Schengen’in Hazin Sonu
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 13.11.2015
Schengen’in Hazin Sonu
1970'li yılların çalkantılarını birlikte atlatmayı başaran o zamanın Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeleri, aralarındaki ilişkileri daha sıkı fıkı hale getirmek için tasarladıkları, serbest dolaşım veya sınırsız Avrupa’yı, önce ortak standardlar geliştirerek  mal ve hizmet serbest dolaşımı ile sağlamışlardı. Avrupa Gümrük Birliği ve Avrupa Ortak Pazarı zaten önce  bu iki kaide üzerine oturtulmuştu.

Çatısı Olmayan Binanın Dört Taşıyıcı Duvarından En Önemlisi
Topluluk, sermayenin serbest dolaşımı ve Ortak Para Politika’sı uygulamalarını hayata geçirmezden önce, sınırsız Avrupa düşüncesinin üçüncü kolonu-kaidesi olan insanların serbest dolaşımını, 14 Haziran 1985 de imzalanan Schengen anlaşması ile inşa etti Aslında 1995 yılına kadar pek de uygulanamayan Schengen ortak sınırları, tedricen yürürlüğe girerken zaten baştan bu işe razı olmayan İngiltere, İrlanda’ya mukabil, Norveç, İzlanda ve İsviçre, zamanla, denetimsiz sınırlarla gelebilecek hareketlilikten fayda umduğu için sisteme katıldı. Şimdi her biri bin pişman olmalı. Vize sistemlerinin de uyumlaştırılması ile artık olgunlaşarak 1990 sonrasında basit bir Ekonomik Topluluktan, daha derli toplu bir Avrupa Topluluğuna dönüşen o tarihteki 12 üyeli coğrafya, Schengen sayesinde, iç sınırlarda gümrük denetimlerini sona erdirdi ki, insanlar pervasızca gidip gezebilsin, gezip görebilsin ve daha da önemlisi emeklerinin daha değerli olduğu yerlerde çalışabilsin.

Tek Devlet Olamadan Çok Millet Aynı Sınırlar İçinde
Halihazırda 26 üyeli bir sınırsız veya ortak sınırlı alanı temsil eden Schengen bölgesi 4.4 milyon km karelik ve 400 milyon nufuslu bir alan olarak, ABD yi sollamış durumda. Üstelik Roma anlaşmasının en önemli hedefini temsil ediyor olması, Schen anlaşmasını, daha sonra imzalanan, Maastricht, Amsterdam, Kopenhag, Lizbon ve Nice  anlaşmaları gibi tüm önemli anlaşmalar için temel referans haline getirmiştir. Gerçekten bu anlaşma bir çok ayrıntılı uygulamanın önünü açmış, vizeler, üye ülke dış temsilciliklerinden verilse bile, uygulamalarda aynı esaslara riayet edilmeye başlanmıştır. Beraberinde zorunlu olarak getirdiği ortak polis eğitiminden, ortak denetim standartlarına kadar, ortak kara, deniz ve hava taşımacılığı da önemli olmuştur. Ulaştırma altyapısı ile trafik kuralları  üst yapısının ortak kurallara göre belirlenmesi açısından ise yine Schengen bir milad olmuştur.

Ah o Schengen’li Günler Ne Güzeldi!
Avrupa bütünleşmesinin AET dan AB ye uzanan yolculuğu boyunca hep “yabancılar” konusu, sorunu ve tartışması olmuştur. Aslında Schengen göçmen işçi sorununun çözümünü de nispeten kolaylaştırmıştı. Ama hiç kuşkusuz en büyük faydası, Danimarka’da tren garından kalkan bir vagon’un Oresund köprüsünden geçerken içindeki AB vatandaşlarının kendilerini hala vatanlarında gibi hissetmelerinde görülmüştü. Tabii küstah Alman işçilerinin İspanya’nın Mayorka’sına evleri gibi gidip evlerinde yapmayacaklarını yapmaları veya Çek Cumhuriyetinin güzelim Karlovi şehrine gidip, Çek biralarını içip, içip, şehirin kendisinden daha güzel Çek kızlarına sataşmaları, İspanyolları ve Çek’leri pek kızdırıyordu. Ama nimeti, külfetinden fazla olan Schengen’in bu açmazına çar na çar rıza gösteriyorlardı. Zaten kaçak göçmenlerin yakalanması ve sınır dışı edilmesi de başta o kadar sorun yaratmamıştı. Ama iş, Afrika’nın aç, sefil insanları yanı sıra, Orta Doğu mültecilerinin, kara ve denizden başlattığı akınlara gelince, Schengen’e  karşı ses tonları değişmeye başladı. “Soruna kim muhtap ise o çözsün” önerileri önce en fazla İtalya ve İspanya’yı rahatsız etti. Ama fiiliyattaki iki vitesli AB nin güçlü vitesi olan Almanya’nın isteklerine bir süre razıymış gibi gözüktüler.

Unutulan hep  İnsanlıktı. Şimdi Yine İnsanlık
Bırakınız Suriye’li mültecileri, ben 2001 Makedonya – Arnavutluk savaşında, İtalya’ya kaçan Arnavut’lara, o tarihte bir G-10 üyesi olan İtalya’nın sıcak kahve ve ekmek veremediğini hatırlarım. Yine bırakınız mültecileri, AB üyesi olan Macaristan ve Romanya’dan İtalya ve Fransa’ya giden Roma halklarına, bu iki ülkenin nasıl davrandığını siz de hatırlayın lütfen. Tabii şimdi önce patlatılan Irak, sonra patlatılan Libya ve 2011 den sonraki en büyük infılak olan Suriye’den kaçan mültecileri neyin beklediğini anlamak için, müneccim olmaya gerek yok. İstenmeyen insanlara karşı, Sehengen duvarları yeterince kalın olmayınca bir kere daha “ulusal sınırlar” kıymete binmiş durumda ve ”her ülke kendini bu akından, kendi başına korusun” henüz ilga edilmeyen Shengen’i fiilen askıya alan bir uygulama.
 
Mukaddesat ve Muktesebat
İnsanlık,  Avrupa değerlerinde herşeyin üzerinde olan bir şey. O meşhur “insan hakları evrensel beyannamesi” ni bila kaydı şart kabul eden Avrupa coğrafyasının,  “insanca yaşamak” denince ilk akla gelen yerlerden biri olmasının nedeni de bu zaten. Yani insan ve insanlık bir anlamda Avrupa’nın mukaddesatı. Ama şimdi, Avrupa Muktesebatı(Acquis Communautaire) nın mütemmim bir cüzü olan Schengen’in, kapıları kapatmak için rafa kaldırılması, insanlığın zor zamanlarda belli olduğunun bir kez kez daha ispatı. AB, geçici bir süre için de olsa hem mukaddesat, hem muktesebattan fire vermekte. Süre ne kadar geçici onu da bilemiyoruz. Çünkü iş yeni başladı sayılır.

Shengen Öldü; Yaşasın Schengen
Artık her Schengen ülkesi sıra ile sınır kapatıp, sıkı denetimler uyguluyor. Macaristan, Rmanya ve Polonya’ya ahlak dersi veren ülkeler, şimdi kendi sınırlarının telaşında. Üstelik giderek her seçimle sağcı, yabancı düşmanı partilerin iktidara gelmeye devam ettiği AB ülkeleri için bir daha Schengen’i diriltmek mümkün olabilir mi emin değilim. Ama bir bildiğim varsa o da sel gibi, sağanak gibi gelen mülteci akını, AB nin ve ABD ’nin önce Irak’ta başlattığı,  Libya’da sürdürdüğü ve Suriye’de tetiklediği hayasızca akın yanında çok ama çok masum. Schengen’in bu hazin sonu bile o her gün ölüme koşan insaların sonu kadar hazin değil.

 
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC