Büyümenin Kalitesi ve bir Çin Gerçeği

Yorum

Dışarıya yavaş yavaş, ABD nin uzattığı dostluk elini tutarak ve Pingpong turnuvaları ile 1970 li yıllardan itibaren açılmaya başlayan Çin, o tarihlerden sonra büyüme rekorları kırmaya başlamıştı....

Dışarıya yavaş yavaş, ABD'nin uzattığı dostluk elini tutarak ve Pingpong turnuvaları ile 1970'li yıllardan itibaren açılmaya başlayan Çin, o tarihlerden sonra büyüme rekorları  kırmaya başlamıştı. İki petrol krizi arasına sıkışıp kalmış dünyanın dudağı,  Çin’in 1978 yılında %11.6 ile büyüdüğünü duyunca uçuklamış, “uyuyan dev uyanıyor”, o tarihte bazı endişeleri peşine takan bir slogan olmuştu.

Çin Milli Muhasebe Sisteminde Revizyon
Çin, Batı’nın çok ciddiye aldığı büyüme meselesini, 1985 yılından itibaren ciddi ciddi takibe aldı. 1985 yılı işte bu açıdan Çin devlet konseyinin, milli gelir hesaplamalarını ve milli gelir muhasebesini özenle hazırlamaya başladığı yıl olarak bir milad olmuştur. Planlı dev ekonomi, artık beşer yıllık planlarla yönetilmeye, 1985 yılında başladı. 1984 yılında Çin’in  ekonomik büyümesi %15.2 iken,  1985 de, ilan edilen büyüme %13.5 olmuştu. Sistem değişikliğinin gerçekleri daha fazla yansıttığı düşünüldü. Ama rekor, yine rekordu. Henüz içi tam olarak görülmeyen ülkede ne olup bittiğini pek az kimse biliyor ve anlıyordu. Ama Çin mutlaka bir dönüşüm yaşıyordu.Büyük yürüyüşünü, bu defa büyük sanayileşme hamlesine aktarmıştı.

1992 yılında olan olmuş Sovyetler Birliği artık tarihe karışmıştı. Değişim rüzgarlarından Çin’de ilk nasibini alan yine milli gelir muhasebesi tekniği oldu. Sovyet sistemi rafa kalktı ve Batı yöntemleri benimsendi.  Belki 1990 yılında %3.8 gibi fevkalade düşük çıkan büyüme, Çin’i yeniden düşünmeye zorlamıştı. Ne hikmetse 1994'de büyüme birdenbire %36.4 oldu. Ama 1999'da yine %6 civarına indi. Çin adeta çalkalanıyordu. Yahut rakamlar öyle söylüyordu. Öyle veya böyle,  1979 ile 2010 arasında geçen 31 yıllık süre içinde, Çin yılda ortalama %9.9 ile büyüdü. 2014 yılında 10.5 trilyon Dolar’lık (yaklaşık 64 trilyon Yuan) nominal milli hasılasıyla, dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelmişti.

Ne Başarıldı? Ne Başarılamadı?
Çin 1911 ile 1949 yılları arasında acılı sancılı bir dönem yaşadı. 350 yıllık hanedan çöktü ve ülkenin büyük coğrafyasında Sovyet benzeri bir kollektivist rejim uygulanmaya başlandı. Amaç, ülkedeki yabancı egemenliğine son vermek; Kötü muameleye uğrayan çiftçilere iyi bir yaşam sağlamak; Her türlü eşitsizliğe karşı mücadele etmek ve Çin’in modernleşmesini gerçekleştirmekti. Yarım yüzyılı aşan bir dönem içinde, önce yabancılar ülkeden çıktı. Onlar sonra yavaş yavaş bu defa yatırımlarla geri geleceklerdi. Sonra Çin  Vietnam ve Kore gibi komşu ülkelerde yabancı güç olarak kendini gösterdi. Hatta hatta uzanıp, Enver hoca’nın Arnavutluk’una, Mısır, Cezayir, Somali, Sudan ve Gine’ye askeri ve ekonomik ellerle dokundu. Eşitliği üniforma ve tek çocuk politikası ile vitrine koydu. Ama sistem zaten daha 1950'lerden itibaren,  yeni tip  hanedanlıklarla, yeni eşitsizlikleri getirmeye başlamıştı.

Köylülerin durumu  pek iyileşmedi. Hala Pearl Buck’ın “Mübarek Topraklar”(Sarı Esirler) romanındakinden bir arpa boyu yol alınmıştı. Ama çiftçiler büyük sanayileşme hamlesi ile tası tarağı toplayıp şehirlere göç etmeye başladılar. Daha 1970'lerden itibaren yeni bir yürüyüş başlamıştı. Kıyılara akın akın yürüyüp yerleştiler.
 
Ezilen Çiftçi, artık Ezilen İşçi mi Olmuştu?
Dünya Bankası raporlarına göre, Çin’in kişi başına gelir değeri, 1960 yılında 874 Dolar’dan  2014 de 3900 Dolar’a yükselmiş gözüküyor. Bu değer halen dünya ortalamasının %30'una tekabül ediyor. Elli yılda, on katına çıkmamış. Ama bu önemli değil. Çünkü 1990'lı yıllarda en zengin ülkelerde kişi başına gelir, Çin’den tam 46 kat fazlayken, 2010'da bu fark sadece 10 kata inmiş. İşe bu yönü ile bakacak olursak, Çin artık bir dar gelirli veya orta gelirli ülke değil. Dünya bankası sıralamalarına göre 2014 yılında yüksek orta gelirli bir ülke.
 
 Ama aradan geçen yıllarda Çin, gelir eşitsizliğinin arttığı, büyük nufuslu ülkeler arasında kalmaya devam etti. Üstelik bu eşitsizlik giderek derinleşiyor.  Neden mi? Bunu 1950'li yıllarda, “normal kabul etmek gerek” diyordu Simon Kuznets. Çünkü tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşüm yaşayan her ülkede eşitsizlik de büyüme istidadında olur. Herşeyden önce sınai ücretler, her zaman tarım ücretlerinden fazla, sınai yerleşim yerlerindeki yaşam standard’ları, kırsal kesimde olduğundan yüksektir.
 
Devletin Gelirin Yeniden Dağıtılması ile İlgili Görevi: Çin Devlet Konseyi Nerede?
Toplum ekonomik olarak ilerleyip, sınai kapazite arttıkça ve büyük ölçekli sanayileşmeye geçildikçe, sınai yerleşim yerlerinde farklılaşan mesleki ihtisas ve posizyonlar da gelir eşitsizliğini büyütmektedir. Evet işçi, çiftçiden fazla kazanmaktadır. Ama iyi yetişmiş Çinli mühendis de Çinli işçiden fazla kazanmaktadır. Bu olmazsa, küreselleşen dünyada, Çin, ülkesinden olacak beyin göçünü engelleyemez. Nitekim, kıyı- kırsal kesim eşitsizliğine çare bulamayan Çin, işçi-çiftçi, işçi- bürokrat-mühendis makaslarının da açılmasına engel olamamıştır. Ama burada devlete düşen görev, vergi ve transfer ödemeleri ile nisbi adaleti sağlama girişimlerini sürdürmesi, toplumsal patlamalara engel olması ve özellikle bölgesel kalkınma farklarını hiç hafife almamasıdır.
 
Akıllara Seza Olanın,  Sadre de Şifa Olması Gerek
Çin’de büyüme  hiç kuşkusuz büyük Çin devrimi gibi büyük. Evet, tüm araştırmalar, böyle
bir  büyüme ile birlikte önce eşitsizliğin yükseleceğini, özellikle şehirleşmenin artması ile ortaya çıkan aile içi (intra-family) faktörlerin de buna katkıda bulunduğuna işaret ediyor. Aynı ve benzer çalışmalar,  bu olumsuz tablonun zamanla düzeleceğini söylüyor.
 
Çin’in ulusal Gini indeksi değerlerine  bakacak olursak, büyüdükçe fakirleşmenin  özellikle 2004 ile 2008 arasında yaşandığını ve 2008 yılında ulaşılan 49.1 (100 e yaklaştıkça eşitsizliğin arttığı varsayılıyor) değerinden sonra, 2009 da Gini değerinin 42.06 ya indiğini, ama 2012 de 73.0 gibi fahiş bir değere evrildiğini,  sonra 2014 de tekrar  46.9 olarak bir geri salınım gösterdiğini anlıyoruz.
 
Ama en önemlisi, bugün halen ülke deki servetin üçte birine, Çin hane halkının sadece %1'inin sahip olduğunun bilinmesi, Çin’in  1949'dan bu yana geçen 67 yıl içinde ne kazandığını ve neleri yine  kaybetmekle karşı karşıya olduğu ile ilgili ciddi istihfamlar yaratıyor.
 
Rakamlara güvenilir mi? Güvenilirse bu çalkantı kaç yıl daha sürer sorularının cevabı pek açık değil. Bu tamamiyle Çin’in yürüteceği politikalara, yapacağı reformlarla eşit ve dengeli gelir dağılımını yeniden sağlamasına,  büyüme hızındaki değişmeye ve Çin’in kırsal ve bölgesel kalkınmayı da yeniden yakalamasına bağlı. Çin büyümesi veya herhangi bir başka ülke büyümesi ancak böyle kalite kazanabilir ki sadre şifa olsun. İnsana ulaşsın, insan onuruna yaraşsın ve adaleti gözetsin.  Bu da kıssadan hisse çıkarmak isteyen olursa diye bir not.
 
Yazarın Notu:Sayın TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’a bu yazı için verdiği ilham ve yaptığı teşvik için teşekkürler.
 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263