Hammond’un Niyeti ve Etkisi
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 26.8.2015
Hammond’un Niyeti ve Etkisi İran ve Birleşik Krallık ilişkileri tarih boyunca fırtınalı bir seyir izlemiş, rüzgârların ve ters rüzgârların etkisi yıldan yıla ilişkilerin seyrini başka başka mecralara sürüklemiştir. Ancak aynı kalan tek şey, İngiltere veya daha doğru bir deyimle Birleşik Krallık’ın menfaatlerini hep en ön saflarda tutması, İran’ın da buna kimi zaman ideolojik gibi algılanan bir tutum içinde misliyle mukabele etmesidir. Yıllardır süren çalkantılı ilişkiler bugün hangi yöne evrilmiştir? Bugün bu yazımda buna yanıt aramaya çalışacağım.

“En Şeytan Batı Ülkesi”
Batı’nın İran’ı bir “şeytan ekseni” olarak nitelemesine alışmıştık. Ama İran’ın Birleşik Krallık’a özellikle son yıllarda hangi gözle baktığı, dikkatli okuyucuların bile gözünden kaçmış olabilir. Bu nedenle 2009 yılında, İran’daki tartışmalı seçimlerden sonra Ayetullah Hamaney’in Birleşik Krallık’ı nasıl “Batı’nın en şeytani ülkesi” olmakla itham ettiğini hatırlatmak isterim. Hamaney’e göre İran’daki karışıklıkların nedeni Birleşik Krallık ve bu ülkenin İran’a gönderdiği casuslardır. Bunu niye yapmıştır? İlk defa mı yapmıştır soruları elbette ithamı bir Ayetullah yapınca sorgulanmaz. Ayrıca İran halkı, 1998 yılından itibaren İran ve İngiltere ilişkilerinin “normal”leşmeye başladığını, 2001 den itibaren 1979 İran devriminden sonra ilk devlet ziyaretlerinin bile yapıldığını unutmuşa benzemektedir. Oysa 2004 depreminden sonra, Kraliçe oğlunu bile İran’a göndermeyi bir insanlık ve dostluk vazifesi olarak telakki etmiştir. Böylece dünya, bu “şeytanın” bir kez daha insaniyetli bir  “şeytan” olduğunu görmüştür.

Bir Çekim Merkezi Olarak İran: Günah Kimin Boynuna?
Evet, kâğıt üstünde İran-İngiltere ticari ilişkileri pek mütevazıdır. 2004 yılında 380 milyon Dolar’ı (450 milyon Pound) pek aşmamıştır. Ama liberalleşmeye başladığı düşünülen İran ekonomisine Birleşik Krallık şirketlerinin bağladığı büyük ümitler vardır. Yine de bu ümitler, 2009-2011 yılları arasında yavaş yavaş başlayan Birleşmiş Milletler yaptırım uygulamalarının İngiltere’de de hayata geçmesi ile bir başka döneme ertelenmiştir. Ama sözü geçen dönemde o nam-ı diğer “şeytan” adasındaki “en büyük şeytan”a bile pabucunu ters giydirebilecek kapasite ve güçteki, en az 7 İngiliz silah şirketi, özellikle İran hava kuvverletlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya devam etmiştir.  Hatta devrim muhafızları ile nükleer parçaları bile el altından İran’a sevkettikleri rivayet olunur. Günahı boyunlarına.

2009’un Sert Rüzgârları ve Sonrası
2009 yılındaki karşılıklı atışmalar, iki ülkenin karşılıklı olarak diplomatik ilişkileri askıya almaları ile sonuçlanmış, yangın sırasında tazyikli su ve köpükle acil müdahalede bulunması gereken itfaiyeci konumundaki diplomatlar, bir anda sınırdışı edilmişlerdir. Önce İran’ın tepkisi ile başlayan süreçte, herhalde 2009 yılında, Birleşik Krallık’ta bulunan 1,7 milyar Dolarlık varlığının, yaptırımlar dolayısı ile dondurulmasının etkisi vardır.  2011 yılı boyunca süren sert rüzgârlar, 2012 de İran Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulununca iyice şiddetlenmiş, Hatta o tarihte savunma bakanı olan  Philip Hammond, tehdidin uygulamaya geçmesi halinde, İngiliz donanmasının müdahale edeceğini açıklamıştır. Eğer mer’iyetteki yaptırımlara rağmen, İran’dan petrol ithal etmiyor olsaydı, ali menfaatleri bir tehdidle köşeye sıkışan Birleşik Krallık, İran’a karşı böyle bir karşı tehdid kartı açar mıydı?

 Esmeye Başlayan Meltem Yelleri ve bir Resm-i Küşad’ın Perde Arkası
Ruhani’den olumlu beklentiler ile 2013 den itibaren, İngiltere ve İran arasında esen sert rüzgârların yerini ferahlatıcı bir imbat’a bıraktığını görüyoruz. Adım adım uzlaşma 2014 yılında başlayan diplomatik ilişkiler ve nihayet Cameron ve Ruhani’nin Birleşmiş Milletler buluşması ve tevatürata bakılırsa ISIS’e karşı ortak cephe açmak konusunda yaptkları görüşme, ilişkilere şeker-bal serpti. Şimdi görünen o ki, iki ülke geçen hafta karşılıklı olarak Büyükelçiliklerini açtı. Bu, ilk başta, ortak düşman ISIS e karşı tahkim edilen bir başka saf gibi görülüyor.
 
Ayrıca artık Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı koltuğunda bulunan Philip Hammond, Tahran’da bizzat arz-ı endam ederek, Krallığın Tahran büyükelçiliğinin yeniden Resm-i Küşad töreninde bulundu ve bunu iki ülke için, ilişkilerde yeni bir aşama olarak niteledi. Bu yeni aşama aslında ne ISIS’in, ne de Ahuramazda’nın işi. İran’ın nükleeer proğramı P5+1 ile üzerinde varılan anlaşmanın, Birleşik Krallık için, ne gibi çıkarları başka ülkelerden önce harekete geçirebileceği ile ilgili.
 
Bu arada Suriye üzerinde de bir çözüm önerisi geliştirirler mi? Sanmıyorum. Suriye krizinin sürmesi, hem İran, hem de Birleşik Krallığın bir süre daha işine gelecektir. Kaldı ki Hammond zaten Ruhani ile olan buluşmasının ardından, Suriye konusunun ayrıntılarına girmek için henüz zeminin uygun olmadığını bizzat açıklamıştır.
 
Hammond Malı Hamudu ile Götürmek İsteyince 
Hammond, “İran ve Birleşik Krallığın bundan önce hiç olmadığı kadar yakın olduğunu, gerçekten normalleşen, dinamik, müteşebbis, güvenilir ve orta sınıfı gelişen bir İran ile tesis edilen yakınlığın her ülke içinde iyi olacağını” söylemiştir. Mezarlık ziyareti yapıp, anılara ve geçmişe saygılı davranmıştır. Sözü ve davranışı ile ilişkileri başka ülkelerden önce, kendi ülkesinin lehine çevirmeye ve tabiri caiz ise Birleşik Krallığın İran ile ilgili menfaatlerini, ülkesine “ hamudu ile” götürmeye hazır olduğunu göstermiştir.  Bunu başka ülke temsilcileri izleyecektir. Bekleyip seyredelim.


Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC