3. Uluslararası Türk - Asya Kongresi Başkan Şensoy’un Açılış Konuşması
Süleyman ŞENSOY
Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı / Chairman
Yayın Tarihi : 21.6.2011
3. Uluslararası Türk - Asya Kongresi Başkan Şensoy’un Açılış Konuşması

3. Uluslararası Türk - Asya Kongresi | TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’un Açılış Konuşması | 20.05.2008, İstanbul

 

Dünya'da Dengelerin Değişimi Çin-Hindistan ve Rusya'yı Merkez Alıyor


Kongremizin içeriğine değinmeden önce TASAM’ın bu konuda gerçekleştirdiği çalışmalarından bahsetmek istiyorum. TASAM, Uluslararası Türk Asya Kongrelerini periyodik olarak her yıl belli bir tema üzerine gerçekleştirmektedir. Böylece, Türkiye ve Asya ülkelerini temsil eden yatırımcıların, politik karar alıcıların, meslek kuruluşlarının ve bilim adamlarının etkileşime girmesine ve karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesine hizmet etmeyi amaçlamaktayız.

Bu amaçtan hareketle, 25-26 Mayıs 2006 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz I. Uluslararası Türk Asya Kongresi’nde, Türkiye ile Asya ülkeleri arasındaki iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel ilişkiler ile ilgili konular, uzman yerli ve yabancı akademisyenler tarafından ayrıntılı bir biçimde tartışılmış ve sonuçları bir kitap haline getirilmiştir. II. Uluslararası Türk Asya Kongresi, 23-25 Mayıs 2007 tarihlerinde, “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma” ana temasıyla gerçekleştirildi.

Bugün burada, Çin, Hindistan ve Rusya olmak üzere üç ülkeyi merkez alacak ve Asya’da güvenlik, ekonomi ve enerji alanlarında stratejik işbirliği olanaklarını birlikte masaya yatıracağız. Kongrenin, bugüne dek Çin, Hindistan ve Rusya’nın Asya kıtasındaki stratejik açılımlarını ve etki unsurlarını konu alan ilk kongre olma özelliğine sahip olduğunu belirtmek isterim.

Bilindiği üzere, Asya Kıtası, yüzyıllar boyunca Pasifik’ten Atlantik’e, Kuzey Denizi’nden Hindistan Altkıtası’na kadar oldukça önemli bir jeostratejik ve ekonomik alan olarak varlığını sürdürmüştür. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin uluslararası sistemde meydana getirdiği değişim sürecine paralel olarak, Asya-Pasifik Bölgesinin güvenlik ve barış stratejileri de ciddi ölçüde farklılaşmıştır. Bölgedeki güç dengelerinin enerji, nüfus artışı, ekonomik büyümenin getirdiği pazar ve ileri teknoloji mücadelesi, aktörlerin güven ve istikrar arayışlarını körükleyerek silahlanma ve savunma ittifaklarını güçlendirme eğilimlerini ön plana çıkarmaktadır.

Bu durum bir yandan kitle imha silahlarının yayılması eğilimini tırmandırırken, diğer taraftan da bölgede Çin-Hindistan-Japonya-ABD-Rusya arasındaki güvenlik dengelerinin mevcut parametrelerinde de yeni açılımlara yol açmıştır.

Unutmamalıyız ki; Çin hızla büyüyen bir ekonomiye sahip. Rusya, Soğuk Savaş’ın ardından yeniden yapılanarak yükselişini sürdürmektedir. Hindistan, 21. yüzyılın “bilgi” yüzyılı olacağını öngören bir ülke ve ciddi anlamda enformasyon teknolojilerine yatırım yapmakta.

Asya Kıtasının, özellikle bu üç ülke ekseninde, gelecekte de yükselen siyasi ve ekonomik gücü ile önemli bir konuma sahip olmayı sürdüreceğini düşünüyorum. Bu nedenle, Türkiye’nin küreselleşme sürecini yakından izlemesi ve bu ülkeler ile geliştirilecek ilişkilerin yönünü ve stratejisini iyi belirlenmesi gerekmektedir.

Ülkemiz, Asya’yı fırsat alanı olarak görmeli; bölgeyi yeniden tanımlayan dinamiklerden güvenlik, ekonomi ve enerji alanlarında ortak paydaşlar çıkarmalı ve işbirliği olanaklarını geliştirmelidir. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kavşak noktasındaki Türkiye, küreselleşmenin etkilerine maruz kalmaktan çok, onu, en azından etkileyen bir ülke olmalıdır.

Türkiye, 21. yüzyıla girdiğimiz bu dönemde geçmişin klasik anlayışını bir tarafa bırakarak siyasetçilerine, iş adamlarına, akademisyenlerine, sanatçılarına ve yeni yetişen nesillerine dış dünyaya açılmaları konusunda ciddi destek vermek durumundadır. Kuşkusuz dışa yönelik açılımların gerekliliği kadar yurtdışından da içe doğru bir çekim gücü oluşturulması da kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Kuşkusuz Asya Kıtası’nın kendine özgü koşulları, Avrupa Birliği örneğindeki gibi ekonomik ve politik bir entegrasyonu imkansız kılmaktadır. Ancak bu durum, Kıta’nın aktörleri arasında işbirliği temelinde karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesine engel değildir.

Bölgenin bir parçası olan Türkiye için Asya’daki tüm oluşumlar önem arz etmektedir. Bu nedenle, var olan veya oluşacak siyasal, sosyo-ekonomik ve kültürel açılımları değerlendirmek ve geleceğe yönelik yeni bir vizyon geliştirmek ülkemiz açısından öncelikli gaye olmalıdır.

III. Uluslararası Türk - Asya Kongresi’nin, küresel güç mücadelesi ve Asya jeopolitiği bağlamında Çin, Hindistan ve Rusya’daki mevcut potansiyeller dikkate alınarak, Türkiye ile yeni işbirliği alanları ve işbirliği biçimlerinin neler olabileceğinin somut olarak ortaya konulması ve geleceğe yönelik bir perspektif çizilmesi noktasında yararlı olacağı kanaatindeyim.

Sözlerime son vermeden önce, III. Uluslararası Türk Asya Kongresi’ne katılımınızdan ötürü teşekkür eder; bu kongrenin karşılıklı uzlaşıyla, tüm katılımcılar açısından verimli çıktıların oluşmasına vesile olmasını dilerim.

Saygılarımla...

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC