Barzani - PKK - ABD Üçgenindeki Türkiye
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Yayın Tarihi : 31.12.2015
Barzani - PKK - ABD Üçgenindeki Türkiye
Giriş
IŞİD’den önce ve IŞİD’den sonra sloganı Ortadoğu tarihinde, İsa’dan önce, İsa’dan sonra gibi kalıcı bir etki bırakacağa benziyor. IŞİD gerçeği, başta ABD olmak üzere bölgeyle ilgilenen tüm ülkelerin siyasi tercihlerini büyük ölçüde değiştirmiştir. Örneğin, ABD’nin İran’la nükleer anlaşma yapması, Barzani bölgesinin ( Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi) bağımsızlığına destek verirken şimdi Irak’ın bütünlüğünü öne çıkarması, Ukrayna krizindeki sert söylem ve ambargolara rağmen Rusya ile işbirliğine gitmesi, Suriye’de Esad’lı bir geçişe razı olması IŞİD sebebiyledir. Türkiye’ye gelince, tek yanlı ve esnek olmayan dış politika stratejilerine Rusya ile ortaya çıkan uçak krizi de eklenince yalnızlığı daha da artmıştır. Uçak krizinin Türkiye’nin Ortadoğu’daki siyasi ve askeri işlevini menfi yönde etkilediği bir gerçektir.  Ayrıca, güvenliğini de etkileyecek gibi gözüküyor. Şöyle ki;
 
· Türkiye, şimdilik parçalanması beklenen Suriye’nin geleceğine karar verme sürecinden çıkarılmıştır

· Rusya’nın dolaylı stratejiler ile PKK ve İran üzerinden Türkiye’yi sıkıştırması beklenebilir

· Rusya, Suriye’nin kuzeyinde oluşacak yeni Kürt kantonuna IŞİD’le mücadele kapsamında ABD ile birlikte doğrudan askeri destek vermeye başlamıştır. Bu uygulama, Rusya ile ABD’nin Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşması düşünülen enerji koridoru tesisinde anlaştıkları şeklinde yorumlanabilir

· Rusya, Ermenistan sınırına yığdığı askeri güç ve Azerbaycan ile başlattığı çatışma ile Türkiye, Türkmenistan ve ABD’ye gözdağı vermektedir. Hedefin, Azerbaycan ve Türkmenistan’ın Türkiye ile enerji alanındaki işbirliğini engellemek olduğu açıktır.

· IŞİD tehdidi ve Barzani’nin Türkiye ile stratejik ortaklığa gitme olasılığı, ABD ve Batı’nın PKK’ya bakış açısını değiştirmiş bir görünüm vermektedir.
 
Türkiye ve Esas Sorun PKK
Rusya ile ilişkiler de dâhil bölgedeki gelişmeler ne olursa olsun, Türkiye’nin öncelikli sorunu içerdeki PKK terörünü ve Barzani bölgesinden bu teröre verilen desteği ortadan kaldırmaktır. Türkiye kendi serbest rızası veya ABD’ye verdiği üs desteği (İncirlik, Diyarbakır) karşılığında, PKK’nın sınır ötesindeki üs ve yerleşim yerlerine 7 Haziran 2015’den sonra hava harekâtı yapmaya başlamıştır. Sadece hava harekâtı ile istenen sonucun alınmayacağı bilinmektedir. Neden? Açıklayalım. PKK’nın kuzey Irak’ta irili ufaklı 300 kadar kampı bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi ve en korunaklı merkez, Kandil Dağı’ndakidir. Kandil Dağı Türkiye-İran-Irak sınırlarının kesiştiği üçgende yer almaktadır. Türkiye ile kısa sayılabilecek bir sınırı bulunuyor. Kandil’e en yakın yerleşim yeri Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi. Buradan Kandil yaklaşık 90 kilometre. Arazi yapısı dikkate alındığında ise bu mesafe 110 kilometreye kadar çıkıyor. Kuzey Irak ile sınır kapısı olan Silopi’deki Habur kapısı ile Kandil arasındaki mesafe ise 235 kilometre. Teröristleri havadan vurmak için Diyarbakır’dan kalkan uçaklar 450 kilometre, Malatya’dan kalkan jetler ise 626 kilometreden sonra Kandil semalarına ulaşabiliyor.

Beşgen şeklindeki Kandil Dağı’nın Kuzey Irak’taki bölümü ortalama 300 kilometre uzunluğunda. Kandil Dağı’nın doğal korunaklı bir yapısı da var. Birbiri ardına uzanan sıra dağlar bu büyük dağ kitlesinin etrafını sarmış durumda. Kandil’in zirvesi 3 bin 500 metre. PKK daha çok vadileri kullanıyor. Vadilerdeki en geniş düzlük, yaklaşık bir buçuk kilometrekaredir. Terör örgütünün kampları daha çok 2.900 rakımındaki vadilerde konuşlanmış durumda.

10 kilometrelik bir bölgeye yayılmış Kandil kamp alanları fiziki yapısından dolayı doğal bir kalenin içinde ve her kamp birbirinin devamı katmanlar şeklinde konuşlandırılmış. Alttan başlayıp zirveye doğru çapraz şekilde kurulan kamp alanlarının bazılarına kazılan yeraltı tünellerinden geçiş yapılabildiği de belirtiliyor. Kandil Dağı’ndaki PKK kamplarına karadan ulaşmanın tek yolu dağın güney yamacındaki vadidir. 1.200 metre rakımda, 14 kilometre uzunluğunda ve 5 kilometre genişliğindeki vadi, dağdan çok net bir şekilde kontrol edilebiliyor. Zaten PKK, bu vadiyi mayın ve tuzaklarla tam bir intihar alanına dönüştürmüş durumda. Kandil Dağı’nın Kuzey Irak tarafındaki en yakın büyük yerleşim yeri ise Akre. Burası Erbil’e yaklaşık iki buçuk saat uzaklıkta. PKK Kandil’de terör örgütüne uygun bir yaşam alanı kurmuş durumda. Örgüt, Kandil Dağı ve civarında bulunan irili ufaklı 60 kadar köy ile içli dışlı. İstedikleri zaman köylülerin arasına karışabilen teröristler, kendilerini kolaylıkla gizleyebiliyorlar. PKK’nın 15 sağlık personeliyle çalışan hastanesi, elektrik üreten iki santrali bulunuyor. Şelalelerden sağlanan elektrik, bazı köylere de veriliyor. Çünkü PKK aynı zamanda bu köyler için bir tür geçim kaynağı niteliğinde. Örgüt, küçük ihtiyaçlarını köylülerden sağlıyor. Dağın eteğindeki köylerde örgütün binlerce küçükbaş hayvanının bulunduğu da belirtiliyor. Bu hayvanların etinden ve sütünden yararlanan PKK, artakalanlarını da köylülere bırakıyor.

Terör örgütü, Kandil Dağı’ndaki ana merkezine ulaşan bütün yolları ise bir nevi kapatmış. Dağın zirvesinde bulunan ve gözcü görevi yapan 5 kamp bulunuyor. Bunlar dağın etrafında tabir yerindeyse kuş uçsa hemen ana merkeze bildiriyor. Ayrıca örgüt Kandil’e çıkılacak bütün yolları mayınlamış durumda. 2 kilometrelik geçiş alanları tamamen kara mayınlarıyla doldurulmuş. Uygun tepelerde sayıları 8 ila 10 arasında değişen militanların kaldığı kamplara yerleştirilen uçaksavarlar, füzeler, roketatarlar, ağır makineli tüfekler savunma amaçlı olarak kullanılıyor.  [1]
 
Kandil’deki PKK’yla Mücadele Sorumluluğu Kimin?
Görüldüğü üzere, PKK Ortaçağ feodal yapısına benzer bir teşkilat içinde bölgeden Türkiye’ye terör ve terörist ihraç ediyor. 1997’de inşasına başlanan Kandil Dağı’ndaki PKK üssü, yine bir ABD üretimidir. 1991’de Körfez Savaşı sonrasında ilan edilen uçuşa yasak bölge, PKK’nın bölgede güçlenmesi ve Kandil gibi yerlerde yuvalanmasının yolunu açmıştır. Buradaki kampları oluşturmak için örgüt o dönemde Avrupa’daki yandaşlarından topladığı 400 bin markı harcadı. İşte 19 yıldan bu yana ABD ve Batı’nın direkt ve dolaylı yardım ve desteği ile adım adım güçlendirilen PKK’nın geldiği nokta budur. PKK’nın kuzey Irak’tan atılması sorumluluğu, öncelikle ulusal sınırları içinde uluslararası bir terör örgütünü barındıran Irak merkezi yönetimine aittir. İkinci olarak Irak anayasasına göre Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne aittir. Her iki siyasi otorite de ABD’nin 2003’teki askeri müdahalesi sonrasında ortaya çıkan büyük yıkım nedeniyle zafiyet içeresindedir. Bu zafiyete şimdi IŞİD tehdidi de eklenmiştir.
Özetle, PKK Irak ve Irak Kürtleri için şimdilik bana dokunmayan yılan konumundadır. Ancak ABD ve Batı için öyle değildir. Onlar için PKK, Türkiye’nin bölgesinde bir güç merkezi olmasını engelleyen, dizginleyen, gerileten, zayıflatan ve kendi ulusal çıkarlarına alet etme vasıtasıdır.  PKK’nın kuzey Irak’taki varlığının yok edilmesi yani tamamen tasfiye edilmesi zorunludur. Yoksa 7 Haziran 2015’te başlayan Türkiye’nin PKK’ya karşı güç kullanma stratejisinin başarı zamanı uzayacaktır. Çünkü Kandil ve yurt içindeki PKK bağlantısı ve direnişi sadece silaha ve insana dayanan bir ilişki değildir. Çok daha karmaşıktır. İçerde PKK’ya ve isyana destek veren bir siyasi oluşum, dışarda PKK’yı Türkiye ve Barzani’ye karşı kullanmak üzere destekleyen ABD ve Batı bulunmaktadır. ABD ve Batı kendi terör listesinde bulunan PKK ile Türkiye’nin görüşme yapmasını isteyecek kadar da pervasız ve hukuksuz davranabilmektedir. Dünyaya hukuk ve demokrasi dersi veren ABD ve Batı, Barzani bölgesindeki illegal PKK varlığını hala Türkiye’nin üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandırmaktan medet ummaktadır. Eğer IŞİD tehdidi ortaya çıkmasaydı, ABD, büyük bir olasılıkla Türkiye’nin Kandil’e hava harekâtı yapmasına izin vermeyecekti. İŞID tehdidi ABD tarafından kasıtlı olarak yaratılmasa da, kontrol ve mücadeledeki boş vermişliğin büyük rolü var. Bush döneminde temizlenerek insan gücü 700’lere kadar inen IŞİD, Obama döneminde % 4400 artarak 30 binlerin üzerine çıkmıştır.[2]
 
PKK’lılar Hangi Ülkenin Vatandaşı
Diğer çok önemli bir husus ise, kuzey Irak’taki PKK elemanlarının hangi ülke vatandaşı olduğudur. 2012 verilerine göre PKK’lıların yüzde 73’ünün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, yüzde 12’sinin Suriyeli, yüzde 10’unun İranlı, yüzde 4’ünün de Iraklı olduğu belirlendi. Örgütte 100 civarında da Hollanda, İsviçre, İsveç, Norveç, Alman uyruklular da yer alıyor. [3] Bu durumda PKK’yı, yabancı bir ülkede Türk vatandaşları tarafından oluşturulmuş bir terör örgütü olarak, Irak’ın iç hukukunda, Türkiye’nin iç hukukunda, BM hukukunda ve uluslararası hukukta nereye koymak gerekiyor? Bu örgütü savunan, gizli ve açık destek veren her ülkenin PKK terör örgütünün cinayetlerinde sorumluluğu vardır. Başika’daki Türk askerinin çekilmesi için ortalığı ayağa kaldıran Irak merkezi hükümeti, kendi topraklarındaki terör örgütünü barındırmaktan utanmalıdır. Tabii ki, en büyük sorumluluk Irak’ta bu zafiyeti yaratan ABD’nindir. Türkiye, PKK’nın Irak topraklarındaki illegal yapılanma ve konuşlanması konusunu süratle BM, NATO, AGİT’in gündemine getirmelidir. Bu girişimler sonunda uluslararası toplumun sorunu çözememesi halinde Türkiye, BM Yasasına göre bölgeye doğrudan müdahale hakkı kazanabilecektir. Diğer taraftan PKK bünyesindeki Türk vatandaşları da acilen vatandaşlıktan çıkarılmalı, Türkiye’deki her türlü yasal hakları iptal edilmelidir.
 
Barzani - PKK Nerede Çatışıyor?
Türkiye ve Barzani bölgesindeki senaryolara göre, Türkiye’de Kürt bölünmesi olursa Barzani ya kendi bölgesinde PKK’nın yaşadığı bir kısım toprağı kaybedecek, ya da siyasi otoritesini PKK ile paylaşmak zorunda kalacaktır. PKK silahlı terör örgütü Barzani bölgesi için de büyük tehdittir. Düşen petrol fiyatları Barzani bölgesini de etkilemiştir. Bölgedeki zayıf ülkelere dayanma veya dış güçlerin güven vermeyen vaatlerine kanma yerine, Türkiye Barzani için en güvenilir ülke konumundadır. Barzani, sadece bölgesindeki petrol ve doğal gazın gelirleri ile yaşayamayacağını anlamış gözükmektedir. Aynı coğrafyada yer alan ve çoğunluğu Türk vatandaşı olan PKK unsurları ise Barzani ile aynı ideolojik ve siyasi hedefleri paylaşmamaktadır. Hali hazır durumda, PKK ve Barzani’nin hedef ve stratejileri çatışmaktadır. PKK, Suriye’deki PYD ve YPG adlı Suriye Kürtleri ile işbirliği yaparak, Arap Yarımadasındaki petrol ve doğalgaz için Suriye’nin kuzeyinden koridor açma hedefine yardım etmektedir. Bu hedefin ABD, İngiltere, Almanya, Suudi Arabistan ve diğer Körfez Ülkelerine ait olduğu açıktır. PKK bu projede taşeron olarak kullanılmaktadır. Barzani,  peşmergeleri ile (silahlı gücü) 2014 Ekim ayında Kobani’deki çatışmalara destek verse de, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi ile şartların değiştiğini anlamıştır. Bu bağlamda Barzani, kendi bölgesindeki petrol ve doğalgazın Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaştırılmasından yana gözükmektedir.
 
Barzani - Türkiye İlişkileri
Barzani bölgesi ile Türkiye’nin ilişkileri “bir kedi bile vermem” seviyesinden her alanda ekonomik işbirliğine dönüşmüştür. Türkiye, bölgesindeki bütün ülkeler için hem bir cazibe merkezi hem de güven veren bir ülke konumundadır. Ancak Barzani bölgesi ile Türkiye arasındaki enerji projeleri başta ABD ve Batı olmak üzere herkesi büyük bir korkuya sevk etmiştir. Çünkü enerji tedarikini ucuz ve güvenli bir sisteme oturtacak Türkiye, böylece Jeopolitik Bütünlüğe[4] erişebilecektir. Bu ilişkinin ileride siyasi bir bütünleşmeye dönüşme olasılığı ise başkaları için kâbustan farksız olabilir. Son 10 yıldan bu yana, Türkiye ile Barzani bölgesinin, alt yapı, hastane, bankacılık, üniversite, konut, otel, turizm, enerji gibi alanlardaki ekonomik bütünleşmesi geri dönülmez bir noktaya ulaşmıştır. Barzani bölgesi Irak’tan ayrıldığı an, Türkiye ile siyasi bütünleşmenin önü açılacaktır.

Barzani, ABD’nin 2008’de Irak’tan çekilmesi sonrasında güvenlik nedeniyle PKK ile işbirliği yapmak zorunda kalmıştır. Veya o dönemin şartlarında bu husus ABD ve Batı tarafından dikte edilmiştir. O dönemde Türkiye de Barzani’ye karşı daha sert politikalar izlemekte idi. Bu politikalardan dönülmesi son derece isabetli olmuştur. Politik sistemi, ekonomik gücü ve güvenlik bağlantıları ile dünya çapında bir cazibe merkezi olan Türkiye’nin, sınırlarında oluşan barışçı her siyasi oluşuma kucak açması gerekiyordu. Geç de olsa bu yapılmıştır. Gelinen noktada Barzani, artık PKK’nın da kendisine karşı da kullanılma tehlikesini fark etmiştir. Türkiye’nin Barzani Bölgesi (Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi) ile stratejik ortaklığı ABD, Batı ve tüm İslam ülkelerini korkutmaktadır. Bunun ABD ve Batı için yarattığı korku eşiği, Almanya ile Rusya’nın stratejik ortaklığının yarattığı korku eşiği ile hemen hemen aynıdır. Şimdi Nusaybin, Şırnak, Cizre gibi stratejik ilçelerdeki hendek savaşlarındaki direnmeyi kimler örgütlüyor daha iyi anlayabiliyorsunuz. Irak anayasasına göre Barzani Irak petrol ve doğal gaz gelirlerinin % 17’sini almaktadır. Barzani, geçte olsa ABD’nin bölgedeki plan ve stratejileri ile bir yere varamayacağını anlamış bir görüntü vermektedir. IŞİD’in Musul’u işgaline engel olunamamıştır. Merkezi Irak yönetimi ile ilişkiler giderek gerginleşmektedir. Düşen petrol fiyatları Barzani bölgesindeki ( Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi)  toplumsal istikrarı olumsuz yönde etkilemektedir.
 
 
 
Barzani-Türkiye Yakınlaşmasının Olası Jeopolitik Sonuçları
92 yaşındaki modern Türkiye Cumhuriyeti, bu zamana kadar yarattığı kendine özgü değerler ve ulusal gücü ile tüm komşuları ve ikinci kuşak ülkeler için jeopolitik açıdan bir çekim merkezi haline gelmiştir. Buna AB üyesi Yunanistan, Rusya ve Ermenistan da dâhildir. Türkiye milli sınırları içinde güçlü kaldığı sürece, bütün ülkeler merkezle stratejik ortaklık kurmak veya birleşmek isteyecektir. Son beş yıldan bu yana devam eden bölgedeki jeopolitik kırılmalar, Türkiye’nin güney sınırlarında cereyan etmektedir. Türkiye’nin bütün karşıt ve rakiplerinin temel hedefi bu merkezin çekim alanını ortadan kaldırmaktır. O nedenle PKK üzerinden zayıflatılmaya çalışılan güney bölgesi Türkiye’den kopartılmaya veya bu bölgede daha cazip yeni bir merkez yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu mümkün müdür? Kararlı olunmaz ise mümkündür, sadece, emperyalizmin Türkiye’den koparmaya çalıştığı bölgedeki Güneydoğu Anadolu Projesine bakmak yeter.

Türkiye'de sulanabilir 8,5 milyon hektar arazinin yüzde 20'si, GAP Bölgesi'nde yer almaktadır. “GAP kapsamında 22 baraj ve 19 hidroelektrik santrali ile sulama şebekelerinin yapımı planlanmıştır. GAP’ın tamamlanmasıyla 1,8 milyon hektar alanın sulamaya açılması, yılda 27 milyar kilovat-saat hidroelektrik enerji üretimi ile ülke enerji ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılanması öngörülmüştür. Tarım, sanayi, enerji, ulaştırma, eğitim, sağlık, kırsal ve kentsel altyapı yatırımları ile Bölge’nin ekonomik ve sosyal göstergelerinin ülke ortalamasına getirilmesi, Bölge halkının refah düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmiştir. [5] Buna ilave olarak Türkiye son beş yıldan bu yana yol, hava alanı, sosyal konut, hastane, okul, üniversite gibi en büyük yatırımlarını doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerine yapmıştır. Bölgede havaalanı olmayan il kalmamıştır. Urfa’dan Habur’a giden yolda seyahat ederseniz yol boyunca sulamaya açılan mümbit ovaları takip ederek Nusaybin’de yeni Mezopotamya’nın bereketine ulaşabilirsiniz.
 
Sonuçlar
· Türkiye’nin ve Türk Ordusunun birinci öncelikli hedefi içerde ve dışarıda PKK’yı saf dışı bırakmaktır. Güvenlik açısından acil bir durum ortaya çıkmadıkça Suriye’ye bir askeri müdahale düşünülmemelidir.
· Barzani, geçen 7 yıllık zamanda bölgede güvenli bir şekilde varlığını sürdürmenin Türkiye’nin yardım ve himayesi olmadan gerçekleşmeyeceğini anlamıştır.
· Türkiye Barzani yakınlaşması, İran, Irak, Katar ve diğer Körfez ülkeleri için yeni ve güvenilir bir kapı açabilir. Böyle bir proje, Suriye üzerinden planlanan tüm projeleri rafa kaldırabilir.
· Anılan projeye, İran ve Irak başta olmak üzere tüm Arap ülkeleri de davet edilmelidir. Çünkü Suriye sorunu çözülse bile siyasi istikrarın sağlanması çok uzun yıllar alacaktır. Libya’nın hali meydandadır. En iyi enerji nakil güzergâhı Türkiye’dir. Bu proje İsrail gazının nakli projesi ile de bütünleştirilebilir.
· ABD ve Batı (Almanya) Türkiye karşıtı politika ve stratejilerini yeniden gözden geçirmelidir.  oyunlarından vazgeçmelidir. IŞİD sonrası PKK ile mücadele için de bir koalisyon gücü oluşturulmalıdır. Tüm ülkeler güçlü ve istikrarlı bir Türkiye’nin, sadece kendi çıkarları için değil, özgürlüğe ve insanca yaşam koşullarına susamış, savaş ve yoksulluğun pençesinde kıvranan tüm Ortadoğu halklarının da çıkarına olacağını bilmektedirler. Sadece, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşta ayda harcadığı 6 milyar dolarla[6] neler yapılabileceğini bir düşünelim.
 
30 Aralık 2015
 

[1] Gamze Polat Kandil'deki karanlık noktalar 10 Mart 2008, http://www.aksiyon.com.tr/dosyalar/kandildeki-karanlik-noktalar_515857

 
[2] Mark A. Thiessen,   CIA director Brennan admits ISIS was “decimated” under Bush, but has grown as much as 4,400% under Obamahttps://www.aei.org/scholar/marc-a-thiessen/
[3] http://www.haber7.com/guncel/haber/843224-pkkda-en-cok-hangi-ulkeden-militan-var
[4] Jeopolitik Bütünlük; gıda, enerji ve güvenlik yönüyle kendi kendine yetebilme özelliği
[5] http://bianet.org/biamag/tarim/163335-gap-projesi-ne-neden-devam-edilmiyor
İlgili Döküman İçin Tıklayın
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC