İsyan ve Kargaşanın Kucağında bir Komşu: Suriye
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 21.6.2011

Sykes ve Picot adlı iki kafadar diplomatın 1916 yılında yaptığı tasarımla yaratılan Suriye, 1. Dünya savaşı sonunda girdiği Fransız Manda’sından 1946 yılında kurtulmuş, o tarihten itibaren de yıllarca bir çalkantıdan diğerine sürüklenip durmuştur. Başlangıçta kaydedilen hızlı kalkınmaya rağmen, ülke içinde ve sınır komşuları ile yaşanan huzursuzluk ve mükerrer sıcak çatışmalar, Suriye’nin demokratik bir yönetim geleneği oluşturmasına engel olmuştur. Suriye kıt kaynaklarını daha çok savaş finansmanına harcamıştır.  1950 li yılların sonuna doğru ortaya çıkan Suriye-SSCB yakınlaşması ile Baas yönetimine başladıysa da, etkilerini bugün bile gördüğümüz bir tür Arap Sosyalizm’ i olan Baas, Suriye’yi ne “öldürüp yeniden diriltmiş, ne de yüzünü güldürmüştür.  Baba Esat’ın yapısal reformlarına rağmen, ülke kalkınma yarışında geri kalmış, komşuları ile uzun yıllar dostluk ve işbirliği yerine hep uzlaşmazlıklar yaşamıştır. Suriye’yi dünya hala, en çok Mısır ile denediği başarısız Birleşik Arap Cumhuriyeti; çeşitli cephelerde, İsrail ile yaptığı savaşlar; Irak işgali sırasında, ABD ile düştüğü siyasi gerginlik sonucunda İran gibi şer ekseni olarak ilan edilmesi ve nihayet 2005 yılına kadar sürdürdüğü Lübnan işgali ile hatırlar.

Bir Hatalar Manzumesi

Bir zamanlar özel girişim ruhunun oldukça güçlü olduğu bir ülke olan Suriye, 1970 li ve 80 li yıllarda izlenen tüm “infitah” (dışa açılma-liberalleşme) politikalarına rağmen kamu sektörü ağırlıklı bir ülke özelliğini bugüne kadar korumuştur. Gerek baba, gerekse görevi 2000 yılında devralan oğul Esat, Suriye halkına ekonomik ve sosyal yeniden yapılanmayı, kamu eli yapacaklarını taahhüt etmişlerdir. Ama bunu hiçbir zaman hakkıyla yerine getiremediler.

Suriye, halen orta gelir düzeyli bir ülke. Ekonomisi tarım ve petrol ağırlıklı.  Ancak, iyi çalışmayan verimsiz kamu sektörü, üretimi azalan petrol, kuraklık nedeni ile özellikle 2008 den bu yana verimi düşen tarım, artan dış ticaret açıkları, yaygın yolsuzluklar, güçsüz piyasalar ülkenin temel açmazları...  Uzun yıllar süren dış ekonomik yaptırımlar da Suriye ekonomisinin belini bükmüştür. Suriye’nin toplam nüfusu 22 milyon. Ancak bunun %30 u 35 yaş, %40 ise 15 yaş altında. Tarımdan kopan işgücü ve yeterince hızlı gelişmeyen tarım dışı iş imkânları nedeni ile işsizlik, işsizlikle birlikte gelen geçim zorlukları, Suriye’de, toplumsal huzursuzlukları artık patlama noktasına getirmiş durumda. 

Son yıllarda Beş’ar Esat yönetimi bazı reform atılımları yapmış olsa bile bu önlemler halkın genel ihtiyaçlarına derman olamadı. Evet, Şam Borsası 2009 da açıldı. Ama bunun fakirleşen, işsiz halka bir faydası yok. Hatta gübre ve akaryakıt fiyatlarının yükselmesi halkı daha da kızdırdı.  Esat, özel sektörü güçlendirici başka atılımlar da yaptı. İkisi İslami olan 13 yeni özel banka açıldı. Döviz transferleri kolaylaştırıldı.  Ancak bu kime yaradı? Bir avuç ayrıcalıklı insana…  Suriye’li, artık kısa dönemli sorunların uzun dönemde çözümlenebileceği umudunu yitirdi. Yüksek işsizlik, yüksek enflasyon, kıtlıklar gibi alışılmış sorunlara, bir de tarım topraklarındaki bozulma, su kirliliği gibi çevresel sorunlar ekledi. Açıkçası, Göz Doktoru Esat,  göz doldurmasına doldurdu.  Ama gönülleri fethedemedi. Baskıcı rejim insanları iyice bunalttı. İşin en önemli tarafı, insanların sorunları algılayış biçimi değişti.  Aslında oldukça renkli bir etnik, kültürel ve dini mozaik’e sahip olan ülkede, ezici Sünni çoğunluğun, Nusayri bir azınlık tarafından yönetiliyor olması,  sıkıntılar içinde kıvranan Suriye’yi, Orta Doğu’yu sarsan siyasi anafora sokuverdi.

Şimdi Suriye’deki patlamaları,  uzun bir zamandan beri verilen ama yerine getirilmeyen sözlerin yarattığı birikimli tepkiler olarak değerlendirilmek gerek. Toplumsal başkaldırı fırtınası Magrip’den Maşrık’a hızla ilerleyip, Şam’a, Der’a’ya, Humus, hatta liman şehirleri Banyas ve Lazikiye’ye ulaştı.  Bakalım bu toplumsal baskıya Beş’ar Esat ne kadar dayanacak?

Türkiye – Suriye İlişkilerinde Nerden? Nereye

Biz Suriye’yi belki en fazla, 1939'da Fransa ile yapılan bir anlaşma ile vatan parçası haline gelen Hatay üzerinde, uzun yıllar iddia ettiği hak ile hatırlarız. Soğuk savaş yılları boyunca süren Hatay duyarlılığı yanı sıra, Suriye’nin sınırlarını Konya ovasına kadar genişlettiği, mutasavver  “Bereketli Hilal” haritaları Türkiye’yi hep rahatsız ederdi.  Bu ülkenin totaliter yönetimleri,1990 lı yılların sonuna kadar, aşamadıkları yapısal sorunları örtbas etmek ve hoşnutsuz halkı oyalamak için, Kuzeyden “az akan nehir suyu”, “suyu tutan baraj” veya elektrik üretimi sırasında “aşırı salınan su” iddialarını kullanır ve her platformda Türkiye’ye çatarlardı. Sürtüşmeler iyi ilişkileri engeldi. O yıllarda Suriye’nin Türkiye’ye yaptığı en önemli ihracat terör ve siyasi istikrarsızlık olmuştur. Beka’a vadisinden mayınları aşarak az terörist gelmedi ülkemize...  Gergin ilişkilerden Suriye de kaybetti, bize de 1990 lı yılları kaybettirdi.

2000 yılında iktidara gelen Beş’ar Esat ile birlikte Suriye ile ilişkilerimiz özellikle 2004 den itibaren normalleşmeye başladı. Sorunlu komşu Suriye, nihayet Türkiye ile olan ilişkilerini, işbirliğinin olumlu rüzgârına bırakmaya başladı. Türkiye-Suriye ticareti hacmi, hala sadece 2,3 milyar dolar. Ama artık alt yapı, su, elektrifikasyon, karayolu, demiryolu ve iletişim gibi alanlarda işbirliği yapıyoruz.  En önemlisi, dost ilişkiler sayesinde, Suriye’nin PKK terörüne desteği görünürde sıfırlandı. Öyle ki, sınırdaki mayınları bile temizleme kararı aldık ve 2 ülke arasında vize zorunluluğu kalktı. Böylece, Türkiye’nin en uzun sınırı çizilirken dikenli tellerle bölünmüş olan aileler, bayramları birlikte kutlamaya başladı. Nereden? Nereye geldik. Karşılıklı üst düzey ziyaret teatileri ve samimi yaklaşımların bu gelişmelerde elbette önemli payı var. Ama galiba Suriye’nin baskıcı rejimi de artık her komşu ile sürtüşmenin, halkını oyalamaya yetmediği bir noktaya geldi.  Türkiye, bir yere varamayan “Orta Doğu barış süreci” nde üstlenmeye gönüllü olduğu arabuluculuk rolü ile de Suriye’nin güvenini kazanmayı başardı.  Ama şimdi tam dostluğun tadını çıkaracakken, şu hale bakınız! Suriye isyan ve kargaşanın ülkesi oldu çıktı.

İcraat, Temkin  ve İtidal

Beş’ar Esat halkına hala daha fazla reform sözü veriyor. Ama bence geç kalındı. Siyasi reformlar belki tansiyonu biraz düşürür demek ham hayal olur. Yine de ne yapılacaksa ülkenin geleceği için yapılmalı. Esat’ı kurtarmak için değil. Önce gerekli yasal düzenlemelerden başlanmalı ve seçime gidileceği açıklanmalı. Bir de Suriye’ye acele sermaye girişi lazım ki, mali sorunları aşsınlar. Bunu da körfez ülkelerinin yapması iyi olur.  Bence barış sürecinde mali sorumluluğa talip olan Katar’a iş düşüyor. Sorunlu komşuya, sorumlu dostlar gerek.  Türkiye ise kurumsallaşmış dış politika anlayışı ile bence yakın komşusunun sorunlarını mesafeli olarak izlemeli. Kötü günde de, Türkiye’nin Suriye yatırımları ve ortak projeler devam etmeli. Ama o kadar. Bu, şu anda bu, en akil politika seçeneği olacaktır.

*Hizb-ül Baas (Vel baas’ü  baad el mevt- Öldükten sonra dirilme)

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC