Kral’ın Rüyası
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 21.6.2011

“Orta Doğu, umudun sudan daha değerli olduğu bir coğrafya”* . Bu sözler bana değil, Ürdün Kralı 2. Abdullah’a ait. Kral Abdullah, yakın tarihin hiçbir döneminde barış rüzgârlarından nasibini alamayan Orta Doğu’daki küçük ülkesinin, bölgesel istikrara nasıl katkıda bulunmaya devam edeceğini düşünüyor. Aynı zamanda fevkalade heterojen bir nüfus yapısı olan Ürdün’ü, çevresinde kopan fırtınanın etkisinden korumaya çalışıyor.

Ürdün her çıkan çatışmadan aldığı göç dalgası ile kalabalıklaşıp, nüfus bileşimi değişmiş bir ülke. Nerede ise nüfuzunun %60 ı Filistin’li olan ülkede, Pakistanlı da var, Çerkez de var. Bedevi de var, Medeni de var. Küçük güzel düzenli bir ülke olan Ürdün’de, dünya ile barışık olma, Batı ile ittifak, bölge ile ünsiyet ama sorunlara her daim hazırlıklı olma temel politika. Ürdün, kaynakları sınırlı, ama ihtiyaçları göç dalgaları ile özellikle artmış bir ülke. Artan nüfuzun özlemleri ise giderek büyümekte.. Sabırlar azalmakta..

Ben Ürdün’e ilk olarak 1990 lı yıllarda gitmiş ve o zamana kadar gittiğim Orta Doğu ülkelerinden ne kadar farklı olduğunu düşünmüştüm. Küçük ama düzenli Amman için, “tabii Kral dürüst olduğu için(rüşvet almadığı için), şehrin görünümü güzel. Şehircilik kuralları ihlal edilmiyor” dediklerinde, bir ülkeyi ayakta tutan en önemli şeylerin başında yönetime duyulan “güven”in geldiğini bir kez daha takdir etmiştim.

Bu defa Amman’ı daha gelişmiş buldum. Alt yapı yatırımları artmış. Yollar, alt ve üst geçitler ile daha modern bir Amman gördüm. Henüz Türkiye anlamında bir tüketim toplumuna geçilmemiş. Ama oteller ve restoranlar var. Ilıman bir bahar gününde, bahçelerden çöp değil güzel çiçek kokuları geliyor.  Halk yine Kral’a güveniyor. Ama artık daha fazlasını istiyor. O da daha fazlasını vermeye hazır görünüyor.

Çetin Bir Miras

Kral Abdullah atalarından, sadece Mekke ve Medine’nin Haşimi mührünü, Mekke Emiri Şerif Hüseyin’den, Oğlu 1. Abdullah’a, ondan Tallal Bin Abdullah’a, sonra babası Kral Hüseyin’e kalan Ürdün taht ve tacını devralmakla kalmamış. Ona aynı zamanda bir bölgesel kriz mirası kalmış. Çocukluk yılları, 1967 savaşı ve beraberinde getirdiği sorunlar, komşularının ülkesine ve babası kral Hüseyin’e karşı takındığı düşmanca tutumlar, Mısır’ın, Suriye’nin,  ama en önemlisi Ürdün’ün en zor zamanlarda bile kucak açmakta tereddüt etmediği Filistin’lilerle yaşanan hayal kırıklıklarını gözlemekle geçmiş.

Genç Kral iyi yetiştirilmiş ve iyi yetişmiş, çok iyi bir eğitim almış alçak gönüllü ve bilge bir kişi.  Ürdün ordusunda görev yapmaya başladığı gençlik yıllarında, İran-Irak savaşını, İsrail’in Lübnan’ı işgalini ve 1990 lı yıllarda körfez savaşını yaşamış, babası Kral Hüseyin’in bölge barışı için sarf ettiği olağanüstü çaba ve taşıdığı endişeye tanık olmuş. Yine kendi ifadesi ile Kral olarak görev yaptığı 11 yıl içinde, başta 2000 yılında patlak veren El-Aksa intifada hareketi olmak üzere, Amerika’nın, 2001 yılında Afganistan’ı, 2003 yılında Irak’ı, İsrail’in 2006 da yeniden Lübnan’ı işgalini ve 2008-2009 yıllarında, Gazze’de sürdürdüğü, ablukayı yaşamış. Nihayet 2010 yılının son çeyreğinden itibaren önce Tunus, Mısır derken, Yemen, Bahreyn ve nihayet Suriye’yi saran alevler arasında kalan ülkesinin akıbetinden gözlerine uyku girmez olmuş. Ama onun yine de hem Orta Doğu ile ilgili çok önemli tespitleri, hem de bu bölgede yer alan Ürdün ile ilgili rüyaları var, planları var, yerine getirilmesi gereken görevleri var**. Hayalleri, rüyaları var. Bu hayallerde sadece Ürdün değil. Orta Doğu var.  

Orta Doğu’nun En Önemli Sorunu

Kral Abdullah, şu anda bölgenin en önemli sorununu, gerçekleştirilemeyen Orta Doğu Barış süreci olarak görüyor. Bu karmaşık konuya istikrar adası olarak korumak istediği ülkesinin, omuzlarına yüklediği sorumlulukla, mümkün olduğu kadar tarafsız bir biçimde yaklaşıyor. Tek umudun, iki devletli bir çözüm haline geldiğini kabul ediyor, Filistin’in özgürlüğü ve devlet kurma hakkı kadar, İsrail’in güvenlik hakkını gözetiyor. Barışın her iki tarafın da ahlaki bir sorumluluğu olduğunu açık açık ifade ediyor. Kördüğüm olmuş sorunlar nasıl çözülür? Onun da berrak bir görüşü yok. Ancak, Kudüs, mülteciler, nihai sınırlar ve güvenlik konuları çözüme kavuşmadan Filistin-İsrail barışının güvence altına alınamayacağını, barış olmadan da iki devletli bir çözüme ulaşılamayacağını düşünüyor.

Kral çok isabetli bir yaklaşım ile İsrail ve Filistin arasındaki sorunun bir din çatışması olmadığını ifade ediyor ve böyle takdim edilmesinin özel olarak İslam’a yapılan bir haksızlık olduğunu ifade ediyor. Ona göre sorunun kökeninde toprak üzerindeki haklar var. Toprak, üstündeki yerleşim ve ekonomik faaliyet, altındaki kıt bile olsa kıymetli madenleri işleme hakkı ama en önemlisi, toprağın üstündeki ve altındaki su kaynaklarını kullanma hakkı, dar alandaki çözümsüz sorunların kaynağı. Kıt kaynak, sonsuz ve büyüyen ihtiyaç ikilemini en gaddar biçimi ile bu bölgede görüyoruz. 

Bir Hayal Gerçek Olur mu?

Şimdilerde geleceği sallantıda görülen İsrail Mısır anlaşmasına dayanan İsrail-Mısır işbirliğinden sonra, bölgede İsrail ile işbirliği yapan bir ülke de Ürdün. Kral günün birinde, Lübnan müteşebbisinin, İsrail yönetim ve teknolojik uzmanlığının, Ürdün meslek ahlakının ve Filistin insan kaynağı kalitesinin buluşup, bölgesel harikalar yaratabileceği bir coğrafya düşlüyor. Bir Orta Doğu BENELÜX’ü neden olmasın sorusunu cesaretle soruyor.     

Gerçek o ki bugün dünden daha fazla olanak var bunun için. Doğu Akdeniz’de herkese yetecek bir doğal gaz rezervi var. Doğal gaz ve petrol pipeline ulaştırması bölgesel enerji projesi için iyi bir fırsat. Bölgesel elektrik şebekesi, desalinasyon, sulama ve içme suyu projeleri hep Kral’ın hayalini gerçeğe dönüştürebilecek ayrıntılar. “Ölü Deniz’i yok olmaktan nasıl kurtarırız?” sorusu bile ortak hareket etmek için bir fırsat. Teknoloji imkân veriyor. Ah bir de ortak irade olabilse!  Barış olmayınca herkes nasıl da var yokluğu çekiyor?

Ama bölgede hemen her ülkenin karşı karşıya olduğu sorunun barış başta olmak üzere, siyasi reformlar ve ekonomik koşulların iyileştirilmesi gerçeği olduğunu da itiraf ediyor Kral Abdullah. İnsanların yaşam standartlarının yükseltilmesi; iyi eğitim ve iş olanakları, sokaktaki genç işsizler için umut olacak. Umut büyüdükçe umutsuzluğun kâbusu sona erecek. Kâbus biterse belki hayalin gerçeğe dönüşmesine fırsat çıkacak. İşte bu amaçladır ki ülkesinde reformlara hız verme karalılığı var. Siyasi ve ekonomik reformlar yürürlüğe sokulmuş durumda. İki yıl içinde ve reform yorgunluğuna kapılmadan, reform karşıtı lobilerin engellemelerini aşacak şekilde hareket etmek istiyorlar.

Ürdün’ün Umudu ve Bölgeye Umut Sözü

Ürdün’ü bölgede farklı kılan şeyin güvenin kaybedilmemiş olması. Biliyorsunuz olaylar Amman’ın kapılarına dayandığı zaman, meydanlardaki kalabalıklar, Kral’ın uzlaşmacı olmasını istedi. Biran önce seçim yasalarını çıkarıp, meşruti monarşiye geçilmesinin sağlanması, demokratik seçimlerin yapılması gerekiyor.

Kaynak sıkıntıları var. Ekonomik kriz yaşayan dünyada ve kronik siyasi kriz içinde bulunan Orta Doğu’da, artan nüfuzun, üstelik ihtiyaçları katlanarak artan genç nüfusun, bozulan doğal dengelerin ve nihayet savaş ve çatışma bulutları altında damlamayan yağmurun bedeli, sürgit eden huzursuzluklar.

Ama bir Kral, şimdi ülkesine daha iyi bir gelecek, ülkesinin içinde bulunduğu bölgeye de karınca kararınca istikrar vaad ediyor. Umalım başarılı olsunlar. 


* King Abdullah II of Jordan (2011), Our Last Best Chance, The Pursuit of Peace in a Time of Peril,Viking, the Penguin Group, London bknz önsöz

** Aynı eser

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC