Ortadoğu'da Esas Sorun Kimlik ve Gelir Dağılımı
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist
Yayın Tarihi : 21.5.2015
Ortadoğu'da Esas Sorun Kimlik ve Gelir Dağılımı 19. yüzyılın başlarında Ortadoğu’nun politik taksimi, etnik yapı ve mezhep üzerinden değil, sömürgecilere koşulsuz destek veren kabileler üzerinden yapıldı. Devletlerin isimlerini sömürgeci emperyalistler belirledi. Petrol, sömürgeciliğin vazgeçilmez enerji kaynağı haline gelince, petrol zengini ülkeler de emperyalistlerin pazarı haline geldi. Böylece Emperyalizmin kontrol ettiği monarşiler de dolaylı olarak kendi vatandaşlarını sömürmeye başladı. Gelir dağılımı adaletsizliği nedeniyle toplumsal huzursuzluk arttı. Burjuvazi ve sermayenin olmadığı bu geri kalmış toplumlarda kendine özgün ideolojiler gelişemedi. Ekonomik çıkarlar için mücadele verecek sınıfsal bir yapılanma oluşamadı. Bu nedenle ekonomik yönden aşağı tabakada kalanlar ve yönetimlerde yeterince söz sahibi olamayanlar kendilerini karşıt mezhepler üzerinden ifade etmeye başladılar. Bu bağlamda sömürgeci monarşileri Şiiler yönetiyorsa, karşıtlar Sünniler, Sünniler yönetiyorsa, Şiiler karşıt grupları oluşturdu. Azınlık mezheplerin yönetimindeki monarşiler giderek otoriterleştiler. Bu durum İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam etti. Savaş sonrası en stratejik gelişme 1948 yılında İsrail Devletinin kurulması oldu. İslam dünyasının kalbinde Yahudi bir devlet! Siyonizm’in fikir babası Theodor Herzl Yahudi devletinin Filistin veya Arjantin’de kurulmasını sorgulamıştı. Hatta 1903’te İngilizler Herzl’e Uganda’da toprak vermeyi teklif etmişti. Ancak Filistin, Yahudilerin tarihi evi konumundaydı. Herzl, Eğer Sultan Hazretleri (Osmanlı) bize Filistin’i verseydi, biz Türkiye’nin bütün maliyesini yeni baştan düzenleme görevini üstlenebilirdik; [1] demiştir. Özetle İsrail Devletinin kurulması Araplarca Ortadoğu’da bir tehdit olarak algılandı. Bu yaklaşım Arap Milliyetçiliğinin yükselmesine yol açtı.  İsrail’in kurulduğu 1948 yılı, II. Dünya Savaşı’nın yaralarının sarılmaya başlandığı ve bölgede savaş yorgunluğunun yarattığı bir güç boşluğunun olduğu bir dönemdi. İsrail’in komşusu Mısır’ın başını çektiği, Arap milliyetçiliği, Cezayir, Suriye, Irak ve Libya’da yankı buldu ve rejimleri değiştirdi. Soğuk Savaşın en şiddetli dönemindeki bu gelişmelere Sovyetler Birliği de yakın destek verdi. Böylece Akdeniz’de tutunma noktaları elde etti. Mısır’ın 1967’de Suriye ve Ürdün ile birlikte İsrail’e feci bir şekilde yenilmesi ile Arap milliyetçiliği de cazibesini kaybederek yerini İslamcılığa bırakmaya başladı. Arap Milliyetçiliğinin son iki kalesinden Irak 2003’de ABD tarafından yıkılırken, Suriye hala direnmeye devam ediyor. Irak Savaşı sonrası bölgede Kürt milliyetçiliği kendine özgü bir yaşam alanına kavuşurken, Arap dünyasındaki insanlar, mezhep temelli dar bir çerçeve içine hapsolmak zorunda bırakıldılar.
 
 
Sünni Askeri Güçler Nasıl Doğdu
Ortadoğu’da ABD’nin Irak’a müdahalesi ile bozulan siyasi ve ekonomik denge, tüm Arap Yarımadası’na yayıldı. İran’ın Sünni Saddam diktatörlüğü ile dengede tutulan Şii nüfuz alanı ortadan kalktı. Böylece İran sadece Irak’taki çoğunluğu teşkil eden Şiilerin değil, aynı zamanda diğer monarşilerdeki azınlık durumundaki Şiilerin de hamisi ve destekçisi konumuna yükseldi. İran’dan Lübnan’a ve Yemen’e uzanan iki Şii stratejik ekseni var. Bu eksenler üzerinde yer alan Irak ve Suriye dışındaki tüm monarşiler İran’ı tehdit olarak algılıyorlar. Bu endişeyi ABD ve İsrail çok daha fazla duyuyor olmalılar. Çünkü bu sonuç onların eseridir.  Obama, geçtiğimiz hafta Körfez ülkelerinin güvenliği için İran’a karşı garanti verdi.  Irak ve Suriye’nin yıkılmasının sebep olduğu güç boşluğu,  bölgede kontrolsüz siyasi ve askeri yeni güçler yarattı. Irak’ta seçimle iş başına gelen İran yanlısı Maliki’yi durdurmak için İŞİD ve benzeri örgütlere göz yumuldu. Başlangıçta destek verildi. Hala da verildiği yönünde düşünceler devam ediyor.  İŞİD, El Kaide ve diğer isimlerle adlandırılan bu güçler, savaşlarını Sünni mezhep temsilciği üzerinden sürdürüyorlar. İŞİD, Irak ve Suriye arasında bölgede Şiilere karşı Sünni çoğunluklu bir tampon bölge yarattı. İŞİD Ambar bölgesinde Ramadi’yi ele geçirmiş durumda. Suudi Arabistan Yemen’de Şiilere karşı harekât yürütüyor. Saddam döneminde dışlanan ve baskı altında tutulan Şiiler şimdi İŞİD karşısında ölüm kalım mücadelesi veriyorlar. ABD’nin Kürtlere verdiği askeri lojistik desteğin Iraklı Şii milislere aynı derece sağlandığını söylemek zor görünüyor. Görünen o ki, İran’ı bölgede tam anlamıyla etkisiz hala getirmedikçe, İŞİD ve benzeri İran karşıtı örgütlerin bölgedeki varlıkları devam edeceğe benziyor. İŞİD bir milyonu petrol satışından olmak üzere ayda 5-7 milyon dolar geliri olan bir örgüt. Bu sanal devletçiğin haritadan silinmesi için kara savaşı şart. Ancak İsrail ve ABD’nin yüksek çıkarları şimdilik bunu yapmanın zamanı olmadığını düşündürüyor. Altı ay önce Kürtleri de hedef alan İŞİD bundan vazgeçmiş görünüyor.  Bölgedeki çatışmalar, Sina, Suriye, Irak, Yemen, Lübnan ve Libya’yı da içine alan geniş bir coğrafyada devam ediyor. ABD ve İsrail’in küresel çıkarlarının hedefi olan İran ile Suudi Arabistan’ın bölgesel hedefi olan İran uzun vadeli bir yıpratma stratejisi kıskacında. Durum 1979-1989 yılları arasında Irak ile İran’ı savaştırarak her iki tarafı da yıpratan ABD stratejisinin aynısı. İran, nükleer görüşmelerin sona ermesi sonucunda kaldırılacak ambargo ve yaptırımların havucu ile İŞİD, El Kaide ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun sopası arasında bırakılmış gözüküyor. Ancak İran’a uygulanan çift taraflı bu baskının, Japonya’yı Pearl Harbour’a saldırmaya mecbur bırakan bir seviyeye gelmemesini dileyelim. Aksi takdirde Basra Körfezi bir ateş topuna dönüşebilir. Bu topun merkezinde hiç şüphesiz Bahreyn’deki ABD Donanma üssü yer alacaktır.
 
Çözüm Hem Zor Hem Kolay
Sorunun merkezinde yer alan karşıt kutuplar İran-Suudi Arabistan, İran-İsrail’dir. İran’ın çözümün merkez ülkesi konumundadır. Bu durumda stratejik seviyede öncelikle iki çözüm seçeneği var;
·         ABD ve Rusya desteğinde İran İsrail ilişkilerinde karşılıklı güvene dayalı yeni bir pencere açılması
·         Suudi Arabistan-İran arasında bölgedeki güç ve mezhep dengelerini dikkate alan güçlü bir barış anlaşması yapılması
Bütün bunların kâğıt üzerinde kalmaması için bölgedeki tüm monarşilerin kendi halklarına mezhep değil vatandaş kimliği üzerinden eşit bir şekilde yaklaşması gerekmektedir.
 


[1] Theodor Herzl, Yahudi Devleti, Ataç Yayınları 2007 s. 41-42
 
Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC