Adını “Libya Temas Grubu” Koydular
Sema KALAYCIOĞLU
Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU
Yayın Tarihi : 21.6.2011

İlan edildiği gibi 13 Nisan’da Doha’da toplandılar. İşleri bir gün içinde toparladılar. Ben sorumluluk eşgüdümü Türkiye-Katar-İslam Konferansı ve Arap Liginden oluşacak yeni bir kuartete devredilir sandım. NATO suz yapamadılar. Ama Afrika Birliğini dâhil etmeleri iyi bir fikirdi. Ben “bir girişim” diye başlık atmıştım. Onlar zirve diyemediler. Adını “Libya Temas Grubu” koydular. Libya ile teması, “davetsiz misafir” olarak kabul edilen ve Kaddafi’nin İngiltere’den sığınma hakkı alan Dışişleri Bakanı Musa Kussa ile yaptılar. Aynı zamanda görüşmeler Libya Geçici Ulusal Konseyi Başkan yardımcısı Abdel Hafiz Ghogaile sürdürüldü.  Ben bağışçılar konferansı olur beklentisindeydim. Onlar Libya için Libya’nın dondurulmuş fonlarından ihsan-ı şahanede bulunacaklarını açıkladılar. Pratik bir yöntem buldular. Elbette, ABD kendi, AB ise “Domuzların”(PIGS)*dertleri ile haşır neşir iken başka türlüsü zor olurdu. Hangi yangına koşsun zavallılar? Kendi yarattıklarına mı? Başkalarının çıkardıklarına mı? Hem de elleri böylece kirlenmeyecek. Günün birinde hesap sorulursa, “biz isyancılara para vermedik. Libya halkının parasını Libya’ya verdik” diyecekler. Bir tek Birleşmiş Milletlerin acil finansman olarak ortaya koyduğu 310 milyon dolar var ki, bu sembolik miktar da, Batı’nın Libya’da açılabilecek yeni dönemden fazla bir “kaz beklemediğini” gösteriyor. Yoksa daha fazla “tavuğu” esirgemezlerdi.

Türkiye’nin “Dokunaklı” Sesi

Adı ne olursa olsun Doha toplantısının yapılacağı, Türkiye’de yüksek bir ses tonu ile açıklanmıştı. Ama herhalde seçim beyannameleri nedeni ile olsa gerek, kararları içeren sonuç bildirgesini, “sızan haber” olarak yabancı basından okuyor ve değerlendirmeye çalışıyorum. Büyüklerimiz bu konuyu sanki geçiştirdiler. Ama yine de,  acaba yeni bir ses tonu ayarı var mı diye merak ediyorum. Üstelik Sayın Başbakan seçim beyannamesinde, dış politika olarak, “Balkan ülkeleri ile işbirliği” konusunu açıklayınca, acaba Türkiye’nin yeni iktidar dönemi hazırlıklarında, bir etki odağı değişmesi mi olacak diye düşünüyorum. Hani Balkan’lar daha kolay bir coğrafya değil. Ama ne de olsa orada AB var. 

Toplantı ile ilgili olarak bir ara bir TRT kanalında kısa bir haber duydum. Ama gazetelere pek bir şey yansımadı.  Katar Başbakanı, bu ülkenin doğal gaz dâhil olmak üzere, insani ihtiyaç maddelerinin sevkiyatına hemen başlanacağını açıklamakla kalmamış, ayrıca hâlihazırda 6000 Libyalı mülteci kabul ettiklerini belirtmiş. Tabii Afrika Birliğinin ateş kes çağrısı devam.

Yabancı basında, Türkiye’ye yapılan gönderme pek kısa. Ancak Türkiye’nin önerdiği ve Kaddafi güçlerinin, kuşattıkları şehirlerden çekilmesini öngören “ barış için yol haritasının” tartışılacağına değiniliyor ki, Bingazi ile Trablusgarp arasında bir uzlaşmayı gerektirdiği düşünülen öneriye, isyancıların tepki gösterdiği anlaşılıyor.İsyancılar özellikle Türkiye’nin “ Libya halkının arzuları” ifadesine açıklık getirilmesini isteyerek, artık bu saatten sonra Libya halkını kendilerinin temsil ettiğini ve “devrimin kardeş liderine” artık tahammül edemeyeceklerini ifade ediyorlar**. Galiba Türkiye bu defa ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabildi.

“Bile bile Lades” mi?

Ancak Doha toplantısında, NATO harekâtına karşı çekimser bir tutum sergileyen Almanya’nın sesi epeyce duyuluyor diyebilirim.  Almanya Dışişleri Bakanı Westerwelle, dışarıdaki Libya fonları ile finansman sağlanmasını ilginç bulduğunu söylemiş. Ama yine de mülahazat hanesini açık bırakmış. “Eğer bu fonlar Libya’nın hükümet fonları ise, Libya halkına aittir” demiş. Bu ne demek şimdi? Yani Kaddafi’ye ait ise özeldir. Dokunulamaz mı demek istemiş? Bilmem birlikte düşünelim. Zaten hangi ülkelerdeki dondurulan fonların eritileceği de henüz açıklanmadı. Almanya’da ne kadar var acaba?

Çok önemli bir husus, sağlanacak mali olanakların, sadece insani amaçlar için kullanılacağı kararı. Yani isyancılar bu para ile silah alamayacak ama ilaç,  yemek, ekmek ve su alabilecek. Ancak Westerwelle,  sağlanacak mali olanakların, Bingazi yönetimi tarafından silah satın almak için kullanılacağından endişe duyduğunu ifade etmiş. Ee! Para tavuk alsınlar diye verilirse tabii bile bile lades olur. Ama kim bilir belki Westerwelle’nin aklına Libya’daki isyancılara kimin silah satacağı veya onların kimden silah ve mühimmat almayı isteyecekleri soruları da gelmiştir. Benim aklıma gelen soru ise başka.  Acaba bundan sonra, böyle durumlarda,  silah satıcı ülkelere de yaptırım uygulanabilecek mi?  İran’a nükleer zenginleştirme için madde veya teknoloji satan sonra da İran’dan hesap soran kimlerdi? Orta ve uzun menzilli füze satan, sonra acaba bunların hedefinde neresi var diye hayıflananlar kimlerdi?  Ama anlaşılan Abdel Hafiz Ghoga pek tatmin olmamış ki, “eğer bize silah satmayacaksanız siz saldırıları dozunu arttırarak sürdürün”  demiş. Galiba 100 milyar dolarlık bir fonu da az bulmuş. Daha fazlasını istiyor.

Bu Düzen Yeni mi?

Orta Doğu’daki değişim rüzgârları, çöldeki kumların üzerindeki resimleri değiştirircesine, düzeni kökünden değiştiriyor. Değişen veya değiştirilmek istenen sadece iktidarlar değil. Dünyada müzakere düzeni değişiyor. Sorunlara çözüm arayış biçimi de değişiyor. Veya hepsi aynı kalıyor da gündemimizde 20 yıldır yer alan o iyi yönetişim ölçütleri etkisi ile artık kapalı kapılar ardında iş yapılmıyor. Her şey şeffaflık(transparency) içinde, gözler önünde yapılıyor.  Doha’da NATO, Afrika ve Arap ülkeleri, Libya’lı isyancıları destekler bir kale oluşturdu. Bu gizli değil aleni. Artık kim CIA veya bir başka örgüt gizli gizli hükümet deviriyor diyebilir ki?

Şimdi merak ediyorum. 20. yüzyılın başında, acaba o sınırlı seyahat olanakları içinde, örneğin Şerif Hüseyin ile nasıl toplanıyorlardı? Osmanlı isyancı guruplarına çil çil paraları nerelerden veriyorlardı? Bakın yanlış anlaşılmasın ben bugünü veya 20. yüzyılın son on-on beş yılını sorgulamıyorum. Örneğin Öcalan ile toplanıyorlar mıydı veya parasal destek veriyorlar mıydı diye sormuyorum.  Sadece birden bire okuduğum o eski “resmi tarih” geliyor aklıma da acaba mekân ve aktörler farklı ama tarih tekerrür mü ediyor diye düşünüyorum. Ve sonra aklıma Mehmet Akif’in unutulmaz dizeleri geliyor.

“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;

 Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”



* PIGS, Portekiz, İrlanda, Yunanistan ve İspanya’ nın baş harflerinden oluşturulan ve şu anda AB nin mali olarak dar boğazda olan ülkelerini simgeleyen bir kısaltma

** bknz  Guardian. Co.uk (13. Nisan 2011) http://www.guardian.co.uk/world/2011/apr/13/libya-contact-group-funds-opposition

 

Diğer Yazıları
© 2018 TASAM Tüm hakları saklıdır.
Developer KILIC