Suriye’nin Vekâletçi Etkileri
Altan ÇETİN
Prof. Dr. Altan ÇETİN
Yayın Tarihi : 21.3.2016
Suriye’nin Vekâletçi Etkileri
Küçük çocuk televizyonda izlediği bombalama olayını anlayamadı. Hele de bir kanalda olayın faillerini barış ve savaş karşıtlığı ile müdafaa edenleri görünce şaşkınlığı iyice arttı. Çünkü güzel ülkesinde polis amcalar ve asker abiler şehit oluyordu, peki, ama neden? Babalarının ardından ağlayan küçük çocuklar görüyordu, yine anlam veremeden. “Suriye” diye bir yerden bahsediyordu büyükler ve “bombalar oradan geliyormuş” diyorlardı. Ve barış sevici diğer bir grup büyük de “asker ve polisin” katliam yaptığını anlatıyordu hararetle. Ve Küçük Çocuk, iyice bunaldığı bir gün Kızılay’da patlayan bombanın sesini duydu.
Yahu bu ülkede neler oluyordu yine?
*
Arap Baharı ile başlayan süreçte Suriye’de başlayan yangının Türkiye’ye sıçrayan alevlerini izlemeye devam ediyoruz. Sivrisinekler sınır tanımadan geziniyor topraklarımızda. Bataklıkta ise bin türlü yılan ve çıyan kol geziyor. Ve Suriye’de ortaya çıkan IŞİD ve PYD gibi unsurların terörize ettiği bölge terörist yetişmesi ve silah temini açısından tıpkı Irak’ın Kuzey’inde olduğu gibi jeopolitik bir risk oluşturmaya devam ediyor. İstikrarsızlaşan, kaosla çöken sistem buradan ülkemize ateş ve kan ithaline devam ediyor.

Beşşar Esed’in kendisini rahata erdirmek için uyguladığı en büyük taktik bizimle arasına sosyolojik duvarlar örmekti. IŞİD ve YPG bu manada Şam’a giden yolda birer stratejik duvar gibi peyderpey ortaya çıkarıldılar. Bunun ötesinde stratejinin diğer ayağı ise şiddetin sınırlarımız içine itilerek Türkiye’ye malum dış politikası nedeniyle bedel ödetmekti. Bu, bölgenin bir bataklığa dönmesinin ilk aşamasını teşkil ediyordu. Bu aslında oradaki etnik vekâletçilerin de ilk palazlanma devresiydi.

Bu bedel ödetilirken Türkiye’nin Rusya, İran ve hatta ABD ile yaşadığı gerginlikler de oradaki yapının oluşmasında ve güçlenmesinde etkili oluyordu. Sahada müttefik veya muarız görünen tüm güçler IŞİD terörünü bahane ederek orada YPG terörünü güçlendirdiler. Bütün bu süreçteki itirazlarımızda namlunun bize doğru dönmesine yol açtı. İsrail’in bu gelişmelerin neresinde durduğu ise cevap bekleyen diğer bir soru. Dış Politikamızın vaki açılımları bölgedeki fay hatları ve kırılganlık ihtimali olan tüm hamlelerin ülkemize yönelmesinde saik olarak bir bahane zemini teşkil ediyor görüntüsü var.

Kobani denilen Aynu’l-Arab’ta yaşanan süreci okumada gösterdiğimiz körlük ne yazık ki oraya Irak’tan geçen peşmerge destekli bir güç akımı ile orada bir Kuvva-i Milliye hareketi izlenimi oluşturdu. Sonuçta IŞİD’i bertaraf eden kahraman güçler bölgede bir etnik boşaltma ve yayılma stratejisine başladılar. Bu bölgenin bataklıklaşma sürecinin ikinci aşamasını oluşturdu. Bu noktada etnik vekâletçiler artık bölge hâkimiyetini müttefiklerimiz ve muarızlarımız desteğinde güçlendirerek devam ettiler. Şu an da Kobani’den bize selam yolluyorlar.
Bu gelişmelerin öncelikli saiklerinden biri şüphesiz Suriye’nin Kuzey’inde yaşananlara konulan tepkidir. Burada oluşan de facto süreç tepkilerimize karşı çirkin yüzünü göstermeye devam ediyor. Bu cümleden YPG ve IŞİD temalı terör faaliyetleri sırayla Ankara ve İstanbul’da yüzünü göstermeye devam ediyor.

Rusya ile yaşanan uçak olayı da Rusya’nın beklediğini gördüğümüz fırsatı eline verdi. Türkmenlere karşı olan acımasız saldırılar ve PYD’ye sağlanan açık destekle Putin Suriye’deki stratejik hamlelerini gerçekleştirmeye çalıştı ve çalışıyor. İstediği üsleri alan ve Suriye’nin geleceğindeki yerini sağlamlaştırdığını düşünen Rusya kuzeyde PYD ile sağladığı hamleler ile de meselenin gizli gündemlerinden birinin gerçekleşmesine de katkısını sağladı. Bu cümleden bölgedeki bazı düzenlemeler konusunda Türkiye’nin tavırlarına bu iç bombalar yoluyla düzen verilmeye çalışılıyor sorusu da akıllarda caridir.

Bu arada Türkiye’nin içeride yürüttüğü güvenlik operasyonlarına bir cevap olarak terör kendisini masumların üstüne boşaltmaya devam ediyor. Bu süreçte yaşanan iç terör hem Suriye’den dikkatlerimizi biraz içeri döndürüyor, hem Suriye’nin kaderinin belirlendiği günlerde bizi kendi iç işleriyle baş başa kalma durumunda bırakıyor, hem de terör şehitlerimize dair tepkimiz biraz daha sönükleşiyor. Burada akla acaba burada Türkiye’ye bu bombalarla bölgede bazı yeni düzenlemeler veya yapılması istenenler dayatılmak mı isteniyor sorusa geliyor. Yani anlaşılan bir taşla birkaç kuş vurulmaya devam ediliyor.

Bugün iki temel sonuç karşımızda: Türkiye’de patlayan bombalar ve Suriye’nin kuzeyinde var edilen federatif görüntü. Değişik zamanlarda yaşanan terör olayları ya etnik bir hedefi ya askeri bir hedefi ya da masum hedefleri gündemine alıyor; lakin arkasından çıkan yer Suriye ve azmettiriciler ise bölge ve küre bazındaki tüm tartışmalı olduğumuz çevrelerin vekâletçisi PKK/PYD ve IŞİD. Hülasa tüm olaylar gerek Türkiye’nin içinde vaki operasyonlar gerekse de bölgede gerçekleşen hadiselere karşı duruşumuzla alakalıdır. Bölgede etki alanını genişleterek hedeflerine varmak isteyen tüm güçler kırılganlıklar üzerinden kaosa oynamaktalar. Korku ile sindirilmek istenen Türk toplumu da bir nefret ideolojisinin hedefi haline getirilmek istenmektedir. PYD ve IŞİD benzeri vekâletçilere gördürülen bir operasyon, bir hibrit savaş devam ediyor.

Arap Baharının son kaynayan kazanı sınırlarımızda mülteciler, terör, istikrarsızlık ile kendisini hissettirmeye devam ediyor. Buna karşı sosyolojik, askeri ve stratejik tedbirleri elden geçirip, gerekiyorsa yenilerini ekleyip bu bataklığın kuruması için gerekenler için çaba sarf etmeye devam gerekiyor.

Küçük çocuk terörün adını öğreniyordu, korkuyu hissediyordu ve yüreğinde birilerine karşı katılaşan adını koyamadığı bir şeyleri fark ediyordu. Sahi neydi bu?
 
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC