüyorlar. Ama Türkiye’nin daha fazla çalışarak, ekonomik başarıyı yakaladığı gerçeği gözden kaçıyor. Başarının devamlılığı da çalışarak, üreterek sağlanır denmiyor. Oysa ortada bir model varsa, bu olmalı. “ Ekonomik istikrarla büyümek; Üreterek büyümek”. 

Bir Öneri

İş böyle olunca, reform programlarının temel öğretisinde, artan çalışma, disiplinli ve çok çalışma, yerleştirilecek çalışma ve meslek etiğinin de yer alması gerek diye düşünüyorum. “Çalışma ve üretme yoksa reformlar yaşayamaz” daha iyi uyarma olabilir. Bir diğer ifade ile “Ortak Geleceğimiz için Son En iyi şans: Çok ve daha çok çalışmak” Ürdün için veya bir başka Orta Doğu ülkesi için geçerli olabilecek uyarı. Reformun bir başka kitap başlığı da  böyle olabilir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263