Suriye’de Geçiş! Belirsizliği ve Çözüme Dair
Altan ÇETİN
Prof. Dr. Altan ÇETİN
Yayın Tarihi : 30.10.2015
Suriye’de Geçiş! Belirsizliği ve Çözüme Dair
Suriye’de diplomasi nehri kaynamaya başladı. Viyana’da İran ve Mısır gibi bölge güçlerinin de katılımıyla küresel bir pazar kurulacak. Aktörlerden Rusya, Suriye’de hibrid bir savaşla ve vekaletçi unsurlar eşliğinde kutuplaştırılan bir güçler dengesinde Suriye’de sınırları tayine çalışıyor. Bunun karşısında NATO’dan itirazlar yükselmekte. Lakin Çin deniz gücünün Akdeniz’de Rusya ile birlikte görülmesi Suriye meselesinde yerel kutuplaşma ve parçalanma senaryoları kadar NATO karşısına ŞANGAY mı çıkıyor sorusunu da akla getiriyor. Burada, AB ve ABD’ye verilen mesajlar yanında bölgesel ve küresel dönüşümler, güç dengeleri değişimleri bakımdan yeni günlerin bizi beklediğini işaret ediyor.

Günümüzde yaşanan “hibrid savaşlar” var olan muhalefet veya üretilen muhalefet üzerinden hâkimiyet alanları oluşturup bölünmesi beklenen topraklar üzerinde vekâlet savaşı yürüterek ortamın parçalanma hazır hale gelmesini sağlıyor. Bu yolla küresel veya bölgesel güçler hedefteki zemin üzerinde vesayet kazanıp ilerideki müzakere ortamı için inisiyatif alanları yaratabilmektedirler. Suriye’de vekâletçi unsurların bu strateji üzerinde yükseltildiğini düşünmek vardığımız noktada yanlış olmayacaktır.

Bugün Suriye’deki itiş kakışın anlaşılması ve muhtemel sonuçların doğru tespiti için bu hususun gözden kaçırılmaması gereklidir. Suriye’de Rusya ve ABD, İran ve Türkiye gibi bölgesel aktörler arasında stratejik bir alana dönüşen yapılanmada rejim ve muhalifler yanında üretilen IŞİD ve PYD gibi unsurlar üzerinden ayrıştırıcı bir güç dengesi cereyan ediyor. Suriye’de alışıldık savaş ötesinde bir süreç yaşandığı ama bunun sonuçlarının ne olacağını öngörmenin başta Türkiye olmak üzere bazı ülkeler açısından önemi aşikârdır.

Yanan Suriye’deki ateş sınırlarımızı nasıl aştıysa, parçalanan Suriye’nin taşları da ülkemize meteor misüllü yağabilecektir.
Bir sosyal olay veya süreç incelenirken uzun-süreli bir açıdan dönüşümlerin ele alınması, buna ilave  olarak diğer etkileyici unsurların tetkiki, karşılıklı bağımlılıkların anlaşılması ve nihayet güç dengelerinin gözden geçirilmesi gerekir. Bu bağlamda, Suriye konusunda, Türk ve Rusya’nın yaklaşım farkları tarihi bir arka planda gerçekleşen süreçlerle alakalıdır. Doğrudan ve dolaylı sebeplerle aktüel olarak dönüşümler sürmektedir. Nihayet kesilme noktasına vardıracak açıklamalar devlet adamlarımız tarafından zikredilmeye başlanmıştır. Sovyet dönemi ve Rusya Federasyonu devirlerinde Suriye ile Rusya ilişkileri, Türkiye’nin aynı süreçte başka bir blokta kurduğu ilişkiler ağı ile her zaman çatışma potansiyeli taşımıştır. İlişkilerin ekonomi politiği bağımlılıklar açısından belirleyici ve ilişkilerde kompartmanist olmamızı sağlarken, güç ilişkilerinde NATO üyeliğimiz ve Rusya’nın Kırım ve Suriye tercihleri ilişkileri gerici niteliğinin genel çerçevesini çizmektedir.
 
Bu bağlamda, Suriye’de Rusya’yı anlamak adına stratejisinin önemli parçası olan hibrid savaşın çatışma potansiyeli taşıyan ilişkilere taciz edilen ve muhtemelen geçmişte düşürülen uçağımız bağlamında bakılması gerekebilir. Suriye’de parçalanmaya dair bir senaryo işleyecekse, Rusya kendi desteklediği, İran vasıtasıyla sahada yönlendirilen, Hizbullah gibi örgütlerle süren yapılanmanın egemen kılacaktır. Sahadaki bu ayrışmanın bir ayağı Rusya diğer bir ayağı ise ABD tarafında IŞİD bahanesiyle gerçekleşen PYD odaklı diğer bir kutuplaşma olacaktır. IŞİD ise her iki gücün de uluslararası hukuku aşıp sahada bu hibrid savaşı yürütmelerinin meşru vesilesi olarak bu sürecin aktörü olmayı müzakere bitip sonuç alınıncaya kadar sürdürecektir.

Suriye kördüğümü nasıl çözülecek? Kilidi kim nasıl açacak?
Bu soru son zamanlarda akılları meşgul ediyor. Göçmenlerin geniş alanlara taşan hareketleriyle daha gerçekçi olarak buradaki felaketin sesleri daha geniş bir alanda duyulmaya başladı. Sayın Cumhurbaşkanının son açıklamaları sahada devam eden şiddete rağmen diplomasi odaklı yeni gelişmeleri düşündürüyor. 

Suriye’ye dair son günlerde yeni gelişmeler söz konusu. Geçiş sürecine dair bazı yeni yaklaşımlar konunun uzun vadeli çözümü adına dillendiriliyor. Obama ve Putin meseleyi kendi aralarında ele alacaklar!!! Esed’in geçiş sürecinde yerini koruması bu cümleden ifadelerden. Bu durum yeniden diplomasi suyunun Suriye meselesine ısınacağını akıllara getiriyor. Süreçte, diplomasinin belirli kural ve prensipleri ve uluslararası hukuk tarafından korunan kuralların işleyip işlemeyeceği ve bu cümleden uluslararası temsilcilik ve iletişimi garanti eden kurumların işletilip işletilemeyeceğidir.  Stratejik planlar batağına dönen Suriye’de kuralların işleyip işlemeyeceği, çıkarların gölgesinde bu büyük anlaşmazlığın çözümlemede diplomasinin bir araç olup olamayacağı soruları; beş senelik diplomasi faciaları ile dolu bu ülke için düşündürücüdür. Anlaşmazlıklar gerçekten ortadan kaldırılabilecek midir? Değilse dostlar alışverişte görsün ortamında kurt kanunu mu işleyecektir?

Rejim, muhalifler ve sahada yeni ortaya çıkan unsurlar (PYD/PKK-IŞİD vb.) ortamında nasıl bir uzlaşı sağlanarak anlaşmazlıklar çözülebilecektir; sorunlar çözülerek şiddettin yaygınlaştığı ortamda unsurlar arasında iletişim nasıl sağlanacaktır; müzakere kimler arasında ve nasıl gerçekleşecek; buna dair kapsamlı programlar kimlerin garantörlüğünde nihayet bulacaktır? Bitmez sorular…

Bosna olayındaki gibi kan dursun da ne olursan olsuncu bir dayatma mı olacak, yoksa parçalanan Suriye’den bir yeni düzen mi çıkarılacaktır? Sınırlarımız dibindeki bu kaotik ortamda PYD-PKK yapılanması güçlenerek, IŞİD ile mücadele bahanesi ile tıpkı Ayn el-Arap’ta olduğu gibi de facto haller de jure durumamı dönüşecektir. Suriye diplomasi trafiğinde bu vekaletçi unsurlar masada yer alıp gidişatı ne kadar etkileyecektir soruları hep sisler arasından görünen kaosun düşündürdüklerinden. ABD’nin terör olgusunu yaraştıramadığı PYD’ye dair bedelleri kim ödeyecektir?

Suriye olayı, bir yandan savaş ve çatışma sürerken, düşmanlar ve dostların sürekli kendi arasında müzakere halinin yaşandığı bir süreci anlatıyor. Süreçte menfaat grupları! kendi aralarında Cenevre benzeri konferanslar silsileleri ile müzakerenin en önemli unsuru olan uygun mevsimi beklenmeye devam ettiler. ABD, Rusya gibi küresel aktörler yanında Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve İran Suriye üzerinde gerek toplantılar gerekse sahada gidişatı değiştirmek adına çaba sarf etmekteler. Lakin her halükarda IŞİD ve PYD yapılanmaları aleyhimize söz konusu gelişmelerin başını çekmeye devam ediyor. Bu süreç sonrası gerçek diplomasi süreci başladığında uygun mevsim geldiğinde nihai gelişmenin bizim nereye ulaştırdığını göreceğiz. Lakin geçmişteki başarısız müzakere süreçleri bazı anomalileri ortaya çıkardı.

Suriye müzakereleri başlayacaksa bu süreçte ‘başarısız müzakere’nin olumsuz sonuçları ve bedelleri tarafların reel bir sonuç almak için gayret etmesi yönünde teşvik ve hatta tehdit edici olacaktır. Bu müzakereler uzadıkça tarafların prestij kaybedecek olması, bunun siyasi iç politika yansımalarının olması, göçmenler sorunu gibi mücbir sebeplerin ışığında konunun uzamasının dezavantaj oluşturması sonuca ulaşmak adına önemli motivasyon kaynakları olacaktır. Bugüne kadar olduğu gibi, eğer çözüm sağlanamazsa sorunlar ve anlaşmazlığın çözülemeyeceği kanısı uzayan ve kördüğüm olan müzakerelerle birlikte güçlenecektir. Nihayet, taraflar sonuçlara ulaşamadıkça tahrikçi tepkiler ortaya çıkacak ve bunalım derinleşecektir. Bu da sulhun değil silahın sözünün geçmesi sürecini uzatacaktır. Gerek doğruda gerekse vekaletçiler vasıtasıyla sahaya müdahale eden güçlerin bunu yönlendirme imkanı olduğu göz ardı edilmemelidir.

Suriye’de olması istenen antlaşma ise, “uzlaştırma”da, tarafların güvenebileceği bir üçüncü taraf veya taraflar, beş yıldır devam eden çatışmalardaki temel meseleleri tespit etmek, bunu yaparken ise sahadaki gerginliği azaltmak, bu gerginliğin azalması ile çökmüş bir devletin eski vatandaşları olan unsurları doğrudan müzakereye girmeye teşvik etmek gayesiyle, anlaşmazlığın tarafları arasında, gayrı resmî ve resmî bir iletişim imkânı sağlamalıdır. Diplomaside “iyi niyet misyonu” olarak adlandırılan aracılık işlevi devreye sokulmalıdır; bu aracı/aracılar taraflara tavsiyede bulunmadan, mütekabil mesajları iletmelidir/ler. Nihayet, “araştırma komisyonu” görevi üstlenen üçüncü taraf/lar, uyuşmazlığa ilişkin bulguları ciddi ve çözüm odaklı olarak araştırarak sonuçları taraflara aktarmalıdır. Bu aşamadaki faaliyetlerin niteliği meseleyi esastan yönlendirme gücü olan tarafların niyetine göre Suriye ve halkının veya hegemonların menfaatine göre şekillenmesini belirleyecektir.
Peki bu süreçte nasıl bir diplomasi yaklaşımı ön görülebilir?

Son dönem diplomasi tarihinde Avrupa, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde iç çatışmalar nedeniyle zayıflayan veya çöken devletlerin meselelerini çözümde ‘geçiş diplomasisi’ veya ‘ihtilaf sonrası yeniden inşa’ diplomasisi denilen yeni bir tarz kullanılmaktadır. Bugün Suriye çökmüş (failed) bir devlet yapısı vardır. Bu diplomasi yöntemine göre, sahada güvenlik operasyonları düzenlemek ilk aşama olarak görülür. Bu bakımdan Suriye içinde gelişmeleri kontrol altına almak, müzakereleri sürdürebilir kılmak adına çöken yapının yeniden kurulması adına güvenlik operasyonları, IŞİD ve PYD gibi unsurların Suriye’nin bütünlüğüne zararlı yapılanmaları ve bu yoldaki gayretleri sınırlandırıldığı ya da tamamen ortadan kaldırıldığında ancak ikinci aşama olarak yeni bir yönetimi oluşturmak konuşulabilir. Akabinde ise ülkede geniş katılımı temsil edebilecek olan-Irak’taki durum bu bakımdan karamsarlığa yol açıyor- seçim reformu yapmak gereklidir. Bu yolla normalleşme ve yeniden ülkenin işleyebilir bir yapıya kavuşması sağlanabilecektir. Irak veya Libya’daki gibi dâhili harici unsurlar bu süreci baltaladığı sürece ve şiddetin sürmesi halinde gerçek ve nihai bir barış söz konusu olamayacaktır. Bütün bunlar sonrasında ise savaş suçlarını tespit edip yargılama mekanizmasını kurmak gelecektir.

Bütün bu diplomasi süreçleri Suriye’de sağlıklı bir zemin ve garantörlerin adil tutumlarıyla gerçekleşecek olursa bir gün Suriye’de çatışmanın yerine yeniden düzenin sesini duymaya başlayabilir. Göçmen akınının Avrupa’ya taşmış olması umulur ki sorunun çözümüne daha samimi yaklaşımların ortaya çıkmasını sağlar. Lakin bilinir ki Batı için menfaat ve hesap her şeyden önce gelir.

Suriye, Orta Doğu kaosunun Arap Baharı hareketleri ile ortaya çıkan stratejiler bataklığı halinden çıkarak yeniden küllerinden dirilecek midir? Yoksa küresel aktörlerin bir yüz evvelki Osmanlı sonrası parçalanma sürecinin yeni bir kavşağında mıdır bunun gelecek günler gösterecektir. 
Uluslararası ortamdan BM çatısı altında çıkacak çözümler daha önceki tecrübeler göz önüne alındığından ne kadar umuda kapı açılabilir bu da son soru. Viyana’daki görüşmelerin ne getirip götüreceği ise yaşanıp görülecek.
 
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC