Bir “İleri Karakol” Sohbeti ve Ötesi
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 31.10.2015
Bir “İleri Karakol” Sohbeti ve Ötesi
Geçtiğimiz hafta TASAM olarak iki kez, iki ayrı Çin heyetini ağırladık. Önce üyelerinin yaş ortalaması bir hayli genç bir düşünce kuruluşu geldi. Birlikte taam ederek  görüşmeye başladık. Tanışmayı bir sofra etrafında başlatmak  iyi bir fikirdi. Önce gündemsiz ve gayri resmi sohbetle, karşılıklı niyet ve ilgi testi yaptık. Birinci aşamadan başarı ile geçtikten sonra başlayan oturumda, pratik, pragmatik yöntem ve hamlelerle, Çin-Türkiye işbirliğinin ulaşabileceği rakımı ölçmeye çalıştık.

“İleri Karakol (Outpost)” Sözcüğünün Çağrıştırdığı Boyut
İngilizceden yaptığım kavram çevirisinin ruhu ister istemez, önce güvenlik ve askeri bir boyut çağrıştırmakta. Aslında Çin, “dört nala gelip uzak Asya’dan, bir kısrak gibi Akdeniz’e uzanan” bu topraklarda,  böyle bir karakola sahip olmak için kimbilir neler, neler vermezdi! Ama ne böyle bir şeyin adı ve tasavvuru söz konusu oldu, ne de zaten olabilirdi. Nerede durduğu ile ilgili bir kafa karışıklığı olan bugünkü Türkiye bile, hâlâ bir NATO üyesi ve AB üye adayı olduğunun farkında. Ama Rusya artık nasıl bir Akdeniz ileri askeri karakolu’na, hem de kalıcı olarak sahip olduysa, gün ola, harman döne Çin de böyle bir düş görmeye başlayabilir. Güney Çin denizinin siyasi suhunet derecesine pek alışık olan bu dev ülke Akdeniz’in kaynama noktasından mı çekinecek? 

Ama bu Başka bir “İleri Karakol” Düşüncesi; En Azından Şimdilik    
 5000 yılı aşkın uygarlık tarihinde, nice sıcak ve soğuk savaş gören Çin’in elbette böyle bir beklentisi veya talebi yok. Zaten “karakol” güvenlik sıfatından başka aldığı başka sıfatlarla önem kazanıyor ve hani tutarsa,  önemli olabiliyor. Aklıma gelen bir kaç sıfat var. Teknolojik, bilimsel ve sınai ileri karakol. Ama genç ve dinamik Çin heyeti, bir başka “ileri karakol” terennüm etti: Türkiye’de bir imalat “ileri karakol”undan bahsetti. Kavramın altını oyup, içine bakmak için çaba sarfetsem bile ser verip, sır vermeyen Çin heyeti, konunun ayrıntısına girmedi. Ama yine ısrarla, bunun için Çin’in ne gibi bir talebi olacağını öğrenmek önemliydi.  Cevapları hayli  ilginçti.

“Ulusala Denklik” (National Treatment) ten Öte Ne Gerekli?
Genç heyetin Türkçe de bilen akademik kökenli üyeleri, Çin’in, Türkiye’den aslında  WTO kurallarından biri olan “ulusala denklik”(national treatment) den öte bir ekonomik, mali, ticari veya siyasi taviz beklemediğini, gösterilebilecek herhangi bir kuruluş yerinde başlatacakları, bir serbest liman, serbest bölge ve/veya nitelikli sanayi bölgesi (qualified industrial zone) ile başlayabilecek bir faaliyetin, her iki ülke için de karşılıklı kazanç sağlayacak bir gelecek vaad edeceğini söylediler. Kısıtlı bir zaman içinde, hali hazırda Türkiye’de Çin’in sürdürmekte olduğu ekonomik faaliyetler konusunda heyetin ya yeterince bilgisi yoktu veya duraksayan bu faaliyetler konusunda fazla bir şey söylemek istemediler.
 
Ancak bir Koşulları Olduğunu İlave Etmekten Çekinmediler
“Türkiye’nin fevkalade bir coğrafi konumu var” dediler. Göğsümüz yine kabardı. Etrafımızdaki ateş çemberine girmeyi bir sonraki heyete bırakmış olmalılar ki hemen, Çin’in bu coğrafi konumda yapabileceği pek çok  şey olacağını, imalatı buralara kaydırmanın, Türkiye ve Çin’e ortak kapılardan geçme olanağı sağlayacağını söylediler. Ama dediler, “sakın ola özerk Uygur bölgesinin içini karıştırmayın. O bizim kendi sorunumuz, geri kalmasında, bu özerklik  satatüsünün, öğrenmeyi reddettikleri Çince’nin ve Çin ileri eğitiminden yararlanmayı reddetmenin yarattığı bir bölgesel kalkınma eksikliği sorunu var. Karıştırmayın işleri, arı kovanına sakın çomak sokmayın. Özellikle buna dini ve etnik boyutlar katmayın. Biz Başkanımız Xi Jinping   söz verdiği gibi, orada büyük yatırım hamleleri başlattık. İş ki, bölgesel kalkınma planlarımızı uygulamamıza izin versinler”.

Suların Test Edilmesinden, Birlikte Su İçmeye
Mutlaka Çin’in Türkiye’de yapabileceği çok şey var. Koşullu veya koşulsuz, Türkiye’nin bunlara hangi ölçüde sıcak bakacağı veya bakabileceği de önemli. Ama Cuma günü gelen, daha çok resmi kimliği olan heyetle, birincinin tersine, önce yuvarlak masa toplantısında konuşarak  işe başladık. İlk toplantının sağladığı antrenman ile vurgulanan “ Türkiye’nin, Çin’in hassasiyeti olan konu ve konumlarda herhangi bir müdahalesi olmadığı ve olmayacağı” hususları, konukları biraz rahatlatmış olacak ki merak ettikleri konuları, sıra ile sorup, aynı sıra ile cevap aldılar.
Açıkçası merak ettikleri konuların başında, Türkiye’de, Trans Pasifik ortaklığı ve Çin’in bunun dışında bırakılmış olması ile ilgili olarak şekil bulan düşünce ve izlenimleri öğrenmek  geliyordu. Ama sonra mülteciler sorununu,  Rusya’nın Suriye müdahalesinin kısa ve orta vadeli etkilerini ve G-20 zirvesi başkanlığının Türkiye için ne ifade ettiğini öğrenmek istediler. Çeşitli yönleri ile yapılan tartışmalar bizi suların test edilmesinden, aynı sürahiden birlikte su içmeye kadar götürdü. Yemek boyunca konuların ince ayrıntılarını samimiyetle konuşmaya devam etme fırsatı bulduk. 

Cevaplanmayan Soru ve Bir İhtimal
Çin, beklentileri coğrafi ve demografik boyutları kadar büyük olan bir ülke. ‘Standart’ları ve iş yapma anlayışı oldukça farklı. Ama verdiği izlenim, uzlaşmaya yarı açık-yarı kapalı olduğu. Küre ile koşullu bütünleşme (örneğin WTO üyeliği koşullu verilmiştir) imkânı bulunan bu ülke, iş yapmak veya işi ilerletmek için, kendisi de koşul talep ediyor. Kendisine 2000 yılında WTO tarafından  empoze edilen koşulun mesnedi, ister istemez, talep ettiği koşula da gerekçeli zemin hazırlıyor.

 TPP düzenlemesinin dışında kalmış olması, onu Afrika, Orta Doğu ve Batı Balkanlar’da zaten başlatmış olduğu hamleleri hzılandırmaya itiyor. Onun için Orta Doğu’da daha fazla yer almaya ve bunu Türkiye ve İran üzerinden yapmaya hazır. Yine de Asya’daki önemli müttefiki Rusya ile Suriye’de hangi koşullarda ve ne kadar işbirliği yapabileceği konusunda öğrenebildiğimiz fazla bir şey olmadı. Ama benim düşüncem o ki, günün birinde ateş söner, kan durursa Çin, Türkiye’ye ucunu gösterdiği o “imalat ileri karakolu”nu Suriye’de inşa edebilir. Gönderdikleri söylenen geminin dumanı iki Süveyş’ten birinde henüz görünmedi. Eminim bu kanalların birinden bir gün, “masum geçiş hakkını” (Birleşmiş Milletler –UNCLOS Md:17) kullanarak geçecek ve Suriye’nin bir limanına demir atacaktır.  Ama bu “ileri karakol”un Akdeniz’e kaymayacağı anlamını taşımıyor.
 
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC