Son Gelişmeler Işığında Türkiye-Ermenistan Sınır Kapısı Ve Karabağ Sorunu

Yorum

Azerbaycan’ın Dağlık (Yukarı) Karabağ ve çevresindeki yerleşim bölgelerini kapsayan ve Azerbaycan topraklarının yaklaşık %20’sini teşkil eden kısım 1989-1993 yılları arasında Ermeniler tarafından işgal edildi. İşgalden sonra Sovyetler Birliği döneminde sıkı bir ekonomik ilişkiye sahip olan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki siyasi ve ekonomik ilişki kesildi....

Azerbaycan’ın Dağlık (Yukarı) Karabağ ve çevresindeki yerleşim bölgelerini kapsayan ve Azerbaycan topraklarının yaklaşık %20’sini teşkil eden kısım 1989-1993 yılları arasında Ermeniler tarafından işgal edildi. İşgalden sonra Sovyetler Birliği döneminde sıkı bir ekonomik ilişkiye sahip olan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki siyasi ve ekonomik ilişki kesildi.
Azerbaycan topraklarının işgal edilmesi üzerine Türkiye ise, Ermenistan ile olan ilişkilerini kesti ve kara sınırlarını kapattı.
Böylece 1990’ların başından günümüze kadar geçen süreçte Türkiye ile Ermenistan arasında, sınır kapılarını kapalı olması da dahil olmak üzere, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kurulmasının önünde yer alan temel engellerin başında, Karabağ ve çevresindeki bölgelerin Ermenistan tarafından işgali ile yaşanan Karabağ sorunu yer almıştır. Türkiye, Karabağ işgalinden günümüze kadar yapmış olduğu açıklamalarda, sınır kapılarının açılması için Karabağ sorununun çözümüne ilişkin olumlu adımların atılması gerektiğini şart koşmuştur.
Ancak, işgal edilen topraklardan çekilme konusunda Ermenistan tarafından hiçbir olumlu adım atılmayınca Türkiye’nin de, başta sınır kapıları olmak üzere, tutumunda herhangi bir değişiklik olmamıştır. Her şeye rağmen Türkiye, Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmenin yollarını aramaya devam etmiştir. Nitekim Türkiye, “Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu” adlı bir oluşum amacıyla hamle yapmış ve bölgede barış, istikrar, güven, işbirliği ve dayanışma ortamının oluşmasına daha aktif bir şekilde katkıda bulunmak istemiştir. Türkiye bu çerçevede Ermenistan ile de ilişki kurmaya, sorunları çözmeye özel önem vermiştir. Cumhurbaşkanı Gül’ün Eylül-2008’de Ermenistan’ı ziyareti, diplomatik ilişki içinde olmayan ve sınır kapıları birbirine kapalı iki ülke arasında yakınlaşma adına çok büyük ve yapıcı bir adım. Atılan bu adım, dünya kamuoyunda çok büyük ve olumlu yankı bulmuştur. Ayrıca iki ülke arasında yapılmaya başlayan görüşmelerle, masaya yatırılan sorunları çözüme kavuşturması amaçlanmıştır. Sınırın açılması, diplomatik ilişki kurulması ve iki ülke arasındaki sorunların konuşulması için komisyonların teşkili gibi konuları kapsayan görüşmelerde önemli mesafe katedilmiştir. Nihayet görüşmelere ilişkin konuya müdahil taraflarca yapılan açıklamalar ve ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretindeki konuşması yakın zamanda sınır kapılarının açılması beklentisini iyice artırmıştır. Bu beklenti, Kafkaslar’daki sorunların çözümüne ilişkin süreçte yeni gelişmelerin yaşanmasını da beraberinde getirmiştir.
Süreçte Son Gelişmeler
Obama’nın ziyareti ve sonrasında Türkiye-Ermenistan sınırının açılma konusu yoğun bir şekilde gündemde yer etmeye başladı. Aynı günlerde İstanbul’da yapılan Medeniyetler İttifakı toplantısına Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in katılmayarak yerine kızını göndermesi, Türkiye’nin Ermenistan sınırını açacağına ilişkin haberler üzerine Bakü’nün sözkonusu haberlere, gelişmelere karşı tepkisi olarak değerlendirildi.
Cumhurbaşkanı Gül’ün, 6 Nisan’da Obama’yla görüşmesinin ardından Aliyev’le yaptığı görüşmede Aliyev’e hitaben, “Türkiye ne yapıyorsa Azerbaycan’ı da düşünerek yapar” cümlesi Türkiye’nin Karabağ sorunu ile ilgili konumunun değişmediği anlamına gelmektedir.
Öte yandan 7 Nisanda ABD Başkanı Obama’nın Aliyev’le telefon görüşmesi, Aliyev’in de Obama’yla görüştükten sonra Cumhurbaşkanı Gül’ü araması de süreçte dikkat çeken önemli ve ayrı bir gelişmedir.
Türkiye ile Ermenistan diplomatları arasında yürütülen ve sınırın açılması, diplomatik ilişki kurulması ve iki ülke arasındaki sorunların konuşulması için komisyonların teşkili gibi konularını kapsayan gizli görüşmelerde önemli mesafe katedilmekle birlikte, henüz iki ülke arasındaki sınırların açılması aşamasına gelinmediği anlaşılmaktadır. Gündeme yansıyan gelişmelerden, tepkilerden ve açıklamalardan, sınırın açılması konusunda düğüm noktalarından birinin Karabağ sorunu olduğu anlaşılmaktadır.
Azerbaycan’ı Anlamak
İktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla kısaca bir bütün olarak Azerbaycan, Karabağ sorunu çözülmeden, en azından çözüme ilişkin olumlu adımlar atılmadan, Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasına hem şiddetle karşı çıkmakta hem de tepki göstermektedir. Azerbaycan kamuoyu Karbağ sorununun çözüme kavuşmadan Türkiye’nin Ermenistan sınır kapısını açacağına ihtimal bile vermemektedir. Dolayısıyla Karbağ sorununun çözüme kavuşmadan Türkiye’nin Ermenistan sınır kapısını açmasını, Azerbaycan’a rağmen atılan bir adım olarak değerlendirecektir.
Topraklarının beşte biri işgal altında olan, işgal edilen topraklarındaki doğal kaynaklardan yıllardır mahrum kalan, halkının bir milyonu işgal altındaki topraklardan ülkenin diğer bölgelerine göçe mecbur kalan, böylece hem çok önemli ekonomik kaynaklarından yoksun kalan, hem de çok önemli ekonomik zarara uğrayan Azerbaycan, Ermenilerin Türkiye ile sınır kapılarının açılma isteğinde Karabağ sorununun çözümünü Türkiye’nin Ermenistan’a karşı ön şart olarak ileri sürme kararlığını devam ettirmesini beklemektedir. Yakın günlerde yaşanan gelişmelerde Karabağ sorunu çözülmeden, sınır kapılarını Türkiye’nin açacağına ilişkin beklentilerin, açıklamaların ve iddiaların artması Azerbaycan’ı ciddi şekilde hayal kırıklığına uğratmış ve rahatsız etmiştir. Rahmetli Özal ve Sayın Demirel döneminin aksine Sezer döneminde Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya ülkelerine ilişkin uygulanan “soğuk çehre” politikasının da etkisiyle, Haydar Aliyev sonrası dönemde yönetimde Rusya eğilimine sahip anlayışın daha fazla hakim olmaya başladığı Azerbaycan, yaşadığı şaşkınlıkla, bir yandan Türkiye’ye karşı sert tepki verirken diğer yandan da Rusya’ya daha fazla yakınlaşıcı bir politika izleme sinyali vermeye başlamıştır.
Azerbaycan’ın Türkiye’ye tavır koyma, Rusya’ya ise daha fazla yaklaşma şeklindeki tutumu farklı bir senaryo olarak; Karabağ sorununda herhangi bir gelişme olmadan Ermeni sınırını açması konusunda Türkiye’ye karşı Batı tarafından yapılan baskıyı püskürtmeye yönelik bir tutum, Ermenistan ile ilgili görüşmelerde Türkiye’nin elini güçlendiren bir manevra olarak da değerlendirilebilir.
Dünden Bugüne Türkiye’nin Tutumu
Ortak dil, tarih, coğrafya ve kültürel değerler ile bağlı olduğu, bağımsızlığından itibaren ekonomik, siyasi ve kültürel bakımdan stratejik ortağı olarak kabul ettiği Azerbaycan’ın topraklarının Ermenistan tarafından işgal edilmesi üzerine, Ermenistan ile arasındaki kara sınırlarını kapatarak bölgesel sorunun bir tarafı olan, uluslararası arenada ise Ermeni diasporasının 1915 olayları çerçevesinde oluşturmaya çalıştığı baskıya maruz kalan Türkiye tarafından, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Karabağ sorunu kesin olarak çözülmeden sınırın açılamayacağına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Dolayısıyla sözkonusu demeçlerle, sınırların açılması aşamasına gelinmesinde Karabağ sorununa ilişkin olumlu adımların atılmasının sadece Azerbaycan’ın değil Türkiye’nin de öncelikleri arasında yer aldığı bir kez daha teyit edilmiştir.
Türkiye Başbakanı’nın Karabağ’da barış sağlanmadan “Türkiye’nin nihai anlaşmayı imzalamayacağı, ancak altyapı ve ön çalışmalar yapılabileceği” şeklindeki açıklamasını ise, Türkiye’nin bölgede yer alan ülkeler arası sorunların çözümü için dünden bugüne devam eden aktif ve olumlu tutumunun teyiti olarak yorumlamak gerekir.
Süreçteki Manipülatif Gelişmeler
Sürece yön verme amacıyla spekülatif olmanın ötesinde manipülatif gelişmeler de dikkat çekmektedir:
Ermenistan tarafından yapılan açıklamalar, sınırın açılması adına Karabağ sorununa ilişkin olumlu adım atılması maddesinin görüşme süreci dışına taşınma manevralarıdır. Kafkasya’da yaşanan gelişmelerde ağırlıklı olarak Rusya’ya ve yanı sıra İran’a bağımlı siyaset izleyen Ermenistan, Karabağ’ı işgalden günümüze kadar geçen süre zarfında hiç bir ekonomik başarı elde edememiş, halkının sosyo-ekonomik sorunlarını çözememiş, aksine hem bölgedeki ekonomik boyutu önem arz eden projelerde yer almaktan mahrum kalmış, hem de Azerbaycan’ın yanısıra Türkiye ile sınırları kapalı kalarak önemli ekonomik kayıplara uğramış ve Rusya’ya bağımlı yaşamak zorunda kalmıştır. Sınır kapılarının açılmasını hararetle isteyen Ermenistan, böylece Türkiye üzerinden Karadeniz’e, Akdeniz’e, Avrupa’ya ve tüm dünyaya açılma hesapları yapmaktadır. Dolayısıyla Ermenistan, küreselleşen dünyada “kapalı ülke” olmaktan kurtulmak üzere Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmeyi en kısa sürede gerçekleştirme arzusundadır. Ancak Karabağ’a ilişkin herhangi bir geri adım atmadan söz konusu arzusuna ulaşmak istemektedir. Bu tutumu ise arzusuna ulaşmasına bugüne kadar engel olmuştur ve bu günde engel olmaktadır.
Türkiye’nin sınırın açılmasına ilişkin olumlu adım atmaması halinde ABD Kongresi’nin soykırım tasarısını geçireceğine ilişkin açıklamalar ise Ermeni diasporasının şantajıdır.
Öte yandan Rusya tarafından Azerbaycan’a, Şahdeniz doğalgazını piyasa fiyatlarıyla alabileceğine ilişkin öneride bulunulmasının yanı sıra, 16-17 Nisan tarihleri arasında iş ziyareti amacıyla Aliyev’in Rusya Devlet Başkanı Medvedev tarafından Moskova’ya davet edilmesi ise Rusya’nın gelişmelere çomak sokma; Türkiye-Azerbaycan birlikteliğini bozma; Ermenistan’ın yanı sıra Azerbaycan’ı da yanına çekme, daha doğrusu Azerbaycan’ın aklını çelme girişimleridir.
Ermeni Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı’nın “bir millet, iki devlet sloganı can çekişmeye başladı” açıklamalarına benzer açıklamalar da yine Türkiye-Azerbaycan birlikteliğine halel getirmeye yönelik provokasyonlardır.
Öte yandan bu süreçte Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin ancak kendi anlayış ve eksenlerinde şekillenmesini,  gelişmesini isteyenlerle, Azerbaycan’ın Türkiye’den uzaklaşarak Rusya’ya yakın hatta Rusya’nın güdümünde bir siyaset izlemesini isteyen ve ülke yönetiminde de etkin olan Azerbaycan’daki bazı güçlerin, Türkiye’yi suçlayıcı ve Azerbaycan kamuouyunu Türkiye’ye karşı kışkırtıcı anlamda, aldatıcı manipülatif girişim ve demeçleri de ayrıca dikkat çekicidir.
Sonuç
Kafkas-Hazar bölgesi, tarihi süreçte olduğu gibi günümüzde de dünyanın güçlü devletlerinin dikkat ve de çatışma merkezlerinden biridir. Bölgede dikkatlerin üzerinde yoğunlaştığı çatışma noktalarından biri de Karabağ’dır. Karabağ sorunu başta olmak üzere bölgedeki problemlerin temelinde, bölgenin jeopolitik konumu ve önemi, tarihî coğrafyası, çok kültürlülüğü, etnik ve dil çeşitliliğinin yanısıra ve de daha da önemlisi stratejik öneme sahip zengin petrol ve doğalgaz rezervleri ve sözkonusu enerji kaynaklarının dünya piyasasına ihracı ile ilgili niyetler yatmaktadır. Dolayısıyla Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgali ile başlayan Karabağ sorununa sadece Ermenistan-Azerbaycan çatışması olarak bakılamaz.
Rusya’nın ve ABD’nin bölgeye ilişkin politikaları dikkate alındığında Karabağ sorununun mutlak anlamda çözümü, kısa vadede mümkün gözükmemektedir. Ancak Karabağ olmasa da çevresindeki bölgelerden Ermenistan’ın çekilmesi taraflar arasında sorunun çözümüne dolayısıyla Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasına imkan verecek olan bir adım olabilir.

<<>>


Nitekim Ermenistan’ın sözkonusu bölgelerin Azerbaycan’a ait olduğunu kabullenerek buralardan çekilme eğilimi içinde olduğu, süreçteki olumlu beklentiler arasında yer almaktadır.
Karabağ’ın işgali ile başlayan sürecin müsebbibi olmanın yanısıra süreçten olumsuz şekilde en çok etkilenen Ermenistan’ın, sürecin başlangıcı olan Karabağ’ın işgaline ilişkin geri adım atmaması durumunda, Türkiye ile arasındaki kara sınırının açılması da dahil olmak üzere, iki ülke arasındaki ilişkilerin normale dönmesi mümkün gözükmemektedir.
Karabağ sorununun çözümüne ilişkin olumlu adım atılmadan Türkiye-Ermenistan sınır kapılarını açarak Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmesi ise; Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin zarar görmesine, ABD-AB-Türkiye üçlüsünün Kafkasya siyasetinde darbe almasına, Hazar enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Batı piyasalarına ulaştırılması konusunda Nabucco doğalgaz boru hattı projesinin gerçekleşmemesinin ötesinde aktif boru hatlarının da etkinliğinin azalması, Rusya üzerinden boru hatlarının öneminin daha da artmasıyla Batı piyasalarının enerji güvenliğinin tehdit altına girmesine, Azerbaycan’ın biraz daha Rusya’ya yakınlaşması ile Rusya’nın bölgede etkinliğinin yeniden artmasına neden olacaktır.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4724 ) Etkinlik ( 164 )
Alanlar
Afrika 64 1100
Asya 68 1679
Avrupa 13 1316
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 494
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2741 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 23 564
Orta Doğu 15 1117
Karadeniz Kafkas 2 645
Akdeniz 2 415
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3096 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 1999
Türk Dünyası 19 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3264 ) Etkinlik ( 61 )
Alanlar
Türkiye 61 3264