OIC İstanbul Toplantısı ve Türkiye için Taşıdığı Önem
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 18.4.2016
OIC İstanbul Toplantısı ve Türkiye için Taşıdığı Önem
1969’dan bu yana faaliyet gösteren İslam İşbirliği Teşkilatı’ nın (OIC) 13. toplantısı geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yapıldı.  Toplantının ana teması  OIC nin  2016-2025 dönemi için benimseyeceği program ve bu programların uygulanması için gereken faaliyet planları üzerinde uzlaşmaktı. Mezkur dönem için öncelikli konuların başında yine Filistin tebarüz etti. Elbette İsrail’in fuzuli ve gayri hukuki işgali konusuna değinildi. Kudüs’ün statüsü(El Kuds El Şerif) bu kapsamda ele alınan bir başka konu başlığı olmasına rağmen, konuşulanlar, belirlenen zaman aralığında ve 9 yıllık bir vizyon ile nasıl bir fark yaratacak pek anlaşılamadı.

“ Adalet ve Barış için Birlik ve Dayanışma” (Unity and Solidarity for Justice and Peace)
 Bu kapsamı geniş alt başlık, esas itibarı ile Suriye, Yemen, Libya, Afganistan, Somali, Mali, Jammu ve Keşmir, Bosna ve Ermenistan-Dağlık Karabağ gibi güvenlik sorunları kangrenleşmiş üyelerin durumuna ilişkin ayrıntıları ele almak amacını gütmekteydi. Ama her bir ülkenin farklı durumu, yaşanan krizlerin süresi ve çözüm süreçlerinin farklı farklı oluşu, bir ortak zeminde buluşmayı yine engelledi. Öyle ya Bosna krizini ne kadar çözüldü ise ABD çözmüştü. Oysa Bosna’ya yakın bir gelecekte  bir yer yok. Libya krizini, Amerika yan cebine koydu. İspanyol Bernardino  Leon hala uğraşıyor. Filistin meselesine Oslo mu taraf, Washington mu belli değil ama çözümsüzlük hala ortada. Suriye, Rusya’nın insiyatifinde, İran’ın yedeğinde. Bütün bu farklı krizlerin çözümü  için yapılacak maddi yardım ve verilecek (lafzi)manevi destekten öte, işin  ruhani vechesi  bence “olmayacak duaya Amin” den öteye yine gidemedi.

Terör ile Mücadele Ne kadar Ön Plana Çıktı?                   
Tabii DAİŞ muacelet kesbetmiş bir sorundu. Ama toplantı eğer Türkiye’de olmasa hatır için  PKK ve PYD konularına girilir miydi bilemiyorum. Bence daha da önemlisi, 13. OIC toplantısında, ne bu yaygın ve yayılmacı terörün  nedeni, ne menşei ve amacı, ne de bunca terörist ve terörist çetenin neden Orta Doğu, Kuzey ve Sahra altı  Afrika’dan  çıktığı konuları üzerinde durmaya pek vakit oldu.

 Elbette hayasız akını durmak bilmeyen kanlı terörün, İslam dini ile özdeşleştirilmemesi gerektiği haklı vurgusu tekrarlandı. Sadre şifa olacak mı? Bilemiyorum. Ama Türkiye’nin OIC içinde bir anti terör birimi kurulması önerisi içi doldurulur ve terörü önlemeye yardımcı olursa faydalı olacak bir öneri olarak tebarüz etti. Hele bu Türkiye’nin dönem başkanlığı süresinde terörün azalmasına vesile olursa gerçekten anlamlı ve faydalı olur. Yok bu birim sadece terör uzmanlarının, masa başı tartışmalarından ve bir yerden bir başka yere tebliğ sunmak için yapacakları seyahatlerden ibaret kalırsa ne kadar işe yarar bilemem. İstihbarat zafiyetlerinin önlenmesi için gerekli tedbirler zaten OIC nin işi değil. Sadece telkin ve teklif geliştirebilir belki o kadar.
     
Fotograf’ların  Görünümü ve Ruhu Farklı
Aile fotografındaki eksik yüzler bence önemliydi. Haydi El Sisi gelmedi. Ama ya Ürdün  Kralı Abdullah niye orada değildi? Mutlaka bir mazereti vardı. Özellikle göçmen ve mülteci konularına zaman ve mesai harcanan bir platform İstanbul’da yakalanmışken, cesametine göre büyük bir göçmen ve mülteci akınına muhatap olan Ürdün’ün kral düzeyinde temsil edilmemesi bence fotografın ruhunu biraz zedeledi. Fotograftaki yüzler asıktı. Özellikle arka sıralarda duran delegasyon, sanki hakikaten geri plandaymış gibiydi. Her üç yılda bir toplanan zirvede kaç resim değişiyor tahmin edemiyorum. Ama asıl gündem değiştirecek olan yeni simalardan yeni öneriler anlaşılan pek gelemiyor.

İran ile OIC İlişkileri
İran artık her platform’da yer almaya çalışıyor ve bunu iyi yapıyor. Ama ev sahibi Türkiye, zirve’den İran’ın Suriye rejim desteğini tel’in eden bir bildiri taslağı çıkmasını elgelleyemedi. İran Dışişleri bakanı Cevat Zarif, bu İran ve Lübnan Hizbullah’ı karşıtı taslağa pek içerledi. Suriye, Yemen, Bahreyn ve  Somali’deki tüm olaylardan hakikaten sadece İran mı sorumluydu? Ne bu, ne de Suudi Arabistan ve Katar’ın tutumu tartışmaya pek açık olmadığı gibi, karşılıklı suçlamalar da işbirliği niyetinin üzerindeki kara gölgeyi bir kez daha gözler önüne serdi. Tabii Suudi Arabistan ile İran  ilişkilerinin yumuşamasını da bir tek bu zirveden beklemek zaten haksızlık olurdu.

Türkiye ve İran için Daha Parlak bir Ortak Gelecek Var mı?
İran ile ortak ekonomik projelere girmek, İran’ın uzun zamandır onarım görmeyen alt yapısını ıslah etmek için pey vermek, kurulacak köprüleri mümkün olduğu kadar yasal zeminlere oturtacak mali ve finansal önlemleri harekete geçirmek Türkiye için olduğu kadar İran için de önemli. Zaten her iki ülke de bundan önce çeşitli düzeylerde başlatılıp yürütülen girişimleri, bu defa İslam İşbirliği Teşkilatı(OIC) nın  dini kılıfı içinde ve duaların kutsaması ile tekrarlamak istemiş olabilir. Ama bu açıdan bab ül harabat-ül İran’da, onlarca AB ve dünya ülkesi beklerken Türkiye için büyük beklentilere girmek gerçekçi olmaz.

İyi Bazargan’lık Nereye Kadar?
Türkiye yaptırımlar altındaki İran ile de ilişkileri iyi tutmaya, hatta birkaç yıldır hem ticareti, hem siyaseti geliştirmeye çalışan bir ülke olarak zirvede İran ile ilgili olarak esen sert rüzgarlardan sorumlu tutulamaz. Ama Katar ve Suudi Arabistan ekseninde kaldığı sürece, İran ile ilişkileri de ancak İran’ın istediği kadar ileriye götürebilir. İran Türkiye’ye pek güvenmez. Duygular da hemen karşılık bulur. Neyse ki Rıza Zahrab ile ilgili pis işi şimdilik Amerika üstlendi. İran da şimdilik o kartı, Türkiye’ye karşı pek kullanmıyor gibi gözüküyor.Tabii o da iyi bir bazargan. Nasıl dostluk başka ticaret başkaysa, sürtüşme başka ticaret başka da olabilir. Tabii bunun mümkünatı varsa.
 
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC