Yaşadığımız bunalımın temelinde ekonomik ve siyasi konulardan çok medeni problemler vardır

Açılış Konuşması

T.C. Başbakanlık Baş Müşaviri, Medeniyetler İttifakı Ulusal Eşgüdüm Başkanı Prof. Dr. Bekir KARLIĞA’nın TSV 2023 | Medeniyet İnşası Türkiye Vizyonu Uluslararası Kongresi “Anahtar” konuşması | 05.10.2015 | İstanbul...

T.C. Başbakanlık Baş Müşaviri, Medeniyetler İttifakı Ulusal Eşgüdüm Başkanı Prof. Dr. Bekir KARLIĞA’nın TSV 2023 | Medeniyet İnşası Türkiye Vizyonu Uluslararası Kongresi “Anahtar” konuşması | 05.10.2015 | İstanbul

Sayın Bakanım, saygıdeğer ilim adamları, muhterem katılımcılar hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Bülent Arınç Bey gibi bir söz ustasından sonra söze başlamak sanıyorum biraz kolay olmasa gerek. Ben medeniyet idraki ve değerler manzumesi üzerinde konuşmak istiyorum. Benden bu konuda konuşmam istenmişti o yüzden bu konu üzerinde duracağım.

Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki insanlığın ortaya koyduğu değerlerin, etkinliklerin, yapıp etmelerin en özgün, en seçkin ve en özet şeklindeki hâline biz medeniyet diyoruz. Bu kavram her ne kadar 19. Yüzyılda Batı literatürüne sivilizasyon veya civilization şeklinde girmiş ise de bizim literatürümüzde daha 9. Asırdan beri, Farabi döneminden beri var olan bir kavramdır. Hemen sözlerimin başında ifade edeyim ki gayet iyi bildiğiniz gibi Farabi medeniyet kelimesini kullanarak ve kitabına da isim vererek üç ayrı kitap yazmıştır. Birisi El Medinetül Fazıla da dediğimiz Erdemli Kent aynı sözün kökünden türemiştir bu kavram. İkincisi El Siyaset’ül Medeniyye yani Medeniyet Siyaseti, Medeniyet Yönetimi, Şehir Yönetimi, Devlet Yönetimi ve Politiği. Üçüncüsü Füsusu’l Medeni Medeniyet Bahisleri.

Tarihte – düşünce tarihini kastediyorum - en kapsamlı eser ve ürün veren düşünür Farabi’dir. Ama ne yazık ki biz Farabi’nin bu medeniyet konseptini bu gün bir Yahudi âlimden çağdaş anlamda yorumunu görüyoruz; Leo Strauss. Kendisi “Yeni Muhafazakâr İdeoloji”nin fikir babasıdır. Bu günkü Amerikan siyasetinin önde gelen bu ismi daha ellili yıllarda Farabi’nin, Eflatun’un devlet felsefesi üzerine yazdığı özete bir şerh yazarak bizim yaklaşık üç yüz yıldır terk ettiğimiz şerhçilik ve haşiyecilik geleneğini modern literatüre sokan adamdır. Yine üzülerek söyleyelim ki Farabi’nin medeniyet konseptinde Medeniyetler Çatışması tezi bu kişi tarafından organize edilmiş, şekillendirilmiş ve ortaya konmuştur. Bunu belirledikten sonra hepinizin bildiği gibi bu gün dünyamızın doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle ve güneyiyle büyük bir bunalımdan geçmektedir. Ve bu bunalımın temelinde ekonomik siyasi ve saire konular olmaktan çok öte entelektüel, kültürel ve medeni problemlerin olduğunu görüyoruz. Son üç yüz yıldır dünyaya hâkim olan Batı Medeniyeti, medeniyeti suiistimal edecek şekilde kendine has bir kavram olarak üretip geliştirmeye çalışmıştır. Sivilizasyon kelimesi ilk defa 19. Yüzyılda Fransız Devrimi liderlerinden Mirabeau’nun babası tarafından kullanılmıştır. O tarihten sonra da hep Batıya ait bir olgu olarak ortaya konulmuş ve medeniyetin sadece tekil olarak kullanımı gündemde tutulmuştur. Yani “tek bir medeniyet vardır o da Batı Medeniyeti”. Ancak 20. Yüzyılın başlarından itibaren yapılan arkeolojik, antropolojik ve diğer disiplinlere ait çalışmalar bize göstermiştir ki her toplumun kendine has bir kültürü ve medeniyeti vardır. Yaklaşık elli sene öncesine kadar kültür ve medeniyet kavramını da genellikle eş anlamlı kullanılıyordu. Bu günkü bilimsel çalışmaların neticesinde ortaya çıkan husus şudur ki; kültür sadece bir gruba bir topluluğa, bir millete ya da bölgeye has dar bir olgudur. Medeniyet ise bütün kültürlere bütün toplumları bütün insanlığı içeren daha geniş bir üst yapıdır. Şöyle diyebiliriz kültürün üç yüz çeşit tanımı yapılmıştır.

Çünkü binlerce kültür vardır. Medeniyetin tam bir tanımını yapamıyoruz. Çünkü farklı alanlara ve farklı medeniyetlere göre bir tanım geliştirmek gerekiyor. Ancak hemen ifade edelim ki yeryüzünde gelmiş geçmiş binlerce kültür varken dünyada var olan medeniyetlerin sayısı en iyimser rakamlarla 40’ı aşmamaktadır. Ama medeniyet tarihçilerinin bize verdiği sayı 25 ile 30 arasındadır. Dolayısıyla medeniyeti kurmak, medeniyeti inşa etmek en büyük ve en zor işlerden birisidir. Kültürler gelişerek sadece kendi milletlerine, kendi topluluklarına ait olan değerlerle yetinmeyip bütün insanlığa hitap edecek değerler üretmeye başladıklarında işte o zaman medeniyet merhalesine geçerler. Bahsettiğimiz gibi binlerce kültürün medeniyet safhasına geçebilmesi bizim mevcut bilgilerimize göre 12.000 yıl içerisinde olmuş ve 30 civarında medeniyet yeryüzünde gelip geçmiştir. Vakti verimli kullanmak bakımından bu konular üzerinde fazla durmak istemiyorum çünkü zaten bunlar Kongre’de konuşulacaktır.

Batı dünyasının egemenliğinde ortaya çıkan bu medeniyet konsepti ne yazık ki dünyamızı bunalımlar içerisine sürüklüyor. Yalnız bizde şöyle bir ihalecilik hali de var; hep kötülükleri, eksiklikleri ve yanlışlıkları başkasına ihale ederek kendimizi bunun dışında tutmaya çalışırız. Burada en çok tartışılması gereken konular bizim medeniyetimizin meseleleri olmalıdır. Çünkü biz ne kadar yüksek ideallerden söz edersek edelim gördüğümüz o ki bir iki IŞİD’cinin eline bıçağı alıp bir kişinin boğazına tutarak resim vermesi veya bir yerde kendini canlı bomba olarak patlatmak suretiyle yüzlerce insanı öldüren bir anarşist yaklaşıma girmesi veyahut aşırılık içeren bir tutumda bulunalması neticede bizim medeniyet, kültür ve değerler konusunda yapacağınız bütün iş ve anlatımların hepsini neredeyse sıfıra indirebiliyor. Onun için bu konuların daha detaylı ve esaslı konuşulması gerekir.

Değerli Arkadaşlar,

Medeniyetin en önemli göstergelerinden hareketle kendi medeniyet değerlerimizi yeniden yorumlamak, yeniden açıklamak ve anlamak ardından da dünyaya anlatmak zorundayız. Dünyanın bu en bunalımlı çağında insanlığa verebileceğimiz en büyük vergi, en büyük lütuf veya en büyük sunuş medeniyet mirasımızdır. Çünkü çok zengin, çok köklü, çok derin temelleri bulunan bir medeniyet mirasına sahibiz. Ama bunu kendimizin yeterince anladığını söylememizin mümkün olmadığı gibi dünyaya anlatmamızın da şu anda yeterli olmadığını ifade etmemiz gerekir. Öncelikle şunu arz edeyim; medeniyet inşa edilmez. Medeniyet idraki zaman içerisinde medeniyetin nasıl şekilleneceğini ortaya koyar. Yani ben bir medeniyet kurayım diye yola çıkamazsınız. Öyle çıkıldığı zaman suni, yapay ve hatta gerçek dışı bir şeyle karşılaşırsınız. Burada medeniyet inşasından çok bizim bu gün özellikle İslâm Dünyası’nın medeniyet idraki ve şuuruna ihtiyacımız var. Çünkü üç yüz yıldır medeniyet idrakinden mahrum olmanın neticesinde işte bu günkü konuma gelmiş bulunuyoruz.

Medeniyetin Batıya ait bir olgu olduğu 19. Yüzyılda gerek oryantalistlerin gerekse emperyalizmin her şeyi Batıya mal etmek için çalıştığından Batıya ait bir olgu olduğu görüşünü yaygınlaştırdığı gibi bizim aydınlarımız -özellikle 19. Yüzyılda Batıyla yüz yüze gelen Osmanlı aydınları- medeniyeti sadece teknolojiye inhisar ettiler. Bilim ve teknoloji medeniyetmiş gibi anlatıldı ve anlaşıldı. Hâlbuki bilim ve teknoloji tek başına medeniyet değildir. Medeniyet bir manzumeler ve bir sistemler bütünüdür. Bu sistemler bütünü bir araya gelince ancak o kültür medeniyet hâline dönüşebiliyor. Medeniyet hâline dönüşmek de yetmiyor. Medeniyetin ayakta tutulması da çok önemlidir. Çünkü medeniyetin uzun ömürlü olabilmesi için dayandığı temellerin çok sağlam, geniş ve çok kapsamlı olması gerekir.

İzninizle genel olarak medeniyet tasavvurunun dayandığı bazı noktaları arz etmek istiyorum. Öncelikle ilk olarak medeniyetin kapsamlı bir dünya görüşü olmalıdır ve vardır. Yani insana, eşyaya, varlığa, hayata, Allah’a, ahirete, ölüme hâsılı kelâm ölüm ötesine dair birbiriyle bütünlük arz eden, bağlantılı olan ve birbirini tamamlayan bir dünya görüşüne sahip olması gerekir. Bütün medeniyetlerde bu dünya görüşü bu sağlamlıkta var mı? Yok! Ama o medeniyetin uzun ömürlü olabilmesi buna, yani dayandığı temellerin sağlamlığına bağlıdır. İkincisi güçlü bir değerler sistemi olmalıdır. Toplumun bütün katmanlarına inen ve bireyin ruhuna sirayet etmiş bulunan ve toplum içerisinde geçerli olan bir değerler manzumesi bulunmalıdır. Ancak değerler manzumesi tamamıyla sabit bir şey değildir. Bir kısmı sabittir ancak değişken olan tarafları vardır. Çünkü hayat sürekli değişiyor ve dünya sürekli bir değişim içerisindedir. Bu değerler sistemi ile hayatın değişen konumunun uzlaştırılması, birleştirilmesi lâzım gelir. Yani sabit değerlerle değişken değerler; sabit değerler insani değerler olduğu zaman çok güçlü olamıyor. Çünkü insan varlığı bütünüyle kapsayamıyor, her şeyi anlayamıyor, geçmişi, geleceği ve bu günü bir bütün içerisinde algılayamıyor. Bunun için insanüstü bir kaynağa yani vahye, dine veya insan ötesi bir yardıma ihtiyaç duyuyor. İşte bunu da din sağlıyor, vahiy sağlıyor. Demek ki medeniyetin uzun ömürlü olabilmesi, sağlıklı değerler ortaya koyabilmesi için bir sabit sistemi bulunmalıdır ki doğru, gerçek ve sahih bir vahye istinat etmelidir. Genellikle dinlerin birçoğu kendilerinin vahye istinat ettiğini söylerler. Ama bu vahyin rasyonel, objektif ve pratik verilerle de örtüşerek doğrulanır olması lâzımdır.

İkincisi değişken değerler beşeri değerlerdir. İnsanoğlunun kendi varlık yapısı, hayat tarzı, hayatın şekilleri içerisinde bir takım değişen değerler üretir. Esas olan medeniyet kuracak iradeyi sağlayan şey bu değişen değerlerle değişmeyen değerler arasındaki bağlantıyı kurabilmektir. Yani beşeri olan akılla ilahi olan vahiy arasında ortak nizamı, bağlantıyı ve sistemi sağlamaktır. İşte en büyük sıkıntıyı da burada çekiyoruz. Kimi düşünce sistemleri, kimi anlayışlar diyelim vahyi esas aldığını söyleyerek hayatı unutmaya çalışıyor, kimisi de hayatı esas aldığını söyleyerek vahyi unutmaya çalışıyor. Önemli olan bu ikisi arasındaki dengededir. Birinin lehine ötekini feda ettiğinizde topal bir yürüyüşe sahip oluyorsunuz.
Medeniyetin üçüncü dayanağı ve göstergesi yoğun bilgi birikimidir. Bilgi birikimi olmadan medeniyet inşa edemezsiniz. Yani yaşadığınız dönemin bilgilerini sağlıklı ve doğru olarak ya üreteceksiniz ya da alacaksınız. Üretirseniz medeniyetinize kendi renginizi verirsiniz, alırsanız almış olduğunuz medeniyetin birtakım özelliklerini ister istemez kendi bünyenize adapte edersiniz.

Bilgi de yetmiyor Aziz Dostlar,

Bu yüzden dördüncüsü ileri bir teknoloji, yani bilginin hayata intibak ettirilmesi lâzım. Bunları niçin anlattığımı konuşmamın sonunda arz edeceğim. Bilginin hayata intibak etmesi güncel olaylara, güncel hayatın içine sokulabilmesi için teknik verilere dönüştürülmesi ve aktarılması gerekir. Bilgi ile teknolojiyi iç içe girdiremediğinizde, yani bilginizi hayata indiremediğiniz zaman bir süre sonra fildişi kulelerde gezinmeye başlıyor ve o bilginin havası içerisinde soyut tartışmaların içerisinde kaybolup gidiyorsunuz. Sadece teknoloji bu her şayi esas alan 19. Yüzyıl Osmanlı İslâm ve Türk aydınlarının hep tutkun oldukları şey “bilim ve teknoloji eşittir medeniyet anlayışı” idi. Bu anlayış bizi son yüz elli yolda badirelerden badirelere soktuğu gibi bu günkü çıkmazların temellerinden birini oluşturdu.

Bunlar da yetmiyor. Yine medeniyetin oluşabilmesi için gelişmiş bir ekonomi gerekiyor. Ekonomik hayatın aşağıda olduğu bir ortamda da bilim ve teknolojinin yükselmese mümkün değildir. Bilim ve teknolojinin yükselemediği bir yerde medeniyet inşa etmeniz de kurabilmeniz de mümkün değildir.

Bütün bunlardan başka medeniyetin temel dayanaklarından altıncı bir unsur olarak çoğulcu toplum yapısı geliyor. Kültürler her toplumun, her grubun kendisine ait özellikleri ve hususiyetleri taşır. Ama bu öteki topluma, öteki gruba, öteki bölgeye ye ulaştığı zaman çok bir anlam ifade etmez. Bizim için çok güzel olan bir yemek Amerikalı için güzel olmayabilir. Çoğulcu yapısı olmayan medeniyetlerin kültürlerin ayakta durması medeniyet kurması mümkün değil.  Farklı anlayışların, farklı değerlerin, farklı inançların, farklı bakış açılarının bir araya gelerek birlikte yeni açılımlar getirmesi önemlidir. Böyle olduğu zaman o kültür bir medeniyet hâline dönüşebiliyor. Medeniyetin en temel göstergesi çoğulculuk ve ötekine saygıdır. Çoğulculuğun ve ötekine saygının olmadığı yerde, tarih bize gösteriyor ki, medeniyetten bahsetmemiz mümkün değildir.
Bir başka önemli temel de iyi işleyen devlet düzenidir. Çünkü medeniyet bir sistem demektir, her bir akışın belli bir rotada yürüten bir düzen demektir. Bunu sağlayacak olan da devlet aygıtıdır. İyi devlet düzeni olmayan toplumların, kültürlerin medeniyet inşa etmesi de mümkün olmamaktadır. Medeniyetin olmazsa olmaz en temel özelliklerinden birisi çoğulculuk diğeri de adaletli yönetimdir. Zaten bizim medeniyetimizin temellerine veya unsurlarına baktığımız zaman bunları göreceğiz.

On tane sıralamaya çalıştım. Dokuzuncusu düzenli şehirciliktir. Medeniyetin en önemli göstergelerindendir şehirli olma hâli. Şehir bizi yoğurur, şekillendirir, ruhumuzu, bünyemizi her şeyimizi o şekillendirir. Her medeniyetin kendine özgü bir şehir yapısı vardır. Antik çağ medeniyetlerinin kalıntılarının olduğu yerlere gittiğim zaman örneğin Bergama’ya, Efes’e, Nemrut’a gittiğiniz zaman oradaki şehrin topografyasından, o şehrin yapısından düzenine, yer tercihine kadar farklı bir hava hissediyorsunuz. Ortaçağ şehirlerine geldiğiniz zaman çok daha farklılıklar görüyorsunuz. Her şehrin bir ruhu vardır. İslâm Şehri’nin bariz özellikleri, işte bu içinde yaşadığımız şehrimizde ne yazık ki o özelliklerin birçoğunu yitirdik. O ruhu yakalamamız lâzım. O ruhu yitirdiğimiz zaman beton, betonarme gökdelenler inşa ediyorsunuz ve orada insan artık zelil ve hakir olarak yok olup gidiyor.

Medeniyetin onuncu göstergesi de rafine bir sanat ve estetik kaygısıdır. Sanatın ve estetiğin olmadığı yerde de medeniyet gelişmez. Sanat deyince bunun içerisine mimari de, güzel sanatlar da, hat sanatı da, musiki de dâhildir. Sanatın ve toplumun her türlü ürünlerinin en güzel şekilde geliştirilmesi bir medeniyeti inşa eder.

Değerli arkadaşlar

Bizim medeniyetimiz üç yüz yıl öncesine gittiğimiz zaman saydığımız hususların hepsine sahipti. Fakat kaderin bir cilvesidir, zamanla İbn-i Hâldun (Allah rahmet eylesin) medeniyetlerin periyodik sistemini ortaya koymuştur ve o sistem içerisinde kaçınılmaz son her zaman gelecektir. Ama önemli olan o medeniyetin içerisinden çıktığı kültür havzalarının yeni medeniyet birikimlerini, yeni medeniyet nüvelerini de beraberinde taşıması gerekir. Bu bakımdan da medeniyetlerin belirli bir süre ömrü vardır, fakat güçlü medeniyetler yıkılsalar da yeniden canlanmayı başarabilirler. İşte bizim medeniyetimiz bunu yapmıştır ve bunu yapmaktadır ve bizim bu gün bu medeniyeti yeniden idrak etmemiz lâzım. Ben idrak eksikliği olduğunu düşünüyorum. Yani davranışlarımızı, ilişkilerimizi, İslâm dünyasındaki ve kendi ülkemizdeki olayları dikkate alarak baktığımızda bu medeniyet idraki kaybının büyük bir yara olduğunu ve onulmaz bir bilinç kaybına vesile olduğunu, o bilinç kaybının da adını değiştirebiliriz, şeklini değiştirebiliriz ama kaderini değiştiremediğimiz çok açıktır.

Aziz dostlar,

Bu çerçevede TASAM’ın hazırlamış olduğu bu program son derece önemli ve bir o kadar da anlamlı. Ama bunun altının iyi doldurulması lâzım. Sekiz senedir dedi Sayın Başkan ama ben bu projeye bu gün bu vesile ile muttali oldum. Daha evvelden pek bilgim yoktu. Topluma yayarak, katmanlara yayarak istişareyi genişleterek bu projeyi sağlam ve geniş temeller üzerine inşa etmek gerekir.
Bizler bu saydığım özelliklerin büyük bir bölümüne sahip olan köklü bir medeniyetin sahiplerinin torunlarıyız. Medeniyetimizin inşaya değil ihyaya, yeniden yapılanmaya ve günün şartlarına adapte edilmeye ihtiyacı vardır. Çünkü inşa yeniden yapmadır. Bizim yeniden yapmaya değil, onu yeniden canlandırmaya ihtiyacımız var. Çünkü son derece sağlam ve bu temeller de ortada duruyor.

Sözü daha fazla uzatmadan bu çerçevede Medeniyetler İttifakı ile de ilgili birkaç cümle söyleyerek sözlerime son vermek istiyorum.

Değerli Dostlar,

Medeniyetler İttifakı ne yazık ki ülkemizde siyasi arenada heba edilmeye çalışılan bir girişim ve bir oluşum hâlinde ortaya çıkmıştır. Aslına bakacak olursanız –ki ben bu inançtayım- Medeniyetler İttifakı Türkiye’nin önünü açacak ve Türkiye’yi Dünyada daha saygın bir konuma yükseltecek temel girişimlerden birisidir. Medeniyetler İttifakı girişimi küresel bir insanlık projesidir. Yaşanan dramların, medeniyetler arası çatışmalardan ve medeniyetler içi boğuşmalardan doğan dramların temel çözüm yolu yeniden bir medeniyet şuurunun ve idrakinin yaygınlaştırılmasından geçmektedir. Bu hem Müslümanlar olarak bizim için böyledir, hem ülkemiz için Türkler olarak böyledir hem de bütün dünya için böyledir.

Medeniyetler İttifakı girişimi 2005 yılında kurumsallaştı ve kısa zamanda büyük bir itibara da mazhar oldu. Günümüzde 150 ülke, 20 uluslararası kuruluş Medeniyetler İttifakı Projesi’nin içinde yer alıyor. Ve bunlar Medeniyetler İttifakı ile ilgili değerlendirmeleri yakından izliyorlar. Yalnız sıkıntı şuradan doğdu Birleşmiş Milletlerin yapısı çok hantal, işleyişi zor ve biraz da sıkıntılı olduğundan Medeniyetler İttifakı da o hantal dişliler arasında kendine yer bulmaya çalışıyor. En büyük sıkıntımız oradan geliyor. Bu arada da tabii siyasi arenada Sayın Cumhurbaşkanımızı bir yerler zaafa mahkûm edebilmek için Medeniyetler İttifakı Projesi ile Büyük Ortadoğu Projesi ve Dinler Arası Diyalog Projesi’nin iç içe girdiğini ve bunların aynı şey olduğu iddiası yaygınlık kazanıyor. Yaygınlık kazanmanın ötesinde bu inanca, bu şuura yani İslâm medeniyeti şuuruna sahip kişilerin pek çoğunda da bu kafa karışıklığının var olduğunu görüyoruz.

Medeniyetler İttifakı Projesi ile Büyük Ortadoğu Projesi’nin hiçbir alâkası yok. Dinler Arası Diyalog Projesi ile de hiçbir alâkası yok. Ama Dinler Arası Diyalog’taki “diyalog” kelimesine takılarak kültürlerarası diyaloğu, medeniyetler arası diyaloğu, insanlar arası diyaloğu yok sayacak olursanız o zaman dünyada sizi dinleyecek kimse bulamazsınız. Onun için diyalog zaruridir. Medeniyetler İttifakı bu zaruretten, bu diyaloğu sağlamak üzere kurulmuştur.  İki şanssızlığı var. Bunlardan biri ittifak sözcüğü Medeniyetler İttifakı kavramsallaştırması kullanılırken çok tartışıldı. O zaman bu işin içerisinde olan Mehmet Aydın hoca bu işin içerisindeydi, ben henüz dâhil değildim. Mehmet Beyin ifadesiyle medeniyetler sözcüğünü Avrupa ve Amerika’ya kabul ettirebilmek için günler geçmişti. Çünkü onlar nereden çıkıyor bu Medeniyetler kavramı? Tek medeniyet var ve o da Batı medeniyeti diye savunuyorlardı. Çok değil bundan 8 - 10 sene evvel benim çıktığım televizyon programlarında hariciyecilerimizden tutun da siyasilerimize kadar hepsi şunu söylüyordu “medeniyetler nereden çıktı! Tek medeniyet var o da muasır Batı Medeniyeti” diyorlardı. 70 senedir dünyada medeniyetler sözcüğü kurumlara da girmiştir, tarihe de literatüre de girmiştir.

Tek medeniyetin olmadığını aklı başında bütün insanlar kabul ediyorlar. Ama bizimkiler bunu hâlâ tek bir medeniyet anlayışı içerisinde yürütüyorlardı. Avrupa ve Amerika’da da buna dair yaygın bir kanaat vardı. Buradaki ittifak kavramı hiçbir şekilde bir medeniyetin diğer medeniyetin içerisinde eritilmesi veya bir iç içe girmesi değil birlikte ortak değerler inşasında ve barışın temini hususunda beraber etmektir. Bunun yanı sıra Medeniyetler İttifakı ile ilgili bir başka büyük yanılgı da İspanya’nın bundan çekildiği ve İspanyolların bu işten uzak kaldığı için Medeniyetler İttifakı’nın durduğu propagandasıdır. Böyle bir şey yok. Bu da bir yalan ve dezenformasyondur.

İspanya’nın mevcut başbakanı Mariano Rajoy seçimlerden evvel “biz gelirsek Medeniyetler İttifakı’nı rafa kaldıracağız” diye beyanatlar verdi. Sonra seçim zamanı yaklaşınca iktidara gelme ihtimali belirince söylem değişikliğine giderek seçimler öncesinde ne kaldıracağına ne de destekleyeceğine dair en küçük bir vurgu yapmadı. Seçimleri kazandıktan sonra söylediği şu oldu: “Bu bir devlet politikasıdır. Hükümet politikası değildir. BM projesidir. Dolayısıyla biz bu projenin içerisinde yer alacağız.

Katar ve benzeri birkaç ülke keşke İspanya çıksa da eş başkanlığını biz alsak diye çok çalıştılar, bildiğim için söylüyorum. Fakat İspanya kesinlikle bundan çıkmadı. Ekonomik kriz döneminde yılda 1 milyon dolar olan BM’ye bağışını 500.000 dolara indirdi. Daha sonra bunu arttırdı. Başbakanlar seviyesinde olan katılımlarını Dışişleri Bakanlığı seviyesine çekti. Bu gün de Medeniyetler İttifakı’nda İspanya daha da fazla rol almak istiyor. Çünkü 127 ülke ile bağlantı kuracak olan bir bağlantı noktası olarak görüyor ve buna göre de ticaretini, ekonomisini ve siyasetini buna göre yönlendirmeye çalışıyor.

Bizim Medeniyetler İttifakı Türkiye olarak yaptığımız birkaç hususu da arz edeyim; Bu medeniyet sözcüğü belirsizlik ifade eden bir sözcük. Konuşmamın başlarında söylemiştim medeniyet sözcüğünün altı sağlam doldurulmadığı zaman havada boşlukta gezen medeniyetler çatışması tezine de zemin hazırlayan medeniyetler buluşması tezine de imkân veren bir sözcüktür. Batının bize üç yüz senedir empoze ettiği o emperyalist anlayışının yerine küresel, insani, ahlâki ve evrensel değerleri ön plana tutan ve özgün değerler manzumesine sahip yeni bir medeniyet konsepti ve tasavvuru ortaya koymak gerekecekti. Biz bunun için Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin bir kuruluşu olarak Medeniyetler İttifakı Enstitüsü’nü kurduk. Burada temel dört dilde lisansüstü eğitim veriyoruz. Şu anda 26 ülkeden 100 civarında öğrenci var. Her yıl 20 öğrenci yüksek lisansa 10 öğrenci doktoraya alıyoruz. Aldığımız öğrencilerin yarısının Türkiye’den yarısının da Türkiye dışından olmasına özen gösteriyoruz. Türkçe, Arapça, İngilizce ve İspanyolca eğitim veriliyor. Enstitü’de medeniyet konseptinin oluşumundan medeniyetler arası ittifaka kadar değişik konularda dersler veriliyor. Bunun dışında Batıya Doğru Akan Nehir diye benim yaptığım bir belgesel dizisi oldu. Türkçesi 20 bölümlü.

Bir de yedi saatlik yedi bölüm hâlinde East to West adıyla aynı belgeselin uluslararası versiyonunu yaptık. Belgesel şu ana kadar dünyada 42 televizyon kanalında yayınlandı. Bunların içerisinde Fransız – Alman kanalı Arte, İtalyan kanalı Rai, Amerika’da kültür kanalı Simitsonyun ve dünyanın değişik televizyon kanalları. Geçen ay sadece Almanya’nın en büyük devlet kültür kanalında Fonx’de bu yedi saatlik belgeseli iki gün üst üste akşam altıdan gece bire kadar aralıksız yedi saat verdi. Çünkü medeniyet problemi bu gün dünyanın her tarafında tartışılan güncelliğini koruyan bir problemdir. Sadece Fransa’da tek bölümünün bir günlük izlenme raporu bana geldi 900.000 kişi izlemiş. O zamanki Fransa’daki toplam televizyon izleme sayısının yüzde beşine ulaşmış. Türkiye Radyo Televizyon Kurumları da yayınladı. Milliyeti biz kendi sahip olduğumuz değerler manzumesi içinde bir bütünlük hâlinde ortaya koyduğumuz zaman insanlığa verebileceğimiz en büyük hediye budur. Çünkü bizim buradaki şu saydığım on konuda bu hususların hemen hemen hepsinde çok özel, çok özgün, çok değerli ve insanlığa ulaştırmamız gereken mesajlar vardır. Bu bakımdan medeniyet idrakini canlı tutmak, medeniyet bilincini yaygınlaştırmak ve yeni bir medeniyet şuurunun oluşması için çalışmak bu arada kendi medeniyetimizin birikimlerini güzelliklerini –tabiatıyla eksiklerini de- ortaya koyacak değerlendirmeler yapmak siz bilim adamlarının bu konuyla ilgilenen sosyal bilimcilerin görevidir.

İnşallah bu çalışmalardan bu hususta güzel neticeler çıkacağını ümit ediyorum ve TASAM’ı bu yaptığı çalışmalardan dolayı tebrik ediyor hepinize saygılarımı sunuyorum.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3263 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3263