Yunan Gerçeğini İyi Okumak
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Yayın Tarihi : 13.6.2016
Yunan Gerçeğini İyi Okumak
Giriş
Altı yüzyıllık Osmanlı İmparatorluğu dağıldıktan sonra geriye kalan komşulara baktığımızda halklar arasındaki ortak kültürel ve toplumsal davranışların en benzer olduğu ülke Yunanistan’dır. Yunanlıların bağımsızlığa giden mücadelesinin ateşini Kilise yakmıştır. Yunan isyanı papazlar tarafından başlatılmıştır. Kilisenin Türk düşmanlığı üzerinden Yunan milliyetçiliğini savunan bu tutumu bugün de aynen devam etmektedir. Çünkü İstanbul’u da içine alan Megali İdea (Büyük Ülkü) hala canlıdır ve yeni nesillere aktarılmaktadır. Girit dâhil tüm Ege adalarını ele geçirmesine rağmen Yunanistan’ın 1919’da Türkiye’ye saldırmasını ve yaptığı katliamları nasıl açıklamak gerekiyor?   Bu ideolojik ve doktrin görevi büyük ölçüde Yunan Kilisesi tarafından yapılmaktadır. Kilise bu gücünü, üniversite eğitimi hariç ilk ve orta eğitim üzerindeki tekel konumu ile yeni nesillere aktarmaktadır. Bu bağlamda Türk-Yunan ilişkilerini jeopolitik ve toplu durum şartlarını dikkate alan bir perspektifte değerlendirmek veya geleceğe yönelik somut projeler geliştirmek hemen hemen imkânsız gibidir.
 
Yunanlı politikacıların, akademisyenlerin, iş adamlarının, sosyal derneklerin Türk-Yunan ilişkilerinde; Yunan milliyetçilerinin fanatik davranışları veya toplumsal tepki nedeniyle belirli bir eşiği geçmesi mümkün değildir. Yunan milliyetçiliği etrafında oluşturulan Türk tehdidi, siestalı bir yaşam kültürüne sahip on bir milyonluk Yunan halkını bir arada tutmakta kullanılmaktadır. Bu olgu, 450 yıllık ortak yaşam kültürü, İkinci Dünya Savaşı’nda açlık, hastalık ve yoklukla boğuşan Yunan halkına yapılan Türk yardımlarına; acı, gözyaşı, hasret içeren Mübadele Hikâyelerine rağmen kırılamamıştır. Bir türlü istenen düzeye gelmeyen ve çok karışık alanlarda anlaşmazlıkları içeren Türk Yunan ilişkilerinin şifresi, kilisedir. Yunan Devleti bugün 189, Türkiye Cumhuriyeti 93 yaşındadır. Potansiyel ve hali hazır olanaklar açısından Türkiye Yunanistan’dan çok daha ileridedir. Ancak Yunanistan’ın siyasi gücü Türkiye’den çok daha fazladır. Bu güç, sahip olduğu açık ve gizli müttefikleri ile etkin Yunan diasporasından kaynaklanmaktadır. Avrupa kültürel ve felsefi kökleri nedeniyle Yunanistan’ı her zaman korumuştur. Ancak Rusya’yı tarihsel kökleri yönüyle ayrı bir yere koymak gerekiyor. Yunanistan zaman zaman en yakın müttefiklerini bile dışlayan tutumlar sergilemiştir. Ancak Rusya hiçbir zaman bunların içinde yer almamıştır.
 

Rus - Yunan İlişkilerinin Tarihsel Şifreleri

Osmanlı’yı çift cephede sıkıştırmak için Mora Rumlarını ilk ayaklandırma teşebbüsüne girişen ve 1821 isyanının kıvılcımını 50 sene önce çakan Ruslar olmuştur. Bu tarihi gerçek bugün de hiçbir şekilde bozulmayan ve gerilemeyen mükemmel Yunanistan–Rusya ilişkileri ile hala devam etmektedir. 1767-1774 Osmanlı Rus savaşında Ruslar altı cepheden hücuma geçtiler;
 
·  Kırım Yarımadasına
·  Kırım Dışında görevli Kırımlı süvari birliklerine
·  Gürcistan üzerinden Kafkaslara
·  Don ve Kafkasya arasındaki Taman Kalesi bölgesine
·  Dinyeper üzerinden Hotin Kalesi, Prut ve Tuna cephesine
 
·  Rus filosu ile Akdeniz’e gelerek Mora sahillerinde Rumları isyana teşvik ettiler
 
Osmanlıyı yönetenler beş cepheyi anladılar, ancak Baltık’tan kalkan Rus filosunun Mora’ya nasıl geldiğini anlamakta güçlük çektiler. Rus filosu Minorka Adası’na geldiği zaman Cezayir Beylerbeyi durumu tafsilatlı bir mektupla Patrona Hasan Bey’e bildirmişti. Hasan Bey de bu mektubu Sadaret kaymakamı Mehmet Paşa’ya aktarmıştı. Kubbe Altında toplanan vezirler bu meseleyi müzakereden sonra Rus filosunun Akdeniz’de hiçbir dayanak noktası olmadığından Türkiye sularına kadar gelemeyeceklerine kanaat getirmişlerdi.[1]Rusların Balkan Ortodokslarını Osmanlı aleyhine kullanma planı bu dönemde başladı.[2] Rus Çariçesi Katerina, aslen Makedonya halkından olup Petersburg topçu kumandanı ve bir Papazın oğlu Mavro Mihal’i bu iş için Mora’ya gönderdi. Mavro Mihal’in yanında yeteri kadar para, İncil’ler, Katerina’nın resimleri ve haçlar bulunmaktaydı. Mavro Mihal, Mora’da pek çok yer gezerek bütün papazları ve ileri gelen bazı Kalamatalıları yanına çekmeyi başardı. Rum ayaklanması projesinin amacı, Rusların Ortodoks mezhebi üzerinden Balkanlara ve Akdeniz’e inme projesiydi.  Bu durum Yunan isyanının neden kilise merkezli başlatıldığını ve bu gün de devam eden Yunan milliyetçiliğinin köklerinin Kilise tarafından atıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Rusya’nın diğer bir amacı da Ortodokslar üzerinde hegemonyan bir güç yaratarak İstanbul’daki Patrikhane’yi Osmanlı’nın kontrolünden kurtarmaktı.
 
Nitekim 1821’deki isyana destek veren Fener Patriği Patrikhanenin kapısında asılarak cezalandırılmıştır. Yunanistan’ı kilise kurmuştur. Yunan milliyetçiliği kilisenin korumasında hala devam etmektedir. Yunanistan anayasasının üçüncü maddesi gereğince bir din devletidir. Türkiye Cumhuriyeti ise Kuvayı milliye ideolojisi ile kurulmuş ve bugün evrenselliği herkesçe teslim edilen Kemalizm ideolojisi ile kurulmuştur.  Tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist bir temele oturtulmuştur. Her ülke kuruluş ideolojisi ve değerlerine bağlı kaldığı sürece varlığını devam ettirebilir. Başta ABD ve Avrupa ülkelerinin bu konuda ne kadar hassas bir uygulama içinde olduğu iç ve dış politikalarında açıkça görülmektedir. Bugüne kadar kilisenin koruyuculuğundaki Yunan milliyetçiliği dimdik ayakta durmaktadır. Kıbrıs ve dünyadaki bütün Yunanlılar Helenizm ve Megali İdea ’ya gönülden bağlıdırlar ve her fırsatta, her zeminde bunun açıkça propagandasını yapmaktadırlar. Ülkemizde ise başta Batı ve onların içerdeki uzantıları Kemalizm’i ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Mavro Mihal ile birlikte Hacı Murad takma adıyla faaliyet gösteren bir de Rus casusu bulunmaktaydı. Hacı Murad Türkçeyi mükemmel şekilde konuştuğu gibi Arapça ve Farsçası da ileri derecedeydi. Bu sayede Hacı Murad adlı casus Ege adalarını ve Rumeli’yi rahatlıkla dolaşmış ve Mora’ya gelip burada isyana en yatkın kitle olan Manyotları işlemeye başlamıştı. Mora’nın güneyinde Koron Körfezi’nin doğusunda bulunan Manya halkına Manyotlar denilmekteydi. II. Bayezid döneminde Osmanlı nüfuzu altına giren Manyotlar çoğu zaman korsanlıkla uğraşırlar ve zaman zaman Girit’e giden nakliye gemilerine zarar verirlerdi. Bu yüzden devletin kendilerinden hesap soracağı korkusuyla tedirginlerdi. İtalya’ya göçmek istemişler ancak bunu başaramamışlardı. Fazıl Ahmet Paşa Girit’i tam olarak ele geçirince bunlar da Edirne’ye heyet göndererek sulh olmak yollarını aradılar. Manyotların bu durumu Rusya tarafından suiistimal edilmeye uygundu. Katerina’ya rapor veren Mavro Mihal, Mora halkının isyana hazır olduğunu ve Rus filosunun Mora sahillerine gelmesinin yeterli olacağını bildirdi. Ruslar, Baltık Denizi’nde yapmış oldukları donanmayı İngilizlerin de desteği sayesinde Akdeniz’e geçirmeyi başarmışlardı. Yapılan plan gereğince iki ayrı filodan oluşan Rus donanması Çanakkale Boğazı’nı kapatarak Osmanlı donanmasının Akdeniz’e çıkmasını engelleyecek, sonra da Mora’dan Selanik’e varıncaya kadar büyük isyan başlatılacaktı.
 
Rusların 1. Filosu Mora sularına gelerek öncülerini ileri göndermişti. Burada hiç hesapta olmayan bir şey oldu: Asıl Rus filosu bir fırtına sebebiyle Manya limanına sığınmak zorunda kalmıştı. Manyalılar bunu kararlaştırdıkları isyan vaktinin geldiği şeklinde anlayarak isyanı başlattılar. Rus Amiral Aleksi Orlof da planını değiştirmeye mecbur kalarak karaya asker çıkardı. 50 bin Manyot’un bu isyanı kısa sürede genişledi. Zaten hazırlıklar çok önceden tamamlanmış, gerekli yerlere yeteri kadar silah ve mühimmat yığılmıştı. Yarımadada büyük bir katliam başlattılar. Kalamatalı Benaki başına topladığı 4 bin kadar Rum’a Rus asker elbisesi giydirerek Koron kuşatmasına katıldı. Koron’da bulunan Osmanlı askerleri ve Müslüman halk bu saldırıya iki ay direndiler. Kasabalardan kaçan Müslüman halk Mora’nın merkezi konumundaki Tripoliçe şehrine sığınmaya ve burada müdafaa tertibatı almaya başladılar.
 
Manyalı asiler ve Barkof kumandasındaki 400 kadar Rum, Mizistra kasabasını kuşattılar. Kasabada bulunan Müslümanlar karşı koyamayacaklarını anlayarak verilen söz üzerine teslim oldular. Ancak asiler verdikleri söze rağmen Mizistra halkının tamamını acımasızca kılıçtan geçirdiler. Küçük çocukları ve bebekleri minareden atarak bütün Mora’ya korku ve dehşet saldılar. Bu sırada Tripoliçe’ye yetişen Mora Seraskeri eski sadrazamlardan Muhsin zade Mehmet Paşa, yardımcı kuvvetlerin gelmesini bile beklemeden Tripoliçe’ye yardıma koştu. 10 bin kadar Türk, sayıları 20 bini bulan asileri yendi. Asiler 3 bin ölü bırakarak kaçtılar. 400 Rus askerinden kurtulan olmadı. Ancak Arkadya kasabasında kuşatılan Türk halkı bu kadar şanslı değildi. Üstün düşman karşısında teslim olmak zorunda kalan Arkadya halkı evlere doldurularak diri diri yakıldı. Patras şehrinde halk 19 gün sonunda susuzluktan teslim olmak üzere iken yardımcı kuvvetlerin gelip yetişmeleri üzerine kurtuldu. 30 bin kişi tarafından kuşatılan Modon kalesi 800 kişi tarafından kahramanca savunuldu ve 1770 yılı Mayıs ayına kadar dayandı. Çatalcalı Ali Ağa komutasındaki 7 bin kişilik Osmanlı ordusu düşmanın sayıca üstünlüğüne bakmayarak savaşa başladı. Modon kalesinden çıkan 300 fedai de yardım kuvvetlerine katılıp Rusları dağıtarak bir destan yazdılar. Osmanlı donanmasının Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Mora’ya gelmekte olduğunu duyan Ruslar Navarin kuşatmasını kaldırarak geri çekildiler. Ruslara güvenerek Osmanlılara saldıran asi Rumlar iyot gibi açıkta kalmışlardı. Bir kısmı Venediklilere ait İyon adalarına kaçarak canlarını kurtarabildiler. Kaçamayanlar ise Navarin önündeki Çıplak Ada’ya (Sfakleri) kaçıp orada telef olup gittiler. Navarin önüne gelen asiler, Rus kumandanı Aleksi Orlof’a: Bizi esaretten kurtarmayı vaat ederek isyan ettirdiniz; ondan vazgeçtik, şimdi bizi ölümden kurtarınız, başka bir şey istemiyoruz diyerek kaleye alınmaları için yalvarmışlardı. Ancak bu kadar kişinin kalede barındırılamayacağını anlayan Orlof bu insanları Türk intikamına bırakmakta tereddüt göstermemişti. Ruslar, Mora halkından istediği desteği bulamamışlardı. Mora halkı da aynı şekilde Rus yardımını yeterli bulmadı. Muhsinzade Mehmet Paşa, Çatalcalı Ali Paşa gibi gayretli komutanların emrinde bütün Mora Müslümanları kendilerini korumak için var güçleri ile çarpıştılar. Böylece 1768 Osmanlı Rus Savaşı sırasında Rusların kışkırtması ile başlayan Mora İsyanı günahsız Rum ve Türk halktan binlerce insanın ölmesine, binlerce insanın yerinden yurdundan olmasına sebep oldu.
 
Ancak Rus donanması Akdeniz’den çekilip gitmedi ve Çeşme Limanında Osmanlı donanmasını yakmayı ve Osmanlılara zor günler yaşatmayı başardı.

Tabii ki bunların da arkalarında İngiliz parmağı ve İngiliz Amirali Elfinston bulunmaktaydı.[3]
 

İkinci Yunan İsyanı

Aradan geçen 50 yıl boyunca Ruslar tarafından ateşlenen bağımsızlık fikirleri, giderek yeşerdi. Yunan - Rus dayanışması her alanda genişledi. 1814’de Odesa’da kurulan Filiki Eterya örgütü Megai İdea’nın temelini attı. Bağımsızlık öncesi Yunanlı gemiciler Rus bayrağı altında ticaret yaparak zenginleşmişler ve isyanı finanse edecek güce kavuşmuşlardır. İkinci Yunan isyanı 1820 sonlarında yeniden başladı. Osmanlı devleti sonuna kadar isyanı bastırmaya çalıştı. Ancak araya dönemim güçlü devletleri İngiltere, Fransa ve Rusya girdi. Bu üç devleti yönetenlerin hepsi Yunan hayranıydı ve köklerinin Yunan medeniyet ve kültürüne dayandığına inanıyorlardı. Oysaki Osmanlı idaresindeki Rumların, aynı topraklarda yaşamasının dışında bu eski Yunan kültürü ile fazla ilgisi yoktu. İnanç farklılığı dışında gerek Anadolu’daki gerekse Yunanistan ve Adalardaki Türkler ve Rumlar 450 yıl boyunca kendi yarattıkları ortak kültür içinde alaşım haline gelmişlerdi. Din farkına rağmen, birbirlerinin bayramlarını kutlayacak kadar da birbirlerine yakındılar. 20. Yüzyılın başında Girit’ten Rodos’a gönderilen Türkleri, Rodoslu Türkler bile tanımakta ve kabul etmekte zorlandı. Onları ancak din farklılığı ile ayırabilirlerdi ve de öyle yaptılar.
 
Nihayet Yunanistan, Osmanlı donanmasının 1827’de Rus, Fransız ve İngiliz müşterek donanması tarafından Navarin’de yok edilmesinden üç yıl sonra bağımsızlığına kavuştu. Soğuk Savaş döneminde Rusya’nın NATO ülkeleri içinde ilişkilerinin en iyi olduğu ülke Yunanistan ve Makarios’un Kıbrıs’ı olmuştur. Çünkü Yunanlılar, Rusya’nın Yunanistan’ın kuruluşundaki yardım ve desteğini unutmamışlardır. Bu minnet hissini her alanda canlı tutmakta ve yeni nesillere aktarmaktadırlar. Biz ise Kurtuluş Savaşı’nda Rusya’nın Türkiye’ye yaptığı yardımların karşılığını verebildik mi? Atatürk bu yardım ve desteğin önemini şöyle vurgulamıştı: Türk halkı Sovyet Rusya’nın hiçbir çıkar gözetmeden, kendisine gösterdiği yardımı hiçbir zaman unutmayacaktır… Biz Rusya ile dostuz. Rusya herkesten önce bizi ve milli haklarımızı tanıdı, bize saygı gösterdi. Bu koşullar altında Rusya, bugün olduğu gibi yarın da ve her zaman Türkiye’nin dostluğuna güvenebilir. [4]Atatürk’ün yokluğunda, Almanya’dan korkarak İkinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın yanında yer almayı beceremedik. Rusya’nın güvenini kaybettik. Böylece yeniden emperyalizmin kucağına düştük. Oysa NATO ve AB üyesi Yunanistan bulunduğu ittifakların ortak kararlarına rağmen Rusya’ya karşı hiçbir zaman olumsuz bir ittifakın içinde olmadı. Böylece yüksek bir vefa örneği gösterdi ve göstermeye devam etmektedir.
 

Bugünkü Yunanistan

Günümüze gelince Yunanistan’ın Türkiye ile olan ilişkilerinde tarihsel perspektiften ve tutumdan bir sapma görülmemektedir. Türkiye’ye karşı açık ve dolaylı olarak terör örgütlerini desteklemektedir. Ege Sorunu başta olmak üzere hiçbir sorunun çözümü yönünde bir görüşme ve uzlaşmaya gitmekten kaçınmaktadır. Ayrıca aidiyeti belirsiz adalar sorununda aktif bir tutumla fiili durumlar yaratmıştır. Türkiye-Yunanistan arasındaki sorunların, Kıbrıs dâhil bölgedeki dinamik gelişmeler nedeniyle düzelmesi veya çözülmesi beklenmemelidir. Yunanistan’ın ancak zorunlu ekonomik çıkarlar veya dış baskı ile Türkiye ile işbirliği yapacağını söylemek abartı olmayacaktır. Tekrar etmek gerekirse Yunan eğitim sistemi Türk düşmanlığı ve korkusu üzerine bina edilmiştir. Bunun en büyük nedeni eğitim sisteminin kilisenin etkisinden kurtulamamasıdır. Aslında 450 yıllık ortak yaşam kültürü Türk ve Yunan halklarını sıkıca birbirine bağlamaktadır. Bu bağlantının dünyanın hiçbir yerinde benzerini görmek pek mümkün değildir. Ancak Kilise ve politikacılar ile küresel güçler bu tarihi bağlantıyı koparmaya çalışmaktadır. Aslında jeopolitik bilimi açısından federal bir birleşik devlet olması gereken Türkiye ile Yunanistan’ın neden böyle bir konuyu tartışmadıkları da ayrı bir inceleme konusudur. Federal Kıbrıs ile birlikte Konfedere bir Türkiye-Yunanistan neden olmasın?
 
Dr. Nejat Tarakçı, Jeopolitikçi ve Stratejist
ntarakci@gmail.com

Haziran 2016, İzmir
 
 

[1] Fevzi Kurtoğlu, 1768-1774 Türk – Rus Harbinde Akdeniz Harekâtı ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa 366 sayılı Deniz Mecmuasının tarihi ilavesi Deniz Matbaası 1942 s.7
[2] Fevzi Kurtoğlu s. 5

[3] Yılmaz Kurt, Mora İsyanından Ders Çıkarmak 8 Eylül 2015; http://sonsoz.com.tr/mora-isyanindan-ders-cikarmak/

[4] Semyon İvanoviç Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları, İş Bankası Yayınları 2008 s. 146-147
İlgili Döküman İçin Tıklayın
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC