Ürdün’deki Ayaklanmaların Düşündürdükleri
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 21.6.2011

Orta Doğu’ da uzlaşmazlık ve huzursuzlukların toplumsal ve siyasi yaşantıya damga vurması yeni bir şey değil.  İşbirliğinin, anlaşmanın, sivil koalisyonların varlığını pek görmediğimiz bu çorak coğrafya’da, Ürdün adeta bir uzlaşma vahasıydı. Bu küçük ülke bugüne değin hep, Batıya ve Batılılaşmaya daha yakın bir çizgide duracağını ortaya koymuştur. Çıkan her İsrail-Filistin çatışmasında ülkesinin sınırlarını zorlayan Filistin mültecilerine kucak açmış ve olası huzursuzlukların önünü almak için Filistin ile uzlaşmıştır.

Ürdün aynı zamanda bölge barışını önemsemiş ve ciddiye almış bir ülkedir. Bunun en iyi kanıtlarından biri,  Kral Hüseyin’in, 1999 da Ehud Barak ve Yaser Arafat arasında yapılan Wye Nehri anlaşmasına taraf olmasıdır. Ama şimdi Orta Doğu’daki huzursuzluklardan Ürdün de nasibini alıyor. 6 milyonluk bu küçük ülkede, Filistin’li ve Doğu Ürdün’lü olarak bölünmüş gibi görünen halk, bugüne kadar özenle dile getirmekten kaçınılan toplumsal sorunları birlikte yüksek sesle haykırmaya başlamış durumda.

Diğerleriyle olan Benzerlik ve Farklar

Ürdün’de olan olayların Orta Doğu’nun diğer ülkelerinde olanlarla ortak paydası çok. İstenen şeyler aynı: Tanımı üzerinde anlaşma var mı yok mu anlaşılamasa bile, daha fazla özgürlük, daha fazla hak ve daha iyi bir yaşam. Kaynakları kıt bir ülkede, bugüne kadar koşulları ile yetinmeyi bilmiş ve sorunlarının üstünü örtmeye çalışmış bir halk için çok değil istenen şeyler. 

Ürdün’deki gösterilerde de can kaybı yaşanıyor. Hafta sonu 1 kişinin öldüğü 120 yi aşkın göstericinin ise yaralandığı haberlerini aldık.  Ancak Ürdün’de yaşanan karışıklıkların diğerlerinden çok önemli bir farkı var. O da protesto gösterisinde bulunanlar, Mısır, Tunus, Libya ve Yemen’de olduğu gibi doğrudan bir şekilde Kral Abdullah’ı hedef almıyorlar. Kimse Kral tahtı bırakı gitsin demiyor. Hatta Kral’ın duruma müdahale ederek, göstericilerin taleplerini değerlendirmesi ve anayasal reform da dahil olmak üzere bir reform paketinin icraata konmasını isteyen muhalif görüşler çoğunlukta. Halkın halka düşmesinin bu yolla engellenebileceği ifade ediliyor. Oysa Ben Ali ve Mübarek’in gitmesi için bu ülkelerde halklar neredeyse tek vücut olmuştu.  Mısır, Tunus, Libya ve Yemen’de halk “Kral’dan daha çok Kral” olan yöneticileri istemedi. Ama Ürdün, Kral’ına sahip çıkmaya hazır.

Bir Şartla…

Görünürde,  “devlet benim” diyen başkanlar ile meşruti bir monarşi arasındaki farkın rejimden ziyade, (Ürdün’de) Kral’ın kişiliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu nedenle Ürdün’de Kral’ın “toplumsal birlik”çağrısına, halkın kulak vermesi olasılığı var. Ama tabii gecikmeden önce “ne istiyorsunuz?” sorusunun sorulması, ve taleplere siyasi bir ciddiyetle  cevap verilmesi kaydıyla… Halkın “acil diyalog” çağrılarına, Kral’ın arabuluculuğu ile Ürdün parlamentosu acilen yanıt vermeli. Çünkü hala, diyalog talebi var; devirme ivmesi değil…

Olaylarda Bir Baş Sorumlu Aranıyor

Soğuk Savaş yıllarında olayları ak veya kara olarak açıklamak kolaydı. Bir yerde bir olay oldu mu sorumlusu ya CIA veya KGB idi. Bu düşünce biçimi yerini yeni kurumsal kuşkulara bıraktı. Ama artık sorumlu bulmakta zorlanıldığı kesin. Irak ve Afganistan örneklerinde Amerika’nın sorumluluğu büyük olabilir. Ama karışıklık çıkaran olarak değil(!). İster Birleşmiş Milletler şemsiyesi ile olsun, ister, ister “Koalisyon” ortakları ile olsun.”Müdahil güç” olarak. 

Ama şimdi birden bire Tunus’ta başlayıp, tüm Kuzey Afrika ve Arap yarımadasına yayılan olaylarda sorumlu kim? Olaylara yönetenler cephesinden bakılınca, Mısır başta olmakla üzere isyan kıvılcımının orman yangınına dönüştüğü her yerde“Müslüman Kardeşler”in ayak izleri olduğu genel kanaat.  Suriye veya Ürdün’de de yöneticilerin olayların bu mecra’ya dökülmesinden “Müslüman Kardeşler”i sorumlu tuttuğu görülüyor.  Körfez ülkeleri ve Yemen’i dışarıda bırakırsak, diğer ülkelerdeki yönetimler, aslında “Müslüman Kardeşler” den çok, “Müslüman Kardeşler”in talep edeceği değişikliklerden çekiniyor olmalı.

Ürdün’de,  Kral Abdullah’ın kurduğu “Ulusal Dialog Komitesi”nin 3 İslamcı üyesinin, “reform önerileri arasında, kapsamlı bir Anayasal iyileştirme yer almadığı” gerekçesi ile istifa etmesinin, bu kanaatte önemli yeri var. “Müslüman Kardeş”ler, Ürdün’de de olayların odağında olarak düşünülüyorsa, o zaman  “Müslüman Kardeş” lerin, bu defa Ürdün halkı ağzından dile getirmekte olduğu taleplerin, diğer yerlerdeki taleplere benzeyip benzemediğine ayrıca dikkat etmek gerek. Nüfusunun neredeyse %60 ı Filistin’li olan Ürdün’de,  Filistin’liler arasında bir de Hamas – El Fetih benzeri bir bölünme yaşanması olasılığı da çok tehlikeli olur. Ürdün’ün Hamas’ı, “Müslüman Kardeşler”e meyil etse bir dert, etmese bir başka dert.

Ya Sonra?

Evet, her yerde olduğu gibi, Orta Doğu’da da özellikle yoz, yolsuz ve şahsi çıkarlarının esiri yöneticilerin, koltuklarını bırakıp gitmek istememelerinin nedeni, ülkelerinin geleceğinden çok kendileri olabilir. Ama işte bu, Ürdün Kralı için pek geçerli değildir diye düşünüyorum. Ayrıca, insanların, çıkıp da Kral Abdullah için, kendi çıkarları için reformları engelliyor demesi de zor. Bu bakımdan, Kral Abdullah’ın olayların sorumluluğu açısından beyan ettiği görüşlere de dikkat etmek gerek. Ürdün’ de kimse yıkmaktan, devirmekten şimdilik söz etmiyor. Zaten Orta Doğu’da genellikle, yıkmada beraber olan insanlar, yeniden inşa etmede oydaşma(consensus) zorluğu içine düşer. Bir devrilme durumunda ise, oydaşma zorluğunun en çok yaşanacağı ülkenin Ürdün olacağı akıllardan çıkmamalı. Yine de Ürdün, halkı için yapabileceğini bir an önce yapmaya başlamalı.

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC