Neden Kemer Sıkmaya Karşılar?

Yorum

İnsanlar tüketim toplumu kalıplarını çok, hem de pek çok sevdi....

İnsanlar tüketim toplumu kalıplarını çok, hem de pek çok sevdi. Her benliğe, her bedene uyan tüketimi  kısmak değil, çeşitlendirmek ve arttırmak hemen her ülkede istenen bir şey. Bunun genellikle istisnası, çevre dostu ve sürdürülebilirlik savunucuları. Yaşamını doğal ve sınırlı miktarda gıda, giyim, yakacak ve yatacak yer tüketerek sürdüren marjinal komün sakinleri hariç, hemen herkes kendince  çok kazanıp, çok harcamayı heedfliyor. Tasarruf mu? Onu başkaları yapsın, bize de versin düşüncesi bir çok ülkede egemen tavır.
 
Küreselleşme ve Kapitalism Karşıtları
Tüketim kapitalismin türevi. Tüketim karşıtları gibi görünen gruplar ise genellikle aynı zamanda küreselleşme ve kapitalizm karşıtı. Ama bunların hangileri ulusalcı, hangileri israfa karşı, hangileri vandal veya adalet yanlısı pek belli değil. Ancak dili, kültürü, dini, imanı veya amacı ne olursa olsun farklı farklı ülkelerden gelerek meydanlarda buluşan kalabalıkları, 1990 lı yıllardan itibaren özellikle “serbest ticaret” karşıtı olarak görmeye başladık. Sosyal medya araçlarının 1990 lardaki sınırlı imkanlarına rağmen, Seattle’da, Viyana’da, Paris, Cenevre veya Cancun’da ortalığı yakıp yıktılar ve “ticaretinin serbestleşmesini istemezük” dediler. Ama bunları tüketim düşmanı değil, yerel emek dostu olarak düşünmek daha doğru olurdu. Çünkü, zirvelerin toplandığı ücra dünya köşelerine seyahat edecek kadar para sahibi bu insanlar, ticaret yolu ile ulusal işgücü üzerinde oluşan ücret ve işten çıkarma baskısına isyan ediyor, bir anlamda, yerli malı tüketmeyi refahın en önemli koşulu olarak düşünüyorlardı. Evet ticari kapitalizmi de yeriyorlardı. Ama düşündükleri yanlız kendi zengin ülkelerindekiçalışanlardı. Fakir ülkelerin ise serbest ticaret ile  kalkınmalarını, istihdam olanakları artan o fakir insanların bulundukları yerlerde kalmalarının önemini ise pek düşünmüyorlardı.
 
Gerçekten  İsraf Karşıtı Olanlar
Kim bunlar? Bu tip insan profili, yine kendini “kapitalizm karşıtı” olarak tanımlamakla birlikte, genellikle temelde iki şekilde ortaya çıkmaya başladı: Bunlardan ilki,  ABD   de geçmiş yıllarda gördüğümüz türden, bir “Wallstreet’i işgal et” tarzında, diğeri ise geçen haftalarda AB de,  kapitalizm karşıtı Blockupy hareketinin çağırısıyla yapıldığına tanık olduğumuz türden ve  kamusal alanda yapılan israfa isyan etmek biçiminde. 
 
Hatırlarsanız Blockupy grubu, 10 binden fazla göstericiyi harekete geçirerek  Frankfurt’ta Avrupa Merkez Bankası'nın 1.3 milyar Euroya malolan yeni binasının açılışını protesto etti. Her iki çeşit tepki de insanların kamu güvenlik güçleri ile çatışmasına tanık olduk. Hem Walstrret karşıtlarına karşı, hem de Frankfurt’ta, polis, gözyaşı bombası veya biber gazı kullandı. Polisler de dahil insanlar yaralandı veya gözaltına alındı. Son olaylarda Frankfurt cehenneme döndü. İş yerleri kepenk kapadı. Alman çalışma temposu şaştı. 
 
Ama ilginç olan şu ki, her iki gruptaki “kapitalism karşıtı”  göstericiler de, Wallstreet’i veya inşaa edilen yeni Merkez Bankası binasını, yozlaşmanın ve yoksullaşmanın başlıca sorumlusu ve sermayenin güç sembolü olarak görmekle birlikte, kemer sıkma politikalarına karşı çıktığını açıkladı.  
 
Kemer Sıkma Neyle Özdeş? 
Hangi ülkede olursa olsun kemer sıkma politikaları, ekonomik konjonktürün daralma zamanında  uygulamaya giriyor. Hedef, hem kamu, hem özel tüketim harcamalarını sınırlamak ve böylece sorun yaşayan ülkelerin iki yakasını bir araya getirmek. Aslında kimsenin, ucu kendisine dokunmadıkça kamu harcamalarının kısılmasına itirazı olmuyor. Ama kamuda işten çıkarma, ücret dondurma veya ücret ve maaşları azaltma söz konusu olunca kopuyor ilk kıyamet.
 
İkinci kıyamet, kamu gelirlerini arttırmak gereği olarak ortaya çıkan vergi arttırma zorunluluğuna tepki olarak patlıyor. Kimse, ama hiç kimse vergi veya ek vergi ödemek istemiyor. Çünkü vergiler, bireysel tüketimin azalması anlamına geliyor. Vergi ceza, iç borçlanma külfet. Tasaruffa faiz hak. Ama borca yüksek faiz haksızlık. Tabii insanın alacası, zor zamanlarda belli oluyor ve herkez kendi derdine, her ülke kendi bekasının endişesine düşüyor. Böyle olunca da ne komşuyu kollamak, ne fakir fukarayı düşünmek,  ne de AB gibi bir ortaklıkta, daha zordaki bir ortağı gözetmek düşüncesi kalıyor.
 
Tüketim Arzusu Fazla, Çalışma ve Tasarruf Eğilimi Düşük Olunca 
Her ülke daha yüksek bir tüketim düzeyi ve yüksek tüketim ile özdeşleşen refah artışı hedefliyor. Bazıları bunu adaletin hassas terazisi ile gerçekleştirebiliyor ve halk katına yayabiliyor. Üstelik bunu tasarrufu da ihmal etmeyerek, çalışma istek ve ahlakını asla kaybetmeden yapabiliyor.
 
Çoğu ülke ise sosyal adaletsizliğin pençesinde, yolsuzluğun doruğunda, kaptan kaba boşalıyor, yoksulluğu azaltamıyor, zenginliği de içine sindiremiyor. İyi zamanlarda, yarın olmayacakmışcasına yaşamak, zor zamanlarda ise başkalarına başvurmak, onların tasarruflarını kullanmak, vermezler veya koşullu vermek isterlerse kafa tutumak, diklenmek, tehdid veya şantaja başvurmak, iyi politika uygulamaktan daha kolay oluyor. İşte şimdi Yunanistan, daha doğrusu Tsipras hükümeti ile Almanya’nın ilişkisi, böyle bir ilişki haline gelmiş durumda. Yunanistan, Tsipras’a rağmen kemer sıkmak istemiyor. Almanya da direnebildiği kadar direnip, damla damla vermek istiyor.     
 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3264 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3264