Türk Cumhuriyetleri’nde Yatırım İmkânları Sempozyumu Başkan Şensoy'un Konuşması
Süleyman ŞENSOY
Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı / Chairman
Yayın Tarihi : 29.11.2004
Türk Cumhuriyetleri’nde Yatırım İmkânları Sempozyumu Başkan Şensoy'un Konuşması
Türk Cumhuriyetleri’nde Yatırım İmkânları Sempozyumu | TASAM Başkanı Süleyman Şensoy'un Açılış Konuşması | 27.11.2004,  İstanbul
 
Çok kıymetli misafirlere öncelikle hoş geldiniz diyorum. Teşriflerinden ötürü tüm kurumumuz adına kendilerine şükranlarımı arz ediyorum. Genelde bu tür projelerde konsensüsü sağlamak adına başkanlar, işin işletme boyutuyla beraber duygusal zekayı temsil ederler. O anlamda sizlere birkaç cümle arz etmeye çalışacağım. Zaten Türkiye’nin bir mozaiğini, bir konsensüsünü hem katılım listemizde, hem de salonda bulunan katılımcılarımız arasında görmekteyiz. Bu nedenle de çok mutlu olduğumuzu arz etmek isterim.

Öncelikle TASAM’ın temel mantığıyla ilgili, ayrıntıları ya da programına girmeden çok kısa bir bilgi vermek isterim. Biz şöyle bir tariften yola çıkmıştık: İdeal insan “yaşadığı dönemde en güzel, en gerekli işi yapan kimsedir” diye tarif edilmektedir. Bu anlamda biz, dönemimizde yapılması gereken elzem bir işi yapmaya gayret ederek bu işe başladık. Çünkü sadece Amerika’da hükümetin fonlarıyla çalışmalarını sürdüren elli adet stratejik araştırma merkezi var. Diğer fonlardan, özel şirketlerden ya da bağımsız kaynaklardan desteklenen belki bu sayının on katı kadar daha araştırma merkezi var. Fakat ülkemize geldiğinizde nitelik açısından bir elin parmaklarını geçmediğini görmekteyiz. Bu anlamda ülkemize, devletimize, milletimize hizmet etmek ve bu boşluğun doldurulmasına bir nebze de olsa katkıda bulunmak amacıyla yola çıktık. İdeal insanın bir başka tarifi daha var: Husumetinin ya da heyecanının aklının önüne geçmemesi. Çünkü husumetiniz aklınızın önüne geçtiği zaman, sizin düşman zannettikleriniz ya da düşman öngördüklerinizin size hiçbir şey yapmasına gerek kalmıyor. Siz kendi husumetinizde boğuluyorsunuz. Heyecanınız aklınızın önüne geçtiği zaman da, bir süre sonra heyecanınızın ya da hayranlığınızın getirdiği bir takım komplekslerle oyuncak olabiliyorsunuz. Bu iki benzetmenin de bugünlerde çok ihtiyacımız olan konular olduğuna inanarak arz etmek istedim.

TASAM’ın genel sağduyusunu anlatmak adına, benim özel toplantılarda arkadaşlara hep paylaştığım bir hikayeyi sizlere de arz etmek isterim. Bir kısmı tarihi gerçektir, bir kısmı hikayedir. Olayın gerçeklik boyutunu ben tarihçilerimize bırakıyorum. Biliyorsunuz Kanuni Sultan Süleyman 46 yıl tahtta kalmış, Osmanlı’nın en büyük padişahlarından birisidir. Bir oğlunu saray fitneleri nedeniyle kendi emriyle boğdurtmuş, bir diğeri onun acısına dayanamayarak veremden ölmüştür. Kalan oğulları Beyazıt ve İkinci Selim – Sarı Selim olarak da geçer – padişah daha hayattayken taht kavgasına tutuşmuş, merkezdeki ordunun dışında iki tane ordu Kütahya’da savaşmışlardı. Devlet o şartlar içinde bir krize girmişti. Padişah; ikisine de zarar verse tahta geçecek kimse kalmamakta, bir tanesine zarar verse, ikisi de evlat olduğu hasebiyle bir diğerine kıyamamaktadır. Buraya kadar tarihi gerçeklerdi, bundan sonrası ise hikaye kısmı. Padişah vezirlerden birine konuyu açar ve görüşünü sorar. Vezir de biraz padişaha yaranmak adına ayrıntıyı düşünmeden şunları ifade eder: “Efendim siz tahttayken bu yapılır mı, ikisini de asmak lazım... Sizin devletli şahsınıza bunlar yapılır mı?” derken, padişah sözünü keser ve der ki: “Ne güzel konuşuyorsun, belli ki evlat da senin değil, devlet de...” Dolayısıyla biz hem evladı, hem devleti dert edindiğimiz zaman bilmemiz gereken şeyler çok, konuşmamız gereken şeyler az oluyor. Bu anlamda biz TASAM’da, milletimiz adına böyle bir sağduyuyla hizmet etmeye çalışıyoruz.

Bunlar edebi olarak çok güzel ifadeler olabilir ama bu sağduyu ile çalışmalar ortaya koymak oldukça zor olmaktadır. Bu anlamda da çalışmalarımızın milletimiz ve devletimiz adına daha iyi noktalara gelmesi için bütün katılımcılarımızın desteklerini arz ediyorum.

Bir de Türkiye’nin bütün birikimi ve geçmişi Türkiye ve Asya’dadır. Bu dünyanın diğer konjonktürünü, bölgelerini, Avrupa Birliği’ni ya da Amerika’yı reddettiğimiz anlamına gelmez. Fakat bizim tarihi misyonumuz, geçmişimiz Türkiye ve hinterlandındaki Asya’dır. Bütün İslam medeniyeti, doğu medeniyetleri, mistik medeniyetler, Türk medeniyetleri Türkiye ve Asya içerisindedir. Bu anlamda biz bu coğrafyadan hareket ederek, sermayemizi buradan oluşturarak, dünyanın neresinde ne yapacaksak, hangi birlik içinde olacaksak kimlik ve kişiliğimizle olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’yle ilgili yaptığımız bu sempozyum bu amaca hizmet etmektedir. Çünkü 21. yüzyılda gelişen enerji kaynaklarının ve stratejik kavşakların olduğu yer Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’dir. Bu anlamda herkes Türk Cumhuriyetleri’yle ilgili çok büyük çaplı projelere imza atarken, biz siyah-beyaz ayrımı içinde bir yerde bloklaşmak gibi bir yanlış içine düşmemeliyiz. O açından devletimizin kurumlarıyla bir arada gerçekleştirdiğimiz bu program küçük de olsa, bu sürece bir katkı olacaktır. Zaten biz bugüne kadar bölgeyle ilgili yapılması gerekenleri yapmış olsaydık, zannediyorum bugün çok gayret ettiğimiz birliğe dahil olmak için “bölgesel ve küresel bir aktör” olarak davet alacaktık. Fakat halen geç kalmış sayılmayız. Bu süreçte devlet ve millet olarak üzerimize düşenleri yapmamız gerekiyor.

Biz kendi ellerimizle gömdüğümüz bir hazinenin üzerinde yokluk içinde yaşıyoruz. Çok duygusal konuşmak istemiyorum ama bize düşen dünyadaki konjonktürü de iyi algılayarak gereksiz maceralara girmeden o hazineyi çıkartarak dostlarımız ve müttefiklerimizle paylaşmaktır. Bu toplantı, o sürece ufak da olsa bir katkı yapar diye ümit ediyorum. Bir de bizim bütün kamuoyuna açık toplantılarda yaptığımız uyarılar ve genel hatırlatmalar vardı. 20 Mayıs 2004’te Eresin Otel’de yaptığımız Irak’ın Geleceği Sempozyumu’nda iki konuya dikkat çekmiştik. Bunlardan bir tanesi kontrol edilemeyen bölgesel istikrarsızlıklarla ilgili hazırlıkların olması, ki biliyorsunuz yıllardır biz Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti’nin oluşumuna karşı milli politikalar geliştirdik. Fakat şimdi Kuzey Irak sınırlarını aşarak Irak genelinde bir etkinlik söz konusu olmaya başladı. Bu anlamda Irak’taki terör ve şiddet olayları ve artık iç savaşa dönüşen durum nedeniyle bir hatırlatma yapmıştık. İkincisi de iklim değişikleriyle oluşabilecek ekonomik, sosyal ya da doğal olaylarla ilgili hükümetimizin, devletimizin hazırlıklar yapması gerektiğiydi. Bu toplantıyla da hatırlatmak istediğimiz konu; özellikle klasik enerji kaynaklarının arzında, üretiminde ve ulaşımında artık yaşanan olağanüstü değişiklik ve belirsizliklerden dolayı alternatif enerji kaynakları konusunda ivedilikle bazı şeylerin yapılması gerektiğidir. Hidrojen enerjisini yaklaşık bir ay önce Kadir Has Üniversitesi’yle ortak yaptığımız bir konferansla Türkiye’nin gündemine taşıdık. Bu konu daha sonra birçok televizyon kanalı ve gazetelerimizde de çok ciddi olarak yer buldu. Bir diğeri de önümüzdeki dönemde gündeme gelecek olan nükleer enerjidir. Tabii burada alternatif enerjinin ne olduğu, milli güvenlik politikaları içinde nasıl yapılması gerektiği bizim konumuz değil. Bize düşen bunu yetkililerimize arz etmektir.

Ben çok fazla açılış konuşmalarıyla vaktinizi almak istemiyorum. Fakat bu genel hatırlatmaları arz etmek istedim. Bu perspektif ve genel düşünce içerisinde programımızın milletimiz ve devletimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Katılımınız için hepinize çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC