Orta Doğu’daki Değişim Rüzgârları

Yorum

Orta Doğu durulmuyor ve durulacak gibi de gözükmüyor. Bazı çevreler, Orta Doğu’da gelişen olayları, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra Doğu blok’unda başlayan ve dünyayı iki kutuplu olmaktan çıkaran tarihi dönemece benzetmektedir. ...

Orta Doğu durulmuyor ve durulacak gibi de gözükmüyor. Bazı çevreler, Orta Doğu’da gelişen olayları,  Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra Doğu blok’unda başlayan ve dünyayı iki kutuplu olmaktan çıkaran tarihi dönemece benzetmektedir. Ancak, başta Sovyetler Birliği olmak üzere, Almanya’nın Doğusundan, Kafkas’lara, Balkan’lara kadar uzanan geniş coğrafyada, 1989 ve sonrasında ortaya çıkan gelişmeler ve yarattığı sonuçlar Orta Doğu’da bugün olanlardan ve olabileceklerden çok farklı.  Bu farkları, Doğu Avrupa ülkelerinin sahip olduğu insan dokusundan başlatıp, Michael Gorbachov’un ortaya attığı  “Glasnost ve Perestroika”nın içeriğindeki felsefe farkına kadar uzatabiliriz. Ama istek aynıydı: Özgürlük ve daha iyi bir yaşam; Modernleşme, daha fazla tüketim, dışa açılma. 

Ancak nerede olursa olsun “Değişim rüzgârları” ne bir meltem, ne de bir alize; belki ferahlama habercisi ama daha çok, şiddetli muson rüzgârları gibi… Rüzgârla birlikte yağan yağmur bereket getirebilir. Ama alt yapı çok ta müsait değilse, seller bentleri aşıp her yeri yıkabilir. Nitekim Sovyetler Birliğindeki değişim rüzgârları olumlu değişikliklerle birlikte çok büyük kurumsal çöküntü de getirmişti. Ben 1990 başlarında o görkemli Kızıl Ordu askerlerinin,  üniformalarının yakası paçası bir yanda, açlıktan tarlalardan lahana toplayıp yediklerini gösteren fotoğrafları hiç unutmam. Belki İstanbul’daki Rus pazarında satılan Kızıl Ordu kasketleri ile nişanları da hatırlayanlarınız vardır. Polonya, Bulgaristan, Romanya ve diğerleri de büyük çalkantılara girdiler, bata çıka bir yerlere vardılar. Uzun çekti bu süreç kısa değil. Onca eğitim ve fiziksel alt yapıya rağmen uzun çekti.

Tabii, Batısında yer alan Avrupa Birliği Doğu Avrupa için umuttu. El hak,  AB hepsine hem vaat ettiği yardımları yaptı. Hem de bu ülkelerin büyük bir kısmını üyeliğe kabul etti. Hatta bazıları halen Avrupa Para Alanı üyesi...  Takdir edersiniz ki Orta Doğu için böyle bir garantili çözüm yok. İstekler aynı. Ama, Orta Doğu’da ki “Glasnost ve Perestroika”da dini motiflerin ağırlığı var. Bu da bu bölgeye,  Avrupa’ya karşı bir alternatif yaratıyor ve değişimin esas itibarı ile 1990 ların Doğu Avrupa’sından farkını somut hale getiriyor. 

Bazı Beklentiler ve İki Ülke ile ilgili beklentiler

Evet, Orta Doğu, Doğu Avrupa gibi değil. Bir doğal kaynak ekonomisi olsa bile eski Sovyetler Birliği veya şimdiki Rusya’ya da benzemiyor. Orta Doğu’da değişim rüzgârları meltem değil en azından muson. Bereket gelecek derken, sel sularına kapılmak mümkün. Durulmanın kolay olmayacağı kesin. Doğu Avrupa’da da yıllar çekmedi mi?

Bazı değişim sinyalleri geliyor. Şimdilik yüzeysel gibi duyuluyor. Ama çok önemli. Örneğin bu sıralar Mısır’da, bir Hristiyan Cumhurbaşkanı şeçmenin “Şeraite aykırı olmayacağı” üzerinde uzlaşıvermişler. Galiba birinci derecede öneme haiz konu buymuş. Zengin Koptik nüfusun iyi yetişmiş ve siyasi deneyimi olan çok adayı var diyorlar. Nüfuzun sadece %10 u olsa bile Mısır’ın böyle bir kabuk değişimi, imajına ne kadar olumlu etkide bulunur değil mi?

Ama ben bu arada gölgede kalan iki ülkeye dikkat çekmek istiyorum. Bunların biri Mağrip, diğeri ise Maşrık’da: Lübnan ve Cezayir.

Lübnan

Açıkçası, bir çok çevrede, değişim ateşinin ilk yanmaya başlayacağı yerlerden biri olarak  Lübnan gösteriliyordu. Çok değil bundan 6 ay öncesine kadar, Hizbullah’ın Beyrut’ta, Mayıs 2008 de yaptığından daha büyük olaylar yapabileceği ifade ediliyordu. Evet, Lübnan’da hükümetin Hizbullah üyelerinin istifası ile hükümet düştü. Said Hariri tası tarağı toplayıp, gitti. Yine bir iş adamı olan ve Suriye’ye yakınlığı ile bilinen Necip Mikati, başbakan sıfatı ile  hükümeti kurmaya çabalıyor. Daha düne kadar Lübnan’da bulunan Suriye’nin altı üstüne geliyor. Ama Lübnan sakin… Bu arada rastladığım bazı Lübnan’ lı dostlar, “hükümet yok işte halk kendi kendi idare ediyor. Baskıcı bir rejim yok. Ekonomi canlı. Onun için iyiyiz ” diye şaka yapıyorlar. Mesele, bu sükûnet kalıcı mı? Yoksa fırtınadan önceki sessizlik mi?  İnşallah birinci doğrudur. Eğer, Lübnan 1975 de patlayıp 15 yıl süren iç savaştan iyi ders almışsa, etnik ve dini farklılıkların yarattığı, kültürel zenginlikle yoğurduğu demokrasiye sahip çıkar. Ama fırsat eşitsizliklerinin ve gelir uçurumların yarattığı radikalizm Lübnan’ı  her zaman için bir tehdit...

Cezayir

Fransızlara karşı göğüs kabartan bir bağımsızlık mücadelesi veren Cezayir, hızla artan nüfusu, geniş ama hem ihtiyaca yetmeyen ve sadece birilerinin cebini dolduran kaynakları yüzünden geçmişte sık sık kargaşa ve iç savaş yaşamıştır. Geniş Berberi nüfusuna rağmen şiddetlenen İslami radikalizm hem 1990 yıl yıllarda,  hem de 2000 li yılların başında Cezayir’i pençesinde almıştır. Ama bazı Berber kabilelerine verilen kültürel haklar, ülkeyle nispi bir sükûnet getirmiş ve bu sayede bazı ekonomik atılımlar yapılabilmiştir.  Cezayir bilindiği gibi, bu yılın başında, 19 yıldır süren olağan üstü hali sonlandırdı. Belki bu öngörü, Cezayir’in komşuları Tunus ve Libya dan önce iç karışıklığa girmesini engelledi. Evet Buteflika yönetimine karşı protestolar sürecektir.  Aslında olayların ilk patlak vereceği yerlerden biri olarak görülen bir başka ülke de Cezayir’di. Yine Cezayir’ li meslektaşlardan ülkenin için için kaynadığını duyuyorum. Ancak Libya çapında bir olay olmayacağı gibi, önceden verilen her sözün tutulduğu Cezayir’de Suriye benzeri bir direnç de görülmeyebilir. Reformların soluğu kesilmemek koşuluyla… Ancak, Suriye gibi Cezayir’in de bir dış kaynakla desteklenmesi gerekir ki istikrar sağlansın.

AB Yumuşak Gücünün Önemi

Tunus, Mısır, Suriye ve Cezayir AB nin yumuşak gücünden acilen faydalanması gereken ülkeler.  Lübnan’ı bunlardan biraz ayırt edebiliriz.  Bunlar, Akdeniz’i çevreleyen ülkeler ve“Yeni Komşuluk” politikası kapsamında AB yardımlarından olabildiği kadar yararlanmaya devam edebilirler. Eğer, bu ülkelerden AB ye göç veya iltica eden çaresiz kalabalıklara karşı, Avrupa kamuoyunda, karşı daha fazla olumsuz tepki oluşması istenmiyorsa,  Doğu Avrupa’yı özümsemek için onca çaba harcayan AB, Orta Doğu’yu da yapısal yardımlardan mahrum etmemeli. Evet, bir ekonomik kriz var. Ama ne yapalım. Orta Doğu’da özgürlükçü demokrasiye yönelebilecekleri bir değişimi, Libya’dan gelse bile alkışlar görünüm arz eden AB, pamuk elini cebine sokmalı ki çatlayan binalar onarılsın ve yeni sarsıntıların önü alınsın. Körfez fonları da veya Arap Para Fonu kaynakları da yeniden yapılanma için kullanılabilir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263